
YDH- Financial Times (FT), ABD Başkanı Donald Trump'ın ikinci döneminde Dışişleri Bakanlığının “köklü bir tasfiye ve kültürel dönüşüm” sürecinden geçirildiğini bildirdi.
Gazete, kariyer diplomatlarının büyük ölçüde karar mekanizmalarının dışına itildiğini ve ABD diplomasisinin giderek Trump'ın yakın çevresindeki iş insanları, bağışçılar ve özel temsilciler üzerinden yürütüldüğünü belirtti.
FT'nin analizine göre, haziran sonu itibarıyla Almanya'dan Suudi Arabistan'a kadar yüksek profilli görevler dahil olmak üzere ABD büyükelçiliklerinin yarısından fazlası boş bulunurken, Afrika'daki ABD büyükelçiliklerinin yaklaşık “yüzde 80'inde” büyükelçi bulunmuyor.
Ancak ABD Dışişleri Bakanlığı içinde diplomatların mesleki geleceğinin de parlak “görünmediği” belirtildi.
Trump'ın Ocak 2025'te Beyaz Saray'a dönmesinden bu yana "çok aptal bir dış politika kurumu" olarak nitelendirdiği geleneksel diplomatik yapıya yönelik küçümsemesini açıkça ortaya koyduğu kaydedildi.
FT, ABD'nin dünyadaki resmi yüzü ve zaman zaman gücünün sert uygulayıcısı olan Dışişleri Bakanlığı’nın yurt dışında olağanüstü bir saygınlığa alışkın olduğunu belirtti.
Soğuk Savaş'ın sona ermesinden bu yana ABD büyükelçileri ve özel temsilcilerinin, görev yaptıkları ülkelerde zaman zaman "adeta birer imparatorluk valisi gibi" baskın bir rol üstlendiği ifade edildi.
Ancak Trump'ın ikinci döneminin 18'inci ayında bakanlığın yalnızca kenara itilmekle kalmadığı, aynı zamanda adeta "kuşatma altında" olduğu değerlendirmesi yapıldı.
101 büyükelçi adayından yalnızca 9'u kariyer diplomatı
FT, Trump'ın son 60 yıldır uygulanan teamülü terk ederek, geleneksel olarak büyükelçiliklerin “en az üçte ikisini” yöneten kariyer diplomatlarını bir kenara ittiğini bildirdi.
Trump'ın ikinci döneminde büyükelçilik görevleri için gösterdiği 101 adaydan yalnızca dokuzunun kariyer diplomatı olduğu belirtildi.
Bu değişimin, Dışişleri Bakanlığındaki sert personel kesintileriyle birlikte gerçekleştiği kaydedildi. Trump'ın yeniden göreve gelmesinden bu yana bakanlığın personel sayısının 3 binden fazla, yani yüzde 20'nin üzerinde azaldığı aktarıldı.
Trump rejimi yetkilileri, söz konusu yeniden yapılanmayı bürokratikleşmiş ve toplumdan kopmuş bir devlet kurumunda uzun süredir gecikmiş bir “reform” olarak savunuyor.
Yönetim yetkililerine göre Dışişleri Bakanlığı, “ABD'nin ulusal güvenlik hedeflerine ulaşmasına yardımcı olma amacını gözden kaçırarak engelleyici bir yapıya” dönüştü.
Diplomatlar ise "‘Önce Amerika’ kültürü altında bölgesel uzmanlığın küçümsendiğini, uzmanların tasfiye edildiğini ve bakanlığın kaba bir siyasallaşma sürecine sokulduğunu” belirtiyor.
Bu arada ABD'nin geleneksel müttefiklerinin de günlük küresel diplomaside Dışişleri Bakanlığı’nın “dengeleyici sesinin” kaybolmasından yakındığı ifade edildi.
ABD Dışişleri Bakanlığında 31 yıl görev yapan ve Trump'ın geçen yıl göreve dönmesine kadar Washington'ın Pekin Büyükelçisi olan Nick Burns, durumu şöyle değerlendirdi:
"Dışişleri teşkilatının 102 yıllık tarihindeki en yıkıcı krizle karşı karşıyayız."
"Amerikan gücü zayıflıyor"
FT, eski Dışişleri Bakanlığı yetkililerinin yalnızca iş ve statü kaybından değil, kurumsal hafızanın yok edilmesi ve diplomasiden uzaklaşılması nedeniyle “ABD'nin otoritesinin zayıflamasından” da endişe duyduğunu aktardı.
ABD dışişleri teşkilatında 32 yıl görev yapan, Rusya Büyükelçiliği ve Dışişleri Bakan Yardımcılığı görevlerinde bulunan, daha sonra Joe Biden döneminde CIA Başkanı olarak görev yapan Bill Burns, "Durum oldukça kötü" dedi.
Burns, Trump'ın politikalarının bakanlığa, 1950'lerde Senatör Joseph McCarthy'nin "Kızıl Korku" kampanyasının Çin uzmanlığının kaybedilmesine yol açtığı dönemden bile daha fazla zarar verdiğini savundu.
Burns, "O dönem nispeten belirli bir dizi meseleyle sınırlıydı ve Nixon-Kissinger'ın Çin açılımına kadar yaklaşık 15 yıl boyunca ABD'ye önemli bedeller ödetti. Ancak bu kez tasfiye her alanı kapsıyor. Mesele yalnızca bir bölge veya belirli bir uzmanlık alanı değil." ifadelerini kullandı.
Eski CIA başkanı, yönetimin bakanlığa ve kariyer diplomatlarına yönelik "misillemesinin" yanı sıra, "belki daha da kötüsü, profesyonel diplomasiye yönelik küçümseyici tutumuna" dikkat çekti.
İran müzakereleri: "Alt edildik"
FT, Trump'ın, geçen ay İran'la imzalanan ancak iki ülkenin karşılıklı saldırılar düzenlemesiyle neredeyse tamamen çöken mutabakat zaptı gibi anlaşmaları müzakere etmek için yakın çevresindeki isimlere güvendiğini belirtti.
Başkanın birçok eleştirmeninin, anlaşmanın kırılganlığını ve bazı çevrelerce Tahran lehine olduğu belirtilen şartlarını, Trump'ın uzmanları devre dışı bırakmasına bağladığı kaydedildi.
İran'la çeşitli müzakerelerde bizzat yer alan Bill Burns, "Bu durumda İranlı müzakerecilerle rekabet edebilmek için siyasetten bağımsız kariyer uzmanlığına ihtiyacınız var. Kişisel deneyimlerimden biliyorum ki İranlılar konulara son derece hakim. Rusya ve Ukrayna konusunda ciddi bir müzakere aşamasına gelirsek aynı durum orada da geçerli olacaktır." dedi.
Dışişleri Bakanlığı’nda 27 yıl görev yapan ve Trump'ın ikinci döneminin ilk gününde Ürdün Büyükelçiliği görevinden alınan Yael Lempert ise daha sert konuştu:
"Alt edildik. İranlılar deneyimli müzakereciler ve yanlarında bu meseleleri en ince ayrıntısına kadar bilen uzman ekipler getirdiler. ABD ise bunu yapmadı ve böylece kendi tarafını tek yanlı olarak dezavantajlı duruma düşürdü."
Trump rejimi: Dışişleri Bakanlığı politika yapmaz
Trump rejimi, "derin devlet" olarak nitelendirdiği yapıya karşı daha geniş çaplı mücadelesinin bir parçası olarak, Dışişleri Bakanlığı’ndaki kesintileri kurumu "Önce Amerika" gündemiyle uyumlu hale getirecek "düşünülmüş ve dikkatle planlanmış" bir yeniden yapılanma olarak sunuyor.
Bir rejim sözcüsü, reformların bakanlığın "gündemin gerektirdiği hızda" hareket etmesini sağlayacağını savundu.
Üst düzey bir Trump rejimi yetkilisi ise şunları söyledi:
"Dışişleri Bakanlığı’nın işlevi nedir? Kendini dış politikanın merkezi olarak görmeyi seviyor. Bu doğru değil. Görevi, başkanın dış politikasını temsil etmektir, onu oluşturmak değil."
Yetkiliye göre, Marco Rubio, Trump'ın ikinci döneminin başında Dışişleri Bakanı olarak göreve geldiğinde bakanlığa girerek, "Bu sistem çalışmıyor." dedi.
Bakanlık içindeki bazı isimler de kurumun yeniden düşünülmesi gerektiğini kabul ediyor.
Bir kıdemli diplomat, bakanlığın son yıllarda görevlerin örtüşmesi gibi sorunları çözmek için yeterince çaba göstermediğini belirtirken, bir diğeri kurumun siyasi yöneticilerine karşı zaman zaman pasif-agresif davranabildiğini söyledi.
Ancak diplomatlar, reformların bakanlığın topyekûn etkisizleştirilmesi için bahane olarak kullanılmasından endişe ediyor.
Princeton Üniversitesinden Profesör Jacob Shapiro, "Dışişleri Bakanlığının uzun zamandır konsolidasyona ve modernizasyona ihtiyaç duyduğu yönündeki görüşte doğruluk payı var. Ancak bu, ABD diplomasisi açısından sonuçları yeterince analiz edilmeden çok hızlı yapılmış gibi görünüyor." dedi.
Trump diplomasiyi iş insanları ve yakın çevresine bıraktı
FT'ye göre, mevcut yeniden yapılanmanın kökleri, Trump'ın Dışişleri Bakanlığı’nın kendi talimatlarını yerine getirmekte isteksiz davranmasından öfke duyduğu ilk başkanlık dönemine dayanıyor.
Muhafazakâr Heritage Foundation düşünce kuruluşundan James Carafano, Trump'ın ilk döneminin ikinci yarısında Dışişleri Bakanı olan Mike Pompeo'nun, Demokrat veya Cumhuriyetçi birçok selefi gibi, "Ben kendi işimi yaparım, bakanlık da kendi işini yapar" modelini izlediğini belirtti.
Carafano, "Pompeo başkanın istediğini yaptı ancak bakanlığın iç işlerine karışmadı. Modeli, 'Başkanı mutlu et, kurumu da mutlu et' şeklindeydi. İkinci döneminde ise Trump kendi vizyonuyla daha fazla uyum istedi. Mesele, gücü yukarıdan aşağıya kullanmak ve Trump'ın istediği Dışişleri Bakanlığına sahip olmak." ifadelerini kullandı.
FT, Trump'ın ikinci döneminde küresel krizler için seçtiği arabulucuların dış politika hiyerarşisindeki değişimi açıkça ortaya koyduğunu belirtti.
Trump'ın, Steve Witkoff ve Tom Barrack gibi iş dünyasından dostlarına ve bağışçılara, ayrıca damadı Jared Kushner gibi ailesiyle yakın bağları bulunan isimlere güvendiği kaydedildi.
Geçmişte de ABD başkanlarının özel temsilciliklere yakın çevrelerinden isimleri, Londra ve Paris gibi gözde büyükelçiliklere ise siyasi müttefikleri ve bağışçıları atadığı, bunlardan bazılarının başarılı diplomatlar olarak görüldüğü belirtildi.
Ancak önceki başkanların siyasi himayeyi deneyimli diplomatların görevlendirilmesiyle dengelediği ifade edildi.
Nick Burns, 1924'te kurulan dışişleri teşkilatının temel amacının, 19'uncu yüzyılın "himaye ve ganimet sistemini" gerçek uzmanlıkla değiştirmek olduğunu hatırlattı.
Burns, bu sisteme geri dönülmesinin ABD'nin dünyayı anlama ve küresel gelişmeleri yönetme kapasitesini zayıflattığını belirterek, "En deneyimli diplomatlarımızın birçoğu hiçbir prosedür izlenmeden işten çıkarıldı. Artık kararların alındığı odalarda kariyer diplomatları yok. Bu, kendi kalene gol atmaktır." dedi.
"Büyükelçiliklerin görevi lojistik merkez olmaktır"
Trump rejimi ise eleştirilerin büyük bölümünü modern dünyanın gerçeklerinden kopuk olmakla reddediyor.
Rejim yetkilileri, sosyal medya, 24 saatlik haber döngüsü ve dünya liderleri arasındaki doğrudan iletişim çağında, büyükelçiliklerin yerel atmosfer ve siyaset hakkındaki gözlemlerine geçmişe kıyasla daha az ihtiyaç olduğunu savunuyor.
Üst düzey bir rejim yetkilisi, "Bir büyükelçiliğin rolü lojistik merkez olmaktır." dedi.
FT'ye göre, bu ortamda ABD'li diplomatlar yalnızca yönetim tarafından değil, yabancı muhatapları tarafından da rutin biçimde görmezden geliniyor.
Eski bir üst düzey ABD'li diplomat, "Konuştuğum kariyer memurları masalarında gazete okuyor veya hiçbir yere ulaşmayan bir raporu tekrar tekrar yazıyor." dedi.
Avrupa'dan Ortadoğu ve Doğu Asya'ya kadar ABD'nin müttefiklerini temsil eden diplomatlar da geleneksel olarak Dışişleri Bakanlığındaki muhataplarıyla ilişki kurmak yerine Trump'ın yakın çevresine ve özel temsilcilerine yöneldiklerini kabul etti.
Bu değişimin yalnızca nüfuzun nerede bulunduğuyla ilgili olmadığı, ABD'li diplomatların Trump'ın dış politikası hakkında yabancı meslektaşlarından daha fazla bilgiye sahip olmayabildiği belirtildi.
Kariyer diplomatlarının yabancı yetkililerle görüşmeye devam ettiği ancak söyledikleri konusunda "son derece temkinli" davrandığı kaydedildi.
Eski üst düzey diplomat, "Misyon şef yardımcıları ve büyükelçiler büyük ölçüde gerçek raporlama yapmıyor. Washington'a ne gönderdikleri konusunda çok dikkatliler." dedi.
Dışişleri Bakanlığı’nın yanı sıra Trump'ın Ulusal Güvenlik Danışmanlığı görevini de yürüten Marco Rubio'nun, kararların alındığı Beyaz Saray'da, bakanlığın Foggy Bottom'daki merkezinden çok daha fazla zaman geçirdiği belirtildi.
Eski üst düzey diplomat, bakanlığın içinin boşaltılmasını bir Orta Çağ kuşatmasına benzeterek, "Önce gülleleri şehrin içine fırlatırlar, sonra tarlaları tuzlarlar." ifadelerini kullandı.
"Önce Amerika" kültürü ve sadakat testi
FT, hem kıdemli diplomatların hem de MAGA hareketi mensuplarının üzerinde uzlaştığı tek noktanın, Dışişleri Bakanlığı’nın kapsamlı bir kültürel dönüşüm geçirdiği olduğunu belirtti.
Trump ekibinin, liberal, düşmanca ve basına bilgi sızdırmaya eğilimli olarak gördüğü bakanlığa "Önce Amerika" vizyonunu hızla dayatmaya çalıştığı kaydedildi.
Analizde, kurumda "devrim kadar intikam ruhunun da hissedildiği" ifade edildi.
Üst düzey Trump rejimi yetkilisi, "Kendilerini politika yapıcı sanan, sürekli tartışan ve itiraz eden çok sayıda insan vardı. İşleri halletmek çok zordu. Sonunda elinize yuvarlak ifadelerle dolu bir not geçiyordu." dedi.
Kariyer diplomatları ise geleneksel olarak kendilerini siyasi olmayan kamu görevlileri olarak gördüklerini belirterek, çalışanların "sürekli arkalarına baktığı" ve MAGA dünya görüşüne sadakatlerinin sınanmasından endişe ettiği bir korku ikliminin oluştuğu uyarısında bulundu.
Nick Burns, Dışişleri Bakanlığı’nın liberal bir yankı odasına dönüştüğü yönündeki iddiaları reddederek, "Bakanlıktaki yıllarım boyunca insanların seslerini yükseltebildiği ve politikayı yanlış bulduklarında itiraz edebildiği bir ortam oluşturmaya çalıştık. Bizim yaklaşımımız, karar alındığında selam verip yola devam etmekti." dedi.
Bill Burns ise Dışişleri Bakanlığı’nda artık "sadakate" odaklanıldığını belirterek, bunun işe girişten terfi ve değerlendirmeye kadar insanların siyasi eğilimlerinin sınanması anlamına geldiğini söyledi.
Burns, "Bunun son derece sağlıksız olduğunu düşünüyorum. Dışişleri Bakanlığı’ndaki deneyimime göre, bütün kusurlarına rağmen insanlar genellikle siyasi görüşlerini kapıda bırakırdı." dedi.
Eski CIA başkanı, "Bunu insanlardan söküp atmaya başlarsanız, kariyer kamu görevlilerini sindiren ve sonunda kötü kararlar alan birçok otoriter sistemi taklit etmeye başlarsınız." ifadelerini kullandı.
Bakanlıkta siyasi gözetim tartışması
FT, Cumhuriyetçi Partinin "Önce Amerika" kanadı tarafından ele geçirilmesinin, geçmişte Demokrat ve Cumhuriyetçi yönetimler arasında genellikle sorunsuz gerçekleşen dış politika geçişlerini kökten değiştirdiğini belirtti.
Bu dönüşüm konusundaki kurum içi tartışmaların merkezinde, iki yıl önce muhafazakâr mevcut ve eski dışişleri görevlileri tarafından kurulan Ben Franklin Fellowship'in (BFF) bulunduğu kaydedildi.
BFF'nin üç kurucusundan biri olan Matt Boyse, bakanlığın son 30 yılda "giderek daha fazla sola kaydığını", bu sürecin Bill Clinton döneminde başladığını ve Joe Biden döneminde "steroid etkisiyle hızlandığını" savundu.
Boyse, Barack Obama ve Biden yönetimlerinde çeşitlilik, eşitlik ve kapsayıcılık politikalarına verilen önemin artmasını ve "ulusal çıkarlara hizmet etmediğini" savunduğu USAID programlarının çoğalmasını liberal eğilimin örnekleri olarak gösterdi.
Ancak kariyer diplomatlarının BFF'den, çalışanların siyasi görüşlerini denetleyen yeni bir kültürün merkezinde bulunan yapı olarak endişeyle söz ettiği belirtildi.
Eski üst düzey bir ABD'li diplomat, bazı büyükelçilere Trump destekçilerinin 6 Ocak 2021'de Kongre binasını basması hakkındaki görüşlerinin sorulduğunu söyledi.
Biden döneminde Ürdün Büyükelçisi olarak görev yapan Lempert, "Etrafta siyasi gözetmenlerin bulunduğuna dair açık bir his var. İnsanların eleştiri veya alternatif politika önerileri sunmaları halinde bunun sadakatsizlik olarak algılanabileceği ve işlerini kaybedebilecekleri yönünde benzeri görülmemiş bir korku var." dedi.
Boyse ise diplomatların siyasi baskı ve korku ortamına ilişkin eleştirilerini reddederek, "Bazı dışişleri görevlileri miraslarını savunuyor, bazıları ise temelsiz biçimde ayrımcılığa uğradıklarını iddia ediyor." ifadelerini kullandı.
Eski Dışişleri Bakanlığı geri dönmeyecek
FT, Demokratların 2028'de başkanlığı geri kazanmaları halinde karşılaşacakları temel sorulardan birinin, Dışişleri Bakanlığı’nı ne ölçüde eski haline döndürmeye çalışmaları gerektiği olduğunu belirtti.
Demokrat Parti'ye yakın bazı dış politika uzmanlarının, günümüz ABD'sinde Trump öncesi küresel hegemon rolüne dönmenin siyasi açıdan kabul edilemez olacağını düşündüğü kaydedildi.
Bu çevrelere göre asıl mesele, ABD diplomasisinin yeniden tasarlanması.
ABD'nin dünyadan kısmen geri çekilmesinin geri döndürülemez göründüğü bir dönemde, Çin'in Küresel Güney'in desteğini kazanmak için yoğun çaba göstermesine rağmen geniş büyükelçilik ağının maliyetini haklı çıkarmanın daha zor hale geldiği belirtildi.
Bir stratejist, gelecekteki Demokrat yönetimin Trump'ın "çok kötü gerekçelerle" başlattığı reformlardan yararlanarak, liderlerin birbirleriyle rutin olarak WhatsApp üzerinden iletişim kurduğu bir dünyanın ihtiyaçlarına göre Dışişleri Bakanlığı’nı yeniden tasarlaması gerektiğini savundu.
Kıdemli diplomatların da bir dönüm noktasına gelindiği konusunda hemfikir olduğu belirtildi.
Eski CIA Başkanı Bill Burns, eski Dışişleri Bakanlığı’nın bir daha geri dönmeyebileceğini belirterek, "Trump'ın ilk döneminde, farklı bir yönetim ve farklı bir bakış açısıyla dört yıllık bir döngü içinde hasarın önemli bir bölümünün onarılabileceği varsayılıyordu. Bu kez ise nesiller boyu sürecek bir meydan okumayla karşı karşıyayız." dedi.
Burns, 2029 başında farklı bir yönetimin göreve gelmesi halinde yapılabilecek en büyük hatanın, "saati eski düzene geri döndürmenin yeterli olacağını düşünmek" olduğunu ifade etti.