
YDH- Foreign Policy dergisinde yayımlanan analizde, Ankara'da düzenlenen 2026 NATO Zirvesi'nin ittifak içindeki derin gerilimleri çözmek yerine üzerini örttüğü ve temel sorunları geleceğe ertelediği belirtildi.
Analizde, zirvenin ne transatlantik dayanışmayı yeniden canlandırdığı ne de NATO'nun dağılmasına yol açtığı ifade edilerek, "Bunun yerine yaşananlar, açık gerilimleri görmezden gelmek, büyük manşetlerden kaçınmak ve sorunları geleceğe ertelemek için bilinçli ve büyük ölçüde başarılı bir çabaydı." değerlendirmesi yapıldı.
Bununla birlikte NATO'nun durumuna ilişkin sert bir değerlendirmede bulunulan analizde, "Kimse yanılgıya kapılmamalı: İttifak hasta." denildi.
Her NATO zirvesinin, ittifakın en güçlü üyesi olan ABD'nin yapıyı dağıtabileceği ve ittifaktan çekilebileceği endişesiyle toplanmasının, ardından bunun gerçekleşmemesi üzerine topluca rahat bir nefes alınmasının, stratejik uyum veya ortak değerler açısından güven verici bir işaret olmadığı vurgulandı.
NATO'nun sorunu Trump'tan daha derin
Analizde, transatlantik gerilimlerin tamamını ABD Başkanı Donald Trump'a bağlamanın cazip olduğu ancak NATO'nun temel sorununun yapısal nitelik taşıdığı ifade edildi.
Askeri ittifakların kendi başlarına bir amaç olmadığı, devletlerin ortak bir tehdide karşı güvenliklerini artırmak için kullandıkları araçlar olduğu belirtilerek, NATO üyelerinin bugün “ittifakın 1949'da kurulduğu dönemdeki kadar açık ve birleştirici bir tehdit ortamıyla karşı karşıya olmadığı” savunuldu.
Rusya'nın “endişe verici” bir komşu olduğu ancak eski Sovyetler Birliği gibi küresel bir süper güç olmadığı belirtilen analizde, Moskova'nın Avrupa için ciddi bir hegemonik tehdit oluşturduğu yönündeki endişeler "gülünç" olarak nitelendirildi.
NATO'nun Avrupalı üyelerinin Rusya'nın gerçekte ne kadar tehlikeli olduğu konusunda tam bir görüş birliği içinde olmadığı, Trump rejiminin ise Rusya'yı bir tehdit olarak görüp görmediğinin dahi belirsiz olduğu kaydedildi.
Çin'in yükselişinin uzun süredir ABD'nin stratejik dikkatini Avrupa'dan uzaklaştırdığı belirtilerek, bunun nedeninin “Çin'in Rusya'nın aksine ABD'ye denk gerçek bir rakip olması ve Asya'nın artık daha büyük bir ekonomik alan haline gelmesi” olduğu ifade edildi.
Analizde, Avrupa ile ABD'yi birbirine bağlayan temel unsurların Trump siyasete girmeden çok önce aşınmaya başladığı vurgulandı.
Bu nedenle “NATO'nun yeni bir görev paylaşımına ihtiyaç duyduğu, Avrupalı üyelerin kendi savunmalarının temel sorumluluğunu kademeli olarak üstlenmesi, Washington'ın ise daha fazla kaynak ve dikkatini Asya'ya yöneltmesi gerektiği” savunuldu.
İdeal koşullarda bu dönüşümün yaklaşık on yıllık bir süreçte, ABD'nin müttefiklerine kendi askeri güçlerini yeniden inşa etmelerinde yardımcı olmasıyla ve gerilim yaşanmadan gerçekleştirilebileceği belirtildi.
Trump'ın Avrupa'ya yönelik "yırtıcı" yaklaşımı
Ancak analizde, Trump'ın 2024'te yeniden seçilmesinin ardından ABD'nin Avrupalı müttefiklerine karşı açıkça "yırtıcı bir yaklaşım" benimsemesinin, sorunsuz ve dostane bir dönüşüm ihtimalini ortadan kaldırdığı savunuldu.
Trump'ın Avrupa'ya yönelik küçümseyici tutumunun uzun bir geçmişe sahip olduğu belirtilerek, Avrupa Birliği'nin "ABD'yi kazıklamak için kurulduğu" yönündeki iddiaları, Grönland'ı ele geçirme tehditleri, keyfi ve cezalandırıcı gümrük vergileri ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'e yönelik tekrarlanan yakınlaşma girişimleri örnek gösterildi.
Bütün bunların Trump'ın Avrupa'nın güvenliği ve refahına yönelik bağlılığının son derece zayıf olduğunu ortaya koyduğu savunuldu.
Analizde, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance'in 2025 Münih Güvenlik Konferansı'nda yaptığı sert konuşma ile Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun bu yıl şubat ayında daha ölçülü bir dille tekrarladığı mesajların da Trump'ın Avrupa'ya yaklaşımıyla uyumlu olduğu kaydedildi.
Bununla birlikte Trump ve seleflerinin Avrupa'nın geçmişteki yetersiz savunma harcamalarından şikayet etmekte haklı olduğu ve Trump'ın sert yaklaşımının onlarca yıllık Avrupa rehavetinin aşılmasına katkıda bulunduğunun ileri sürülebileceği belirtildi.
Avrupa'nın İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana en büyük silahlanma hamlesini başlattığı ancak ABD'nin müttefiklerine karşı ekonomik savaş açmasının ve İran'la fiili bir savaşa girmesinin bu çabayı zorlaştırdığı ifade edildi.
Analizde, söz konusu politikaların ABD'li vergi mükelleflerine büyük maliyet getirmesinin yanı sıra Avrupa ülkelerinin ABD'nin rolünü devralmaya çalıştığı bir dönemde ekonomilerine de zarar verdiği belirtildi.
"Avrupa neden Hürmüz'de ABD'yi kurtarsın?"
Trump'ın ABD'nin Ukrayna'yı destekleme yükünün çok büyük bölümünü üstlendiğine inandığı ancak Avrupa Birliği ve Avrupa devletlerinin bu alanda da daha fazla sorumluluk almaya başladığı kaydedildi.
Trump'ın NATO üyelerinin Fars Körfezi'nde kendisine yardım etmemesinden şikayet etmeyi sürdürdüğü belirtilen analizde şu ifadeler kullanıldı:
"Ancak müttefiklerine danışmadan aptalca bir savaş başlatıp ardından bunun yüzünde patlamasını izledikten sonra ne bekliyordu? ABD Donanması bu görevi başaramamışken onlar neden Hürmüz Boğazı'nı açmak için kendi donanmalarını riske atsın?"
Avrupa ABD'ye güvenmiyor
Analizde, NATO'nun bugünkü durumuna ilişkin olarak Avrupa liderlerinin ABD'nin güvenlik taahhüdünün artık güvenilir olmadığını ve sonunda büyük ölçüde kendi başlarının çaresine bakmak zorunda kalacaklarını açıkça anladıkları belirtildi.
ABD'de 2028 yılında Atlantik ittifakına sıkı sıkıya bağlı bir başkan seçilse dahi NATO'yu zayıflatan yapısal etkenlerin ortadan kalkmayacağı ifade edildi.
Avrupalıların, gelecekte Trump'ın başka bir versiyonunun Beyaz Saray'a gelmeyeceğinden hiçbir zaman emin olamayacağı kaydedildi.
Avrupa'nın iç siyasi sorunlarının ve ortak hareket etmenin önündeki geleneksel engellerin ABD'ye bağımlılığı azaltma çabalarını yavaşlattığı ancak bu sürecin durmayacağı savunuldu.
Avrupalılar Trump'ı artık ciddiye almıyor
Foreign Policy, Ankara Zirvesi'nin aynı zamanda Avrupalıların Trump'ı giderek ne kelimesi kelimesine ne de ciddi biçimde dikkate alınması gereken bir lider olarak gördüğünü ortaya koyduğunu ileri sürdü.
Avrupa liderlerinin Trump'ın zaman zaman kameralar karşısında sert ve ölçüsüz çıkışlarda bulunacağını anladığı, ancak bu söylemleri görmezden gelirken ABD'ye bağımlılığı azaltmanın en akıllıca yanıt olduğuna karar verdiği belirtildi.
Analizde ekonomist Paul Krugman'ın, ABD'nin müttefiklerinin Trump'ı giderek "herkesin vasiyetinde kalmak istediği için tahammül ettiği bunak ve zengin bir amca" gibi gördüğü yönündeki değerlendirmesine yer verildi.
Johns Hopkins SAIS Europe'dan Nathalie Tocci'nin de Trump'ın "tekrarlanan hakaretlerinin ve boş tehditlerinin etkisini kaybettiğini" söylediği aktarıldı.
Foreign Policy, Ankara'da görüldüğü üzere Avrupalı liderlerin artık Trump'ı kibarca dinlediğini, arzuladığı anlamsız övgüleri sunduğunu, söylediklerinin çoğunu görmezden geldiğini ve kendi politikalarını izlediğini savundu.
Avrupa zaman kazanmaya çalışıyor
Analize göre, Avrupa ülkelerinin mevcut temel hedefi, yeterli bir savunma kapasitesi oluşturmak için ihtiyaç duydukları zamanı ve ABD silahlarını elde etmek.
Avrupa'nın ayrıca Rusya'nın insan ve para kaybetmeye devam etmesi ve sonunda savaşı Kiev'in kabul edebileceği şartlarda sona erdirmesi amacıyla ABD'nin Ukrayna'yı tamamen terk etmesini önlemek istediği belirtildi.
Bu nedenle Trump'ın Ukrayna'ya Patriot hava savunma füzeleri üretme lisansı verme sözü, söz konusu gelişmiş füzelerin Ukrayna'da üretilmesinin yıllar alacak olmasına rağmen olumlu bir gelişme olarak değerlendirildi.
Bunun temel nedeninin, söz konusu kararın Trump'ın geçmişe kıyasla Kiev'e karşı daha olumlu bir tutum sergilediğine işaret etmesi olduğu kaydedildi.
ABD'nin nükleer güvenlik garantilerinin güvenilirliğinin de sorgulandığı analizde, "Trump'ın Avrupa'nın herhangi bir bölümünü savunmak uğruna kendi ülkesini nükleer saldırı riskine atacağına gerçekten inanan var mı?" diye soruldu.
Bununla birlikte ABD ile en azından görünürde dostane ilişkilerin sürdürülmesinin belirli ölçüde caydırıcılık sağlayabileceği belirtildi.
Analiz şu değerlendirmeyle sona erdi:
"Özetle, Ankara Zirvesi'nin temel amacı mümkün olduğunca olaysız geçmekti. Görev başarıldı. Ancak bunu NATO'nun son derece sağlıklı olduğunun bir kanıtı sanmayın."