
YDH - İsrail'le girilen mücadele sürecinde, özellikle emekli subaylar tarafından hazırlanan ve saha verilerine dayanan askeri belgelere yaklaşım konusunda ciddi bir zorluk göze çarpıyor.
El-Ahbar gazetesinin aktardığı çalışmalar, ordunun mevcut durumunu, savaş kabiliyetini, hazırlık seviyesini ve dayanıklılığını işgal gücünün kendi bakış açısından ortaya koyuyor.
Bu tür çalışmaların, aktif görevden ayrılsalar bile yedek güçler kapsamında kalmaya devam eden eski subaylar eliyle yürütülen organize bir dezenformasyon faaliyetinin parçası olup olmadığı öteden beri tartışılıyor.
Medya organlarında ve araştırma merkezlerinde düzenli olarak değerlendirmelerde bulunan bu eski subayların kamuoyunu yönlendirme gücü yüksek kabul ediliyor.
Buna karşın, İsrail’in örgütlü sızdırma ve manipülasyon kabiliyetine rağmen, yayımlanan her veriyi önceden planlanmış birer propaganda malzemesi olarak okumak da doğru bir yaklaşım olarak görülmüyor.
Zira İsrailli analistlerin veya subayların, hem kendi toplumları nezdindeki inandırıcılıklarını hem de doğru ile manipülatif bilgiyi ayırt etme kapasitesi gelişmiş olan muhatapları karşısındaki güvenilirliklerini tamamen yitirecek ölçüde uydurma veriler paylaşması askeri mantıkla uyuşmuyor.
Lübnan’daki son savaşın sona ermesinin üzerinden aylar geçmesine rağmen, işgal gücü direnişle yaşanabilecek yeni bir çatışma dalgasına karşı teyakkuz halini koruyor.
Sınırın her iki tarafındaki istihbari ve askeri hareketlilik büyük ölçüde gizlilik içinde sürerken, İsrail içindeki tartışmalar Hizbullah ile girilecek bir sonraki çatışmanın nasıl yönetilmesi gerektiği üzerine odaklanıyor.
Bu tartışmaların merkezinde, direnişin "FPV" tipi kamikaze insansız hava araçlarıyla yarattığı taktiksel sürprizlerin nasıl aşılacağı sorusu yer alıyor.
Sorunun sadece bununla sınırlı kalmadığı, son aylarda güney Lübnan topraklarında yıkım ve düzleştirme faaliyetleri yürüten ancak bölgede kalıcı mevziler tesis edemeyen İsrail kara unsurlarının durumunu da kapsadığı görülüyor.
Mevcut ateşkes ortamında taraflardan hiçbirinin operasyonel anlamda durağan bir pozisyonda yer almadığı, hem işgal ordusunun hem de direnişin bir sonraki aşama için hazırlıklarını aralıksız sürdürdüğü anlaşılıyor.
Direnişin, 2 Mart öncesindeki çatışma kurallarına dönmeyi kabul etmeyeceğini ilan etmesi ve mevcut işgale karşı koyma kararlılığı bu hazırlık sürecini daha da belirginleştiriyor.
Bu arka planda, İsrail askeri sansür heyetinin güney Lübnan ve sınır yerleşimlerindeki askeri birliklerin durumunu içeren raporların yayımlanmasına izin vermesi, sızıntıların zamanlamasına dair soru işaretlerini beraberinde getirdi.
Sınır hattını izleyen analistler, ordu komuta kademesinin hükümet üzerinde baskı kurarak lojistik eksiklikleri gidermek ve ek bütçe koparmak amacıyla bu bilgilerin yayılmasına göz yummuş olabileceğini değerlendiriyor.
İsrailli gazeteci Doron Kadosh tarafından yayımlanan haberde, Lübnan sınırındaki Margaliot yerleşimi yakınlarında yer alan Tsiporan askeri üssündeki hizmet koşullarına dair vahim detaylar paylaşıldı.
Askeri belgelere ve asker tanıklıklarına dayandırılan haberde, üssün hijyenik açıdan felaket durumda olduğu belirtildi. Tıbbi yetkililerin, aylardır depolanan ve etrafa ağır kokular yayan bozuk etlerin tespit edilmesi üzerine üssün yemekhanesini kapattığı, askerlerin yemek ihtiyaçlarını geçici olarak başka bir alanda karşılamak zorunda kaldığı aktarıldı.
Ayrıca üs girişinde bir kamyonda çıkan yangının tesislere zarar verdiği, duvarları küf kaplayan karargahta kanalizasyon altyapısının bulunmaması sebebiyle askeri alanın içinde atık su birikintileri oluştuğu saptandı.
Yedek askerlerin çökmekte olan bir altyapı içinde ve oldukça ilkel koşullarda uyumak zorunda kaldığı, mutfağın asgari sağlık standartlarını dahi karşılamadığı belgelendi.
Üst düzey bir subayın konuya ilişkin, "Bu üs askeri barınmaya uygun değil. Biz buraya yedek askerleri nasıl çağırabiliriz?" diyerek tepki gösterdiği; üssün bağlı olduğu 91. Tümen (el-Celil Tümeni) komutanlığının durumdan haberdar olmasına rağmen sınırdaki birliklere uygun altyapı sağlamakta yetersiz kaldığı ifade edildi.
İsrail Ordu Radyosu tarafından hazırlanan bir saha raporunda ise Lübnan içindeki operasyonlara katılan yedek birliklerdeki personel krizinin boyutları gözler önüne serildi.
Rapora göre, görev süresini tamamlayan bir yedek bölüğün komutanının görevden alınması ve yerine bir vekil atanmaması sebebiyle bölükte sadece tek bir rütbeli subay kaldı.
Ordu, bölük komutan yardımcılığı görevini rütbesiz bir askere devretmek zorunda kalırken, takımların başında da subay rütbesi taşımayan askerlerin yer aldığı belirtildi.
Raporda, söz konusu bölüğün adeta bir "şirket yönetim kurulu" gibi idare edildiği tespiti paylaşıldı.
Yedek kuvvet komutanlarından biri radyoya yaptığı açıklamada, yedek birliklerin fiilen boşaldığını belirterek şu ifadeleri kullandı:
"Taburlar artık tam tabur değil, bölükler de gerçek güçlerinde değil. Kamuoyu ve karar vericiler Lübnan’da tam teçhizatlı tümenlerin savaştığını duyuyor ancak sahadaki gerçek çok farklı. Cephede çok daha az sayıda asker, tank ve zırhlı araç içeren küçük gruplar var. Yedek sisteminin bazı parçaları fiilen çöküş aşamasına geldi. Bazı birimlerin durumu diğerlerine göre daha iyi olsa da bu koşullarda süreklilik sağlamak çok zor."
Raporda ayrıca, kullanılabilir durumdaki tank sayısının azalması nedeniyle ordunun tank mürettebatının tamamını göreve çağırmaktan kaçındığı aktarıldı.
Göreve çağrılan yedek askerlerin de çeşitli gerekçelerle görev süresinin tamamında sahada kalamadığı, kağıt üzerinde katılım oranı yüzde 50 ila 70 arasında görünen birliklerin gerçekte operasyon esnasında çok daha ağır personel açığı yaşadığı bilgisi verildi.
Savaş zırhlılarındaki hasar durumuna da değinilen raporda, geçmişte bir yedek tank bölüğünün 10 ila 12 tank mürettebatından oluştuğu ancak güney Lübnan’daki çatışmalarda çok sayıda tankın ağır hasar alması ve uzun süreli bakım kuyruğuna girmesi nedeniyle ordunun elinde yeterli aktif zırhlı araç kalmadığı vurgulandı.
Bu sebeple her bölüğün asgari düzeyde tankla sahaya çıkabildiği, askeri yetkililerin kamuoyuna sunduğu "tümen seviyesindeki" askeri varlık iddiasının sahadaki gerçeklikle uyuşmadığı bildirildi.