
YDH- Veli Nasr, Financial Times'ta yayımlanan analizinde, ABD ile İran arasında imzalanan mutabakatın (MoU) "savaşı sona erdirmek yerine yalnızca ilk aşamasını dondurduğunu", tarafların sahadaki güç dengesine ilişkin "birbirine zıt hedefleri" nedeniyle çatışmaların yeniden tırmandığını belirtti.
Analizde, Washington'un mutabakatı İran'ın savaş sırasında elde ettiği kazanımları aşındırmak için geçici bir araç olarak gördüğü, Tahran'ın ise özellikle Hürmüz Boğazı üzerindeki nüfuzunu korumayı gelecekteki müzakerelerdeki en önemli koz olarak değerlendirdiği kaydedildi.
Mutabakat farklı beklentiler üzerine kuruldu
Analize göre, ABD ile İran'ın yeniden savaşa sürüklenmesinin nedeni, mutabakatın yanlış anlaşılması değil, tarafların anlaşmaya yüklediği “farklı stratejik hedefler” oldu.
Veli Nasr, mutabakatın bilinçli olarak muğlak bırakıldığını ancak asıl sorunun, imzalandığı andaki güç dengesini koruma varsayımına dayanması olduğunu belirtti. Analize göre, Washington bu dengeyi kendi lehine değiştirmeyi, Tahran ise korumayı amaçladı.
Yazıda, ABD'nin şubat ayında başlattığı savaşın hedefinin İran İslam Cumhuriyeti'ni devirmek veya en azından nükleer programı ve bölgesel rolünü sınırlandıracak Amerikan şartlarını kabul ettirmek olduğu ifade edildi. Ancak savaşın sonunda İran'ın Hürmüz Boğazı üzerinde fiili kontrol sağlamasının Washington'u mutabakatı kabul etmeye zorladığı değerlendirmesi yapıldı.
Analize göre İran yönetimi, mutabakatı ABD'nin geri çekilmesi değil, küresel ekonomi üzerindeki baskıyı hafifletip yeni bir savaş turuna hazırlanmak için yaptığı taktiksel bir mola olarak değerlendirdi. ABD Başkan Yardımcısı JD Vance'in, Donald Trump'ın anlaşmayı stratejik petrol rezervlerini yeniden doldurmak için zaman kazanma fırsatı olarak gördüğünü söylemesinin de bu kanaati güçlendirdiği belirtildi.
Yazıda, İran'ın şüphelerini besleyen gelişmeler arasında dondurulan İran varlıklarının serbest bırakılmaması, İsrail ile Lübnan arasında ABD arabuluculuğunda varılan düzenlemede İran'ın taleplerinin dikkate alınmaması, Körfez'e ilave Amerikan askeri unsurlarının sevk edilmesi ve ticari gemilerin Hürmüz'den geçerken İran makamlarıyla koordinasyon kurmamaları yönünde teşvik edilmesi gösterildi.
Analize göre, bu adımların her biri tek başına mutabakatın açık ihlali olarak görülmeyebilirdi. Ancak birlikte değerlendirildiğinde, “İran'ın savaş sırasında elde ettiği pazarlık gücünü aşındırmaya yönelik koordineli bir stratejiyi” yansıtıyordu.
Hürmüz yeni çatışmanın merkezinde
Analize göre İran yönetimi, Washington'a karşı sergilenecek her türlü geri adımın yeni baskıları beraberinde getireceğine inanıyor.
Bu nedenle Tahran'ın, ABD'yi kapsamlı bir savaşın sona erdirilmesi ve daha geniş kapsamlı bir nükleer anlaşma konusunda ciddi müzakerelere zorlamak için çatışmayı Washington'un öngördüğünden daha ileri seviyeye taşımayı hedeflediği belirtildi.
Yazıda İran'ın vazgeçmeye hazır olmadığı temel kozun Hürmüz Boğazı üzerindeki hakimiyet olduğu vurgulandı. Analize göre İran, bu üstünlüğü kaybetmesi halinde gelecekteki müzakerelerde elindeki en önemli baskı aracını da yitireceğini düşünüyor.
Veli Nasr, geçen hafta şehit Devrim Lideri Ayetullah Hamanei'nin cenaze törenine yönelik yoğun katılımın da İran yönetimini Hürmüz konusunda sert tutum izleme konusunda cesaretlendirdiğini ifade etti. Analize göre İran, bu atmosfer içinde Umman kıyılarına yakın seyreden iki tankere saldırarak ABD'nin boğazı yeniden açma planlarını engellemeye çalıştı.
Bunun üzerine ABD'nin İran'ın Körfez kıyılarındaki füze ve İHA altyapısı ile askeri ve sivil tesislerine yönelik geniş çaplı bombardıman başlattığı belirtilirken, Washington'un amacının “İran'ın direniş maliyetini yükseltmek” olduğu kaydedildi.
Tahran uzun savaşa hazırlanıyor
Analize göre, İran zaten yeni bir savaşı bekliyordu. Çatışmaların beklenenden erken başlaması Tahran açısından dezavantaj değil, aksine ABD'nin tam olarak toparlanmasına ve küresel ekonominin enerji şoklarını atlatmasına fırsat vermeden mücadeleyi sürdürme imkanı olarak görülüyor.
Bu çerçevede İran'ın Amerikan askeri baskısını karşılamaya çalışırken Körfez'deki ABD üsleri ile enerji ve sivil altyapıya yönelik saldırılarını artırmasının beklendiği ifade edildi.
Analizde ayrıca Tahran'ın, ABD'nin uygulayacağı deniz ablukasının ekonomik sonuçlarını göze aldığı, buna karşılık Hürmüz Boğazı'nı ve gerekirse Babülmendep ile Kızıldeniz'i baskı altına alarak küresel ekonomi üzerinde oluşturacağı maliyet sayesinde Washington'u geri adım atmaya zorlayabileceğine inandığı belirtildi.
Veli Nasr, İran yönetiminin bu stratejinin başarı ihtimalini olduğundan yüksek değerlendiriyor olabileceğini ancak ilk savaş aşamasında tırmanma politikasının sonuç verdiğine inandığını ve Trump yönetimini diplomasiye yöneltecek tek yolun yeniden savaş olabileceğini düşündüğünü ifade etti.
Analiz, İran yönetiminin varoluşsal bir mücadele yürüttüğü, gelecekteki müzakere masasında avantaj sağlayabilmek için daha ağır bedeller ödemeye hazır olduğu değerlendirmesiyle sona erdi.