İran hava stratejisi ABD'yi üslerinden çekilmeye zorluyor

21 Temmuz 2026

ABD, İsrail ve Körfez İşbirliği Konseyi koalisyonu ile İran arasındaki savaş, füzelerin ve insansız hava araçlarının yoğunlaştığı yeni bir hava savaşı evresine girdi.

YDH - Amerikanets adlı Substack bülteninde yayımlanan analizde, ABD, İsrail ve Körfez İşbirliği Konseyi koalisyonu ile İran arasındaki savaşın son günlerde çatışmanın ilk saatlerinden bu yana görülmemiş bir hıza ulaştığı belirtildi.

Analizde yer alan değerlendirmelere göre, İran füzeleri ve insansız hava araçları (İHA) bölge genelindeki hedefleri vurmaya devam ederken, hedef seçiminde yaşanan belirgin değişim İran'ın ateş gücünü benzeri görülmemiş bir yoğunlukta Kuveyt ve Ürdün üzerinde yoğunlaştırdığını gösteriyor.

Yazıda, koalisyon ile İran arasındaki savaşın Hürmüz Boğazı'nın kontrolü, altyapıya yönelik saldırılar ve İran'ın batı sınırında kara operasyonlarına hazırlanan Kürt gruplara karşı yürüttüğü harekat gibi çeşitli cephelere ayrılabileceği ifade edildi.

Makalede, "Bugün çatışmanın dar bir kesitine odaklanacağız: Bir tarafta İran Devrim Muhafızları Ordusu Hava Uzay Kuvvetlerinin füze ve İHA güçleri, diğer tarafta ise ABD, İsrail ve Körfez İşbirliği Konseyi hava kuvvetlerinin yer aldığı hava savaşı" denilerek bu cephenin tüm çatışma alanları üzerinde derin stratejik etkileri olduğu vurgulandı.

"Sürekli ve yoğun füze saldırıları bölgeyi süpürüyor"

Makalede, İran'ın mevcut aşamadaki hava savaşı stratejisinin genel görünümü, "Bölgeyi süpüren, sürekli ve yoğun füze ile İHA saldırısı dalgası" şeklinde tanımlandı.

Savaşın önceki sıcak evresinde İran'ın tüm cephedeki üsleri aynı anda hedef aldığı hatırlatılan analizde, yeni dalganın İran kıyılarına yakın hedeflerle başladığı ve istikrarlı bir şekilde İsrail sınırına doğru ilerlediği kaydedildi.

Makalede, "İranlı planlayıcılar, savaşın önceki sıcak evresinde bölgedeki koalisyon üslerini koruyan radar ağının büyük bölümünü imha ettikten sonra yakıt depolarını, İHA hangarlarını, tanker uçaklarını ve askeri kışlaları hedef almaya öncelik verdi" tespiti paylaşıldı.

Bu durum karşısında Amerikan kuvvetlerinin askeri varlıklarını İran'dan daha da uzağa, İsrail ve Ürdün'deki üslere çekmek zorunda kaldığı aktarıldı.

Analizde bu süreç "üssüzleştirme" (debasification) olarak adlandırılırken, İran'ın bu stratejiyle kendi roket güçleri ile koalisyonun hava kuvvetleri arasındaki yapısal asimetriden yararlandığı ifade edildi.

"Siyasi destek düşük ve kayıplardan kaçınma ihtiyacı hayati önemde"

Analizde ele alınan ilk asimetri, ABD'nin askeri kayıplardan kaçınma konusundaki hassasiyeti oldu. Savaşın arkasındaki siyasi desteğin düşük olduğunu belirten yazar, ABD'nin savaşı sürdürmek için kurduğu anlatının Amerikan askeri üstünlüğü ve savaşın asgari risk taşıdığı algısı üzerine kurulduğunu yazdı.

Makalede, "Kayıplar ve büyük askeri varlıkların yitirilmesi bu anlatıyla çelişiyor ve savaşa olan desteği yıpratıyor" denildi. ABD Savaş Bakanlığının (Pentagon) bu durumu ciddiye aldığı ve savaş başlamadan önce en savunmasız üsleri tahliye ederek personeli otellere taşıdığı bilgisi verildi.

ABD güçlerinin değerli askeri varlıklarını açıkta bırakarak risk aldığı durumlarda ise ağır sonuçlarla karşılaştığı aktarıldı. Suudi Arabistan'daki Prens Sultan Hava Üssü'nde pistte imha edilen E-3 Sentry uçağı buna örnek gösterildi.

Ayrıca İran askeri kaynaklarının Cuma günü gerçekleştirdiği tek bir saldırı dalgasında Katar'daki El Udeyd, Suudi Arabistan'daki El Harc ve Ürdün'deki Muvaffak Salti üslerindeki tanker uçaklarına zarar verdiğini ileri sürdüğü aktarıldı.

"Ürdün, koalisyon varlıkları için sığınaktı"

Analizde yer verilen bilgilere göre, iki gün önce Ürdün'deki Muvaffak Salti Hava Üssü'ne düzenlenen İran füze saldırısında çok sayıda ABD personeli hayatını kaybetti, onlarcası da yaralandı.

New York Times (NYT) tarafından paylaşılan bilgileri aktaran yazar, bu saldırının son bir hafta içinde Ürdün'de can kaybı ve büyük uçak kayıplarıyla sonuçlanan dördüncü İran saldırısı olduğunu belirtti.

Birkaç gün önce Kral Faysal Hava Üssü'ne düzenlenen saldırıda 5 askerin yaralandığı, haritacılar tarafından Prens Hasan Hava Üssü olduğu doğrulanan bir diğer üsse yönelik saldırıda ise çok sayıda Black Hawk helikopterinin pistte hasar gördüğü kaydedildi.

16 Temmuz'da Muvaffak Salti'ye düzenlenen saldırıda 20 personelin yaralandığı, en az iki ABD askerinin öldüğü saldırının ise bir gün sonra gerçekleştiği bildirildi.

Makalede, "İranlılar böylece Amerikalı planlayıcıları rahatsız edici bir seçime zorladı" ifadesi kullanılarak, Bahreyn, Kuveyt, Katar ve BAE'deki üslerden çekilen askeri varlıklar için Ürdün'ün açık bir sığınak noktası olduğu vurgulandı.

Ancak Ürdün üslerinin de güvenli olmadığı, ABD'nin sadece beş gün içinde onlarca kayıp verdiği ve belirsiz sayıda hava aracını kaybettiği yazıldı.

Ürdün'deki füze saldırılarına ait görüntülerin, hava savunma sistemlerinin füzeleri engelleme oranının son derece düşük olduğunu gösterdiği ifade edildi. Ürdünlü yetkililerin "yüzde 100 engelleme" iddialarının ise görsel kanıtlar karşısında geçerliliğini yitirdiği savunuldu.

"Geri çekilme, bölgedeki ABD güçlerini ikiye bölüyor"

ABD hava kuvvetlerinin geri çekilebileceği bir sonraki hattın İsrail içindeki üsler olduğu belirtilen analizde, bu durumun yeni sorunları beraberinde getirdiği aktarıldı.

İsrail'in kendi hava savunma stoklarını yenileyemediği ve çatışmalara dahil olmak isteyip istemediğinin belirsiz olduğu yazıldı.

ABD'nin başlangıçtaki 20 civarındaki operasyonel üs sayısının, Körfez ülkeleri ve Ürdün'ün devre dışı kalmasıyla 5 civarına düşeceği öngörüldü.

Bu durumun yüzlerce uçağı az sayıdaki piste sıkıştıracağı ve İran füze fırlatışları ile isabet anı arasındaki kısa sürede uçakların havalanmasını imkansız hale getireceği belirtildi.

İkinci büyük asimetrinin ise yakıt ikmali ihtiyacı olduğu vurgulandı. Koalisyon güçlerinin savaş kabiliyetinin havada yakıt ikmaline bağlı olduğunu hatırlatan yazar, İsrail üslerinin güvenli sayılan mesafesinin bu görevleri zorlaştırdığını belirtti.

Makalede, "Örneğin Katar'daki El Udeyd'den kalkan saldırı uçaklarıyla kalkış noktasında buluşabilen tanker uçakları, şimdi İran'ın güney sınırına ulaşmak için bin milden fazla uçmak zorunda kalacak" değerlendirmesine yer verildi.

Bu mesafelerin Umman Denizi'ndeki uçak gemilerinden kalkan uçaklar için 1700 mile kadar çıkabileceği, İsrail'e çekilmenin bölgedeki ABD güçlerini ikiye bölerek hava kuvvetleri ile deniz kuvvetleri arasındaki koordinasyonu kopardığı ifade edildi.

"İran'ın üssüzleştirme kampanyası işe yarıyor gibi görünüyor"

Amerikan hava harekatının temel amacının, İran hava savunmasını ucuz süzülme bombaları kullanabilecek düzeyde yıpratmak olduğu, ancak uzun menzilli seyir füzesi stoklarının azalması nedeniyle düşman hava savunmasını bastırma (S/DEAD) görevlerinin hayati hale geldiği belirtildi.

Tanker uçaklarının faaliyetlerindeki gerilemenin bu operasyonları doğrudan zayıflattığı kaydedildi.

Makalede, "Eldeki tüm verilere göre, İran'ın üssüzleştirme kampanyası işe yarıyor gibi görünüyor" ifadesiyle, bölgedeki ABD gücünün savaşın başlangıcındaki savaş gücünü üretmekten uzak olduğu ve durumun olumsuz yönde ilerlediği vurgulandı.

Amerikalı planlayıcıların önündeki en belirgin seçeneğin daha fazla personel ve uçak kaybını göze almak olduğu, ancak bunun modern ABD ordusunun daha önce hiç karşılaşmadığı benzeri görülmemiş bir adım olacağı belirtilerek analiz sonlandırıldı.