Trump, İran'ı vururken Riyad'a nükleer program verdi

22 Temmuz 2026

Trump'ın onayladığı 30 yıllık anlaşma, Amerikan şirketlerinin Suudi Arabistan'ın nükleer altyapısını kurmasını ve belirli koşullar altında ülkede uranyum zenginleştirme tesisi inşa etmesini öngörüyor.

YDH- Wall Street Journal'ın (WSJ), rejim yetkililerine dayandırdığı özel haberine göre, ABD Başkanı Donald Trump, Suudi Arabistan'a sivil bir nükleer program sağlayacak ve Suudi topraklarında uranyum zenginleştirmenin önünü potansiyel olarak açacak tarihi nitelikteki nükleer anlaşmayı resmen onayladı.

30 yıl yürürlükte kalacak yeni ABD-Suudi Arabistan nükleer anlaşmasının değerinin “onlarca milyar dolar” olduğu tahmin ediliyor. Anlaşma, Suudi Arabistan'ın nükleer altyapısının geliştirilmesinde Amerikan şirketlerine merkezi bir rol vermeyi, yabancı rakiplerin katılımını ise sınırlamayı amaçlıyor.

Anlaşmanın kilit maddelerinden biri, ABD ile Suudi Arabistan'ın ortak yürüteceği bir çalışmanın gerekli olduğuna karar vermesi halinde Amerikan şirketlerinin Suudi Arabistan'da bir uranyum zenginleştirme tesisi kurmasına izin veriyor.

Bu düzenleme, Washington'a Suudi Arabistan'ın nükleer programı üzerinde daha fazla nüfuz sağlayacak. Trump rejimi yetkilileri ise ABD'nin programdaki rolünün teknolojinin “askeri amaçlara” yönlendirilmesini önlemeye yardımcı olacağını savunuyor.

Önümüzdeki günlerde Kongre'nin incelemesine sunulması beklenen anlaşmanın, bölgede nükleer teknolojinin yayılmasından endişe duyan bazı milletvekillerinin muhalefetiyle karşılaşması bekleniyor.

ABD-Suudi Arabistan nükleer anlaşmasının etkileri

Anlaşmanın Kongre tarafından engellenmesi zor olabilir. Çünkü bunun için ortak karar tasarısının kabul edilmesi ve olası bir başkanlık vetosunun aşılması halinde Kongre'de üçte iki çoğunluğun sağlanması gerekiyor.

WSJ'ye göre Trump, anlaşmayı geçen hafta sonuna doğru onayladı.

Anlaşmanın, Nisan 2025'te bölgeye yaptığı ilk yurt dışı ziyaretinde Suudi Enerji Bakanı Prens Abdülaziz bin Selman ile anlaşmayı görüşen ABD Enerji Bakanı Chris Wright ile Prens Abdülaziz tarafından çarşamba günü imzalanması bekleniyor.

Cumhuriyetçi ve Demokrat yönetimlerde uzun yıllar nükleer silahların yayılmasını önleme politikaları konusunda danışmanlık yapan eski Dışişleri Bakanlığı yetkilisi Robert Einhorn, "Bu anlaşma ABD nükleer endüstrisinin yeniden canlanmasına yardımcı olabilir, ABD-Suudi Arabistan ilişkilerini güçlendirebilir ve Rusya ile Çin'in Suudi Arabistan'ın nükleer programında stratejik açıdan önemli bir rol üstlenmesini engelleyebilir" dedi.

Ancak Einhorn, "Zenginleştirme dahil yeterli kısıtlamaları içermediği takdirde Ortadoğu'da ve ötesinde nükleer silahların yayılması riskini artırabilir" ifadelerini kullandı.

Anlaşma Suudi Arabistan'da uranyum zenginleştirmenin önünü açabilir

Suudi yetkililer uzun süredir sivil bir nükleer programın ülkenin kendi nükleer sanayisini geliştirmesi için gerekli olduğunu savunuyor.

Programın, henüz doğrulanmamış uranyum cevheri rezervlerinden yararlanarak ülkenin enerji ihtiyacını karşılaması, böylece daha fazla petrolün ihracata yönlendirilmesi ve gelirlerin artırılması hedefleniyor.

Suudi Arabistan nükleer hedeflerinin barışçıl olduğunu savunuyor. Ancak ülkenin fiili lideri Muhammed bin Selman, 2018 yılında İran'ın nükleer silah geliştirmesi halinde Suudi Arabistan'ın da aynı yolu izleyeceğini söylemişti.

Westinghouse Electric ve şirketin AP1000 reaktörü, anlaşmanın en büyük kazananları arasında yer alacak. AP1000 reaktörü yaklaşık 1.100 megavat elektrik üretiyor; bu da orta büyüklükte bir şehri veya büyük bir yapay zeka veri merkezini beslemeye yetecek kapasite anlamına geliyor.

Anlaşmada öngörülen güvenlik önlemlerinin, özellikle İran'a karşı süren savaş sırasında nükleer silah geliştirme kapasitesine ilişkin endişeler nedeniyle Kongre tarafından daha sıkı incelenmesi bekleniyor.

Anlaşma kapsamında Amerikan şirketleri yeni enerji reaktörleri ile diğer nükleer teknolojileri sağlayacak, bazı yabancı tedarikçileri ise ikincil rol üstlenebilecek.

Reaktör projeleri ilerledikçe ABD ve Suudi Arabistan yetkilileri, krallık açısından uranyum zenginleştirmenin değerini inceleyecek iki yıllık ortak bir çalışma yürütecek.

Bu çalışma, Suudi Arabistan'ın ithal nükleer yakıta bağımlı kalmak yerine uranyumu kendi topraklarında zenginleştirmesinin ticari açıdan uygulanabilir olup olmadığını değerlendirecek.

Çalışmanın yerli uranyum zenginleştirmenin gerekli olduğu sonucuna varması halinde Amerikan şirketleri, hassas zenginleştirme teknolojisinin Riyad'a aktarılmasını önlemek amacıyla "kara kutu" olarak adlandırılan gizli bir düzenleme kapsamında zenginleştirme tesisini inşa edecek.

Trump rejimi yetkilileri, Amerikan denetiminin zenginleştirilmiş uranyumun askeri amaçlarla kullanılmasını önleyeceğini ve kullanılmış reaktör yakıtının nükleer silah üretmek amacıyla yeniden işlenemeyeceğini savunuyor.

Çalışmanın ardından Washington zenginleştirme faaliyetlerine onay vermezse Suudi Arabistan, on yıl boyunca ne tek başına ne de başka bir yabancı ortakla uranyum zenginleştiremeyecek.

Trump rejimi yetkilileri, ABD'nin Suudi Arabistan'ın nükleer programındaki merkezi rolünün tüm zenginleştirme faaliyetlerinin barışçıl amaçlarla yürütülmesini güvence altına alacağını ileri sürüyor.

Eleştirmenler nükleer yayılma riskine dikkat çekiyor

Eleştirmenler ise Suudi Arabistan'a, özellikle uranyum zenginleştirme veya plütonyumun yeniden işlenmesi kapasitesini içerebilecek sivil bir nükleer program verilmesinin Batı Asya genelinde nükleer teknolojinin yayılmasını teşvik edebileceğini savunuyor.

Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri'nin kabul ettiği ve uranyumu ülke içinde zenginleştirmemeyi ya da kullanılmış nükleer yakıtı yeniden işlememeyi taahhüt eden "altın standart" olarak bilinen modeli reddediyor.

Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Politikaları Eğitim Merkezi İcra Direktörü Henry Sokolski, "Suudi Arabistan nereye giderse Birleşik Arap Emirlikleri, Türkiye ve Mısır da oraya gider. Bunun mutlu bir sonla biteceğini düşünmek hayalciliktir" dedi.

Gelecekte yapılacak denetimlere ilişkin anlaşmazlıklar da Suudi Arabistan'ın uranyum zenginleştirmesine izin veren madde üzerindeki tartışmaları artırdı.

Suudi Arabistan, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın daha sıkı gözetim ve denetimler öngören "Ek Protokol"ünü reddetti.

Trump rejimi yetkilileri ise Riyad ile müzakere edilen ayrı anlaşmanın, ABD tarafından sağlanan nükleer tesislerin yeterli biçimde denetlenmesini sağlayacağını savunuyor.

Eleştirmenler ise önerilen çerçevenin, ABD tesisleri veya Amerikan teknolojisiyle bağlantılı olmayan şüpheli nükleer faaliyetlerin soruşturulması için yetersiz kalacağını öne sürüyor.

Anlaşma Biden dönemindeki şartlardan kopuşu simgeliyor

Trump rejiminin yeni anlaşması, dış politika açısından da tartışmalara yol açıyor.

Biden rejimi Riyad ile nükleer işbirliğine sıcak bakıyordu ancak böyle bir anlaşmayı Suudi Arabistan'ın İsrail ile ilişkileri “normalleştirmeyi” kabul etmesi şartına bağlamıştı.

Ancak 7 Ekim 2023'te başlayan Gazze'deki İsrail soykırımı, “normalleşme” ihtimalini fiilen ortadan kaldırdı.

Trump, Suudi Arabistan ve diğer İslam ülkelerini sözde "İbrahim Anlaşmaları"na katılmaya çağırmayı sürdürse de yönetimi, Amerikan nükleer teknolojisinin satın alınması ve sivil nükleer programın başlatılması için Riyad'ın İsrail ile ilişki kurmasını ön şart olarak öne sürmüyor.

Trump, İran'ın nükleer programını hedef alırken Suudi Arabistan'ınkini destekliyor

ABD-Suudi Arabistan nükleer anlaşması, Beyaz Saray'ın İran üzerindeki baskısını sürdürdüğü ve Tahran'dan nükleer programını sınırlandırmasını ve yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokunu teslim etmesini istediği bir dönemde gündeme geldi.

Eleştirmenler, Trump yönetiminin İran'ı barışçıl nükleer programı ve Tahran'ın reddettiği nükleer silah geliştirme iddiaları nedeniyle bombalamayı sürdürürken aynı zamanda Suudi Arabistan'ın nükleer programını geliştirmesine yardım etmesinin yönetimi zor durumda bıraktığını savunuyor.

Trump rejimi yetkilileri ise Suudi programının etkili güvenlik önlemlerine tabi olduğu sürece iki durum arasında bir çelişki bulunmadığını ileri sürüyor.

ABD Enerji Bakanı Chris Wright yaptığı açıklamada, "Emin olun, bu anlaşmalar nükleer güvenlik ve nükleer silahların yayılmasının önlenmesi konusunda en yüksek standartları korurken, tamamen Amerika Birleşik Devletleri'nde geliştirilen dünyanın en iyi nükleer teknolojisine ve bilim insanlarına dayanıyor" dedi.

Wright, "Başkan Trump sayesinde Amerikan nükleer rönesansı başlamıştır ve bu süreç Amerikan ve Suudi halklarına uzun vadeli faydalar sağlayacaktır" ifadelerini kullandı.

Kongre'nin anlaşmayı engellemesi zor görünüyor

Demokrat ve Cumhuriyetçi başkanlar uzun yıllardır bölge ülkelerinin uranyum zenginleştirme girişimlerine karşı çıkıyordu.

Ancak anlaşmayı engellemek isteyen Kongre üyelerinin bu hedefe ulaşmasının zor olacağı değerlendiriliyor.

Bazı Kongre üyeleri, Suudi Arabistan ile yapılacak nükleer anlaşmanın yeterince hassas olduğunu ve bu nedenle Kongre'de daha sıkı bir onay sürecinden geçirilmesi gerektiğini savunuyor.

2018 yılında Demokrat ve Cumhuriyetçi bazı milletvekilleri, Kongre açık şekilde onay vermediği sürece Riyad ile nükleer işbirliğini engelleyecek bir yasa tasarısı sunmuştu.

Bu daha sıkı onay şartını destekleyen senatörlerden biri, o dönemde Florida'yı temsil eden Cumhuriyetçi Senatör Marco Rubio'ydu. Rubio bugün Trump rejiminde dışişleri bakanı olarak görev yapıyor.

Söz konusu yasa tasarısı ise hiçbir zaman oylamaya sunulmadı.