
YDH - Tahran ile Washington arasında ivme kazanan askeri gerilimin ortasında, Natanz uranyum zenginleştirme kompleksinin yakınlarında inşa edilen "Kazma Dağı" (Kuh-i Keleng Gezla) nükleer tesisi, olası bir ABD saldırısının öncelikli hedefleri arasında yeniden ilk sıraya yerleşti.
ABD Başkanı Donald Trump'ın tesisi yakın takibe aldıklarını açıklayarak kapsamlı bir askeri harekat sinyali vermesi, gözleri bu yapının stratejik önemine çevirdi.
Geçtiğimiz yıl yaşanan 12 Gün Savaşı sırasında Fordo, Natanz ve İsfahan'daki üç ayrı nükleer tesisi hedef alan hava bombardımanlarının ardından, Amerikan yönetiminin Kazma Dağı üzerindeki baskısını artırması bölgesel dengeler açısından kritik mesajlar barındırıyor.
İsfahan vilayetine bağlı Natanz'daki Şehit Ahmedi Ruşen Kompleksi'nin yaklaşık iki kilometre güneyinde ve Tahran'ın 220 kilometre güneyinde konumlanan tesis, henüz tamamlanmamış bir yeraltı kompleksi niteliği taşıyor.
Deniz seviyesinden 1608 metre yüksekliğe ulaşan dağ zirvesi, Natanz ovalarına hakim konumuyla yapıya doğal bir kayalık zırh sağlıyor.
Kazma Dağı tesisinin temelleri, Temmuz 2020'de Natanz'daki santrifüj montaj binasında meydana gelen ve İsrail'e atfedilen sabotaj patlamasının ardından atıldı.
Tahran yönetimi, bu gelişme üzerine yeni nesil santrifüj üretimine tahsis edilen kritik birimlerini yerin altındaki kaya katmanlarına taşıma kararı aldı. Uydu görüntüleri, kompleksin doğu ve batı cephelerinde en az ikişer girişin yanı sıra güney bölümünde de bir çıkış tünelinin bulunduğunu ve yüksek bir dayanıklılık kapasitesine sahip olduğunu gösteriyor.
Yürütülen kazı çalışmalarının hacminden hareketle, yeraltındaki iç kullanım alanının 5 bin metrekareyi aştığı tahmin ediliyor.
Tesisin hukuki statüsü ise Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ile Tahran arasında yeni bir anlaşmazlık alanı oluşturuyor.
İran, Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması'na (NPT) dayanarak UAEA müfettişlerinin komplekse erişim taleplerini geri çeviriyor.
Tahran makamları, tesise henüz uranyum hekzaflorür (UF6) gazı gibi nükleer maddeler enjekte edilmediği için yapının uluslararası denetim rejimine tabi resmi bir nükleer tesis sayılamayacağını, dolayısıyla müfettiş kabul etme hususunda hukuki bir yükümlülüklerinin bulunmadığını savunuyor.
Saha denetimlerinin ve doğrudan uluslararası gözetimin bulunmadığı bu tabloda, Kazma Dağı tesisinin kullanım amacına ilişkin üç temel senaryo öne çıkıyor.
Tahran'ın resmi söylemini de oluşturan ilk senaryoya göre tesis, yeni nesil gelişmiş santrifüjlerin üretim ve montaj zincirine ev sahipliği yapacak bir merkez olarak tasarlandı.
2020 yılında yaşanan fiziksel sabotaj göz önüne alındığında, hassas operasyonların kayalık ve beton katmanların derinine kaydırılması, nükleer programın bu ayağını hem konvansiyonel hava saldırılarına hem de siber-fiziksel müdahalelere karşı koruma amacını taşıyor.
Washington ve Tel Aviv hattında endişeyle takip edilen ikinci senaryo ise 5 bin metrekarelik bu alanın, yüksek verimlilikle çalışan mikro ölçekli bir uranyum zenginleştirme atölyesine dönüştürülmesi ihtimaline dayanıyor.
İran'ın yeni nesil santrifüjlerinin ayırma kapasitelerinin (SWU) eski modellere kıyasla son derece yüksek olması, küçük şelaleler halinde düzenlenecek sınırlı sayıdaki cihazla dahi kayda değer miktarda zenginleştirilmiş uranyum üretimine imkan tanıyor.
Alandaki fiziki hacim böyle bir atölye için yeterli görülmekle birlikte, söz konusu kaskatların kurulumuna dair henüz somut bir teknik kanıt tespit edilemedi.
Üçüncü senaryo, merkez kritik önemdeki yüzd e60 saflıktaki uranyum stoklarının korunacağı stratejik bir depo işlevi görme potansiyeliyle ilgili.
UAEA'nın Haziran 2025'teki 12 Gün Savaşı öncesinde yayımladığı resmi verilere göre İran, silah seviyesi eşiği olan yüzde 90'ın bir önceki teknik basamağındaki yüzde 60 saflıkta zenginleştirilmiş 440,9 kilogram uranyuma sahipti.
İsfahan, Fordo ve Natanz'a yönelik yoğun bombardımanların ardından doğrudan denetim kanalları kesintiye uğradı.
UAEA Başkanı Rafael Grossi'nin 2026 yılı değerlendirmelerinde, bu hassas malzemenin 200 kilogramdan fazlasının İsfahan tesisinin yeraltı katmanlarında bulunabileceğine işaret edilse de söz konusu tahmindeki belirsizlik sürüyor.
Batılı istihbarat kaynakları, İran'ın yüzde 60 saflıktaki stratejik stokunun bir bölümünü ikinci bir saldırı dalgasından korumak amacıyla Kazma Dağı kompleksine nakletmiş olabileceğini iddia ediyor.
Ancak radyoaktif maddelerin sahaya fiilen taşındığını doğrulayan resmi bir belge veya uydu görüntüsü henüz bulunmuyor.
ABD'nin Kazma Dağı'na yönelik askeri seçeneği masaya yatırması halinde, Pentagon planlamacılarının Fordo veya Natanz tecrübelerinden farklı teknik zorluklarla karşılaşacağı değerlendiriliyor.
Tesisin üzerini örten kaya katmanlarının aşırı derinliği ve tünellerin iç mimarisine dair verilerin sınırlı olması, doğrudan bir hava harekatının kesin sonuç verme ihtimalini zayıflatıyor.
Bu doğrultuda Washington'ın, tesisin derinliklerindeki kaya çekirdeğini imha etmek yerine "altyapıyı felç etme" stratejisine yönelebileceği belirtiliyor.
Bu yaklaşım; kompleksin giriş kapılarının, havalandırma sistemlerinin, elektrik iletim hatlarının ve bağlantı yollarının hedeflenerek yeraltı kalesinin işlevsiz hale getirilmesini öngörüyor.
El-Ahbar yazarı Muhammed Havacui'nin değerlendirmesine göre Kazma Dağı'na düzenlenecek muhtemel bir ABD operasyonu, anlık ve aktif bir tehdide yanıt vermekten ziyade, İran platosunda imhası neredeyse imkansız yeni bir nükleer tahkimatın doğmasını engellemeye dönük önleyici bir hamle niteliği taşıyor.
İnşaat süreci devam eden tesis, Tahran'ın nükleer savunma ve caydırıcılık stratejisinin ana sütunlarından biri olarak görülürken; Trump'ın açıklamaları ile Batı medyasının bölgeye odaklanması, yapının taşıdığı sembolik ve stratejik ağırlığı ortaya koyuyor.