
YDH- Wall Street Journal'da yayımlanan analizde, Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham'ın ani ölümünün İsrail'i “Washington'daki en güçlü ve etkili destekçilerinden birinden” mahrum bıraktığı, bunun da Gazze ve İran savaşları nedeniyle hem Demokratlar hem de Cumhuriyetçiler nezdinde desteği hızla eriyen Tel Aviv yönetimini kritik bir dönemde “daha da yalnızlaştırdığ”ı değerlendirildi.
Analize göre Güney Carolina Cumhuriyetçisi Graham, İsrail'in Washington'daki en etkili savunucularından biri olarak görülüyordu. Gazze ve İran savaşlarının yarattığı tartışmalar nedeniyle zaten gerilen ABD-İsrail ilişkileri, Graham'ın ölümüyle birlikte daha da kırılgan hale geldi.
İsrail'deki Bar-Ilan Üniversitesi'nden siyaset bilimci Jonathan Rynhold, yaşanan gelişmeyi "bir anlamda nöbet değişimi" olarak nitelendirerek, "Cumhuriyetçi Parti içinde onun kadar siyasi ağırlığa sahip başka bir isim hayal etmek zor." değerlendirmesinde bulundu.
Graham'ın, Başbakan Benyamin Netanyahu ile ABD Başkanı Donald Trump arasında önemli bir iletişim kanalı olduğu belirtildi.
Wall Street Journal daha önce yayımladığı haberinde, Graham'ın şubat ayında Trump'ı İran'a saldırmaya ikna etmek için Netanyahu'ya Beyaz Saray'da nasıl lobi yapılacağı konusunda “rehberlik” ettiğini ortaya koymuştu.
Netanyahu'nun Graham'ın cenaze törenine katılması ve burada Trump'la görüşmesi bekleniyor. Gazeteye göre bu görüşme, haftalardır Beyaz Saray'da Trump'la yüz yüze görüşme ayarlamaya çalışan İsrail başbakanı açısından önemli bir diplomatik kazanım olarak görülüyor.
Konuya yakın kaynaklara göre Graham, 71 yaşındaki ölümüne kadar Netanyahu'nun ABD-İsrail ilişkilerine dair soru işaretleri oluştuğunda ilk aradığı isimlerden biriydi. Hamas'ın 7 Ekim 2023'te başlattığı Aksa Tufanı Operasyonu'nun ardından İsrail ve bölgeye en az 10 ziyaret gerçekleştirdi.
Graham'ın ölümü İsrail'in Gazze savaşında on binlerce Filistinlinin katledilmesi ve İran’a yönelik savaş nedeniyle hem Demokratlar hem de giderek Cumhuriyetçiler arasında desteğini kaybettiği bir döneme rastladı.
Bu durum İsrail'de, Trump rejimini etkilemek için sahip oldukları etkili kanalların giderek tükendiği yönündeki endişeleri artırdı.
Trump rejimi ile Netanyahu'nun ofisi, iki tarafın özellikle askeri konular başta olmak üzere yakın koordinasyon içinde çalıştığını ve iki müttefik arasında ciddi bir kriz bulunmadığını savunuyor. Ancak hem Trump hem de Netanyahu zaman zaman görüş ayrılıkları yaşandığını kamuoyu önünde kabul etmiş durumda.
Eski İsrail'in ABD Büyükelçisi Michael Oren ise Graham'ın, “Holokost'un toplumsal hafızasının hâlâ güçlü olduğu ve İsrail'in 1967 ile 1973 savaşlarında sayıca üstün Arap ordularına karşı mücadele ettiği dönemin etkisiyle yetişen Amerikalı siyasetçiler kuşağının son güçlü temsilcilerinden biri” olduğunu söyledi.
Oren, "Lindsey kendi döneminin bir ürünüdür." ifadelerini kullandı.
Bugünün genç Amerikalıları ise çok farklı olaylarla büyüdü. Gazze'deki yıkım, Batı Şeria'da artan yerleşimci şiddeti, işgalin derinleşmesi ve İsrail'in Gazze, Lübnan ile Suriye'de "tampon bölge" olarak nitelendirdiği alanları ele geçirmesi yeni kuşakların İsrail algısını köklü biçimde değiştirdi.
Kamuoyu desteği hızla eriyor
Son kamuoyu araştırmaları yalnızca ABD'de değil dünyanın birçok ülkesinde de İsrail'e yönelik olumsuz algının belirgin biçimde arttığını ortaya koydu.
Nisan ayında Pew Research Center tarafından yayımlanan araştırmaya göre, Amerikalı yetişkinlerin yüzde 60'ı İsrail hakkında olumsuz görüş bildirirken, bu oran 2022'de yüzde 42 seviyesindeydi.
Şubat ayında Gallup tarafından yayımlanan araştırma ise ilk kez Filistinlilere sempati duyan Amerikalıların oranının İsrail'i destekleyenleri geçtiğini gösterdi.
Bu değişim özellikle 30 yaş altındaki Amerikalılar arasında çok daha belirgin şekilde hissediliyor.
Demokrat Parti içinde Filistin yanlısı söylemlerle seçim kazanan adayların sayısı giderek arttı.
Bu ay Temsilciler Meclisi'nde 100'den fazla Demokrat milletvekili İsrail'e yönelik milyarlarca dolarlık askeri yardımın kesilmesini öngören ancak sonuçta reddedilen önergeye destek verdi.
İsrail'e yakın isimler arasında görülen siyasetçiler de daha sert bir çizgi benimsedi.
Eski Chicago Belediye Başkanı ve 2028 Demokrat Parti başkan aday adayları arasında gösterilen Rahm Emanuel bu ay Tel Aviv Üniversitesi'nde yaptığı konuşmada İsrail'e koşulsuz askeri yardımın sona erdirilmesi ve Batı Şeria'daki yerleşim faaliyetlerini destekleyen şirketlere yaptırım uygulanması çağrısı yaptı.
Emanuel yaz aylarında New Hampshire eyaletini bisikletle dolaşırken katıldığı her halk buluşmasında İsrail konusunun gündeme geldiğini gazetecilere söyledi.
Eski İsrailli diplomat ve Demokrat Parti içinde etkisini artıran liberal lobi grubu J Street Israel'in yöneticisi Nadav Tamir ise Gazze savaşının ardından İsrail-Filistin meselesinin Demokratlar açısından "kişinin hangi değerleri savunduğunu gösteren bir turnusol kâğıdı" haline geldiğini söyledi.
Tamir, "Eğilim, Rahm Emanuel'in İsrail ziyareti sırasında dile getirdiği görüşler yönünde ilerliyor." değerlendirmesinde bulundu.
Cumhuriyetçilerde de tablo değişiyor
İsrail'e verilen desteğin gerilemesi yalnızca Demokrat Parti ile sınırlı değil.
Eski Cumhuriyetçi Kongre üyesi Marjorie Taylor Greene'in yanı sıra Tucker Carlson ve Candace Owens gibi muhafazakâr medya figürleri de son dönemde İsrail karşıtı tutum benimsedi.
Konuya yakın bir kaynağa göre Netanyahu'nun ofisinin son bir yıldır en önemli endişelerinden biri, MAGA hareketine bağlı genç Cumhuriyetçiler arasında İsrail'e verilen desteğin hızla azalması oldu.
Kaynak, Netanyahu'nun ekibinin bu seçmen grubunu yeniden kazanabilmek amacıyla dijital kampanyalar ve sosyal medya içerikleri hazırlamanın yollarını aradığını söyledi.
Aynı kaynağa göre Evanjelik Hristiyanlar arasındaki desteğin zayıflaması da Başbakanlık Ofisi'nin önemli kaygıları arasında yer aldı.
Temmuz ayında Pew Research Center tarafından yayımlanan araştırmaya göre Cumhuriyetçiler ve Cumhuriyetçi eğilimli seçmenler arasında İsrail'e destek oranı 2022'de yüzde 77 iken 2026'da yüzde 65'e geriledi.
Nisan ayında yayımlanan Pew araştırmasının ayrıntıları ise 50 yaş altındaki beyaz Evanjelik Hristiyanların yüzde 50'sinin artık İsrail hakkında olumsuz görüş bildirdiğini ortaya koydu.
Graham gibi yeni muhafazakâr çizgiyi temsil eden siyasetçiler son dönemde MAGA hareketinin dış müdahalelere karşı çıkan izolasyonist kanadıyla ve Trump rejimindeki bazı üst düzey isimlerle giderek daha fazla karşı karşıya geldi.
Haziran ayında Başkan Yardımcısı JD Vance, Trump'ın İran ateşkesi nedeniyle İsrail'den gelen eleştirilere yanıt verirken, "Donald J. Trump şu anda dünyada İsrail'e sempati duyan tek devlet lideridir." demişti.
Netanyahu ise Amerikan medyasına verdiği mülakatlarda buna dolaylı yanıt vererek İsrail'in ABD dışında Hindistan başta olmak üzere başka ülkelerle de güçlü ilişkilere sahip olduğunu söylemişti.
Graham'ın en büyük kaygısı İsrail'in yalnızlaşmasıydı
Graham'ın yaşamının son döneminde en fazla kaygı duyduğu konulardan biri ABD'de İsrail'e verilen desteğin giderek zayıflaması oldu.
Yair Lapid'in üst düzey danışmanlarından birine göre Graham, İsrail muhalefet lideri Lapid ile yaptığı son görüşmede özellikle genç Evanjelik Hristiyanlar arasında İsrail'e desteğin hızla erimesinden duyduğu endişeyi dile getirdi.
Graham son yıllarda Ortadoğu'ya defalarca gidip geldi, İsrail ile Suudi Arabistan arasında diplomatik “normalleşmenin” sağlanması için yoğun çaba harcadı.
Eski İsrail'in ABD Büyükelçisi Michael Oren'e göre Graham, bu süreçte İsrail yönetimini de normalleşmeyi kolaylaştıracak adımları atmamakla eleştiriyordu.
Eski İngiltere Başbakanı Tony Blair ise Wall Street Journal'a yaptığı değerlendirmede, Graham'ın gerektiğinde İsrail'e en sert mesajları verebilen isimlerden biri olduğunu belirterek, "Çok sert mesajlar verebiliyordu ama bunu öyle bir şekilde yapıyordu ki karşı taraf onun kendi yanlarında olduğunu biliyordu." dedi.
Trump-Netanyahu hattındaki boşluk büyüyor
Trump ile Netanyahu İran'a yönelik bombardımanı yakın koordinasyon içinde başlatmalarına rağmen savaşın hedefleri konusunda kısa sürede ciddi görüş ayrılıkları yaşamaya başladı.
İki lider arasındaki ilişkinin zamanla zayıfladı, Graham gibi hem Trump'ın hem de Netanyahu'nun güvenini kazanmış ve iki tarafla da doğrudan konuşabilen isimler geçmişte bu tür krizleri yumuşatabilmişti.
Graham'ın ölümüyle birlikte Washington ile Tel Aviv arasındaki görüş ayrılıklarını perde arkasında giderebilecek en etkili arabuluculardan biri de ortadan kalkmış oldu.
Tel Aviv Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Avişay Ben Sasson-Gordis, Graham'ın yalnızca bir siyasetçi değil, ABD-İsrail ilişkilerinin belirli bir dönemini temsil eden sembolik bir figür olduğunu söyledi.
Ben Sasson-Gordis, "Graham farklı bir dönemin ve o dönemin ABD-İsrail ilişkilerinin bir ürünüydü." değerlendirmesinde bulundu.
Hem Demokrat Parti hem de Cumhuriyetçi Parti içinde İsrail'e koşulsuz destek veren siyasi merkezin giderek daraldı, Graham'ın ölümü bu dönüşümün en güçlü sembollerinden biri oldu.
Ben Sasson-Gordis, "Bugün geldiğimiz nokta, her iki partide de İsrail'e verilen koşulsuz desteğin merkezinin giderek küçüldüğü bir sürece işaret ediyor." dedi.