
YDH- Güney Lübnan'da ordunun konuşlanmasını kalıcı hale getirmesi ve sivillerin dönüşü için uygun koşulları oluşturması beklenen "pilot bölgeler" projesi, sahadaki gelişmelerin gösterdiği üzere derin engellerle karşı karşıya bulunuyor.
El-Ahbar'ın değerlendirmesine göre, bu engellerin başında, İsrail'in sürdürdüğü ihlaller geliyor. Gazete, saldırıların söz konusu projeyi istikrar modeli olmaktan çıkarıp yeni bir çatışma alanına dönüştürme riski taşıdığına dikkat çekti.
Lübnan ordusunun Furun, Sarifa ve Batı Zavtar beldelerine girmesi, bölge halkının güvenli ve normal biçimde evlerine dönmesini sağlamaya yetmedi. "Pilot bölgeler" projesinin ilk aşaması başlarken İsrail ordusu bombardıman, patlatma ve kara ihlallerini sürdürdü. Böylece proje daha başlangıç aşamasında karmaşık bir güvenlik ve siyasi sınavla karşı karşıya kaldı.
Projeye göre süreç, İsrail'in belirli bölgelerden çekilmesi, Lübnan ordusunun bu alanlara konuşlanması, güvenlik şartlarının sağlanması ve ardından sivillerin evlerine dönmesine izin verilmesiyle başlayacak, daha sonra ise yeni aşamalara geçilecekti. Ancak saldırıların sürmesi, bu adımların tamamlanmadan tehlikeye girmesine yol açtı.
İsrail ihlalleri ordunun konuşlanmasını engelliyor
Lübnan Ordusu Komutanlığı da yayımladığı açıklamada İsrail ihlallerini tablonun merkezine yerleştirdi. Açıklamada, devam eden saldırıların ordunun konuşlanmasını engellediği, sivillerin dönüşünü önlediği ve güneyde istikrarın sağlanmasını geciktirdiği belirtildi.
Ordunun açıklamasında, İsrail'in Kefr Tebnit, Hadesa, Kunin, Nebi İbil es-Saki pınarı, Hıyam, Mansuri, Beyt es-Seyyid ve Mecdil Zun gibi birçok bölgede evleri yıktığı ve buldozerlerle tahrip ettiği, topçu saldırıları düzenlediği ve makineli tüfeklerle ateş açtığı ifade edildi.
İsrail'in saldırıları yalnızca askeri alanla sınırlı kalmadı. Sınır bölgelerinde yıkıntıların taşındığı, Merkeba'da Litani Nehri Ulusal Kurumu'na ait su projesinin havaya uçurulduğu, yüzlerce yıllık zeytin ağaçlarının ve geniş tarım alanlarının yakıldığı, son olayın ise Aytarun çevresinde yaşandığı belirtildi.
Bu uygulamalar yalnızca altyapıyı hedef almıyor, aynı zamanda halkın geri dönüşü ve kalıcı biçimde yerleşebilmesi için gerekli temel yaşam koşullarını da ortadan kaldırıyor.
En hassas gelişmelerden biri ise Lübnan ordusunun konuşlandığı noktalara ateş açılması oldu. Özellikle Kefr Tebnit, Nebatiye el-Fevka ve Batı Zavtar'daki askeri noktalara yönelik saldırılar, projenin temel mantığını doğrudan etkiliyor.
Mesele münferit güvenlik olaylarının ötesine geçiyor. Devlet otoritesini tesis etmeyi amaçlayan herhangi bir planın başarıya ulaşabilmesi için öncelikle ordunun serbest hareket edebilmesi ve görevlerini baskı veya tehdit altında kalmadan yerine getirebilmesi gerekiyor.
Başarı ölçütü ordunun varlığı değil, hayatın normale dönmesi
Bölge halkı açısından dönüş, yalnızca ordunun bölgeye girmesi veya Lübnan bayrağının göndere çekilmesi anlamına gelmiyor. Gerçek dönüş; evlerin yeniden açılması, mülklerin geri alınması, tarım arazilerinin yeniden işlenmesi, çocukların okula gönderilebilmesi, su ve temel hizmetlerin yeniden sağlanabilmesiyle mümkün olacak.
Bu nedenle projenin ilk aşamasının başarısı, konuşlandırılan askeri birliklerin veya kontrol noktalarının sayısıyla değil, devletin köylerde normal yaşamı yeniden kurabilme kapasitesiyle ölçülüyor.
Ancak bu hedefi zorlaştıran unsurlar da bulunuyor. Bölge halkının güvenli alanlar, mayın ve patlamamış mühimmat temizliği, mühendislik taramalarının aşamaları, hasarın boyutu ve risk oluşturan binalar konusunda yeterli ve ayrıntılı bilgiye sahip olmaması, süreci daha da karmaşık hale getiriyor.
Bu durum Lübnan ordusu, belediyeler ve sivil savunma ekiplerine büyük sorumluluk yüklüyor. Sivillerin güvenli şekilde geri dönüşünün organize edilmesi ve can kayıplarını önlemek için gerekli bilgilendirmenin yapılması hayati önem taşıyor.