Financial Times: İran'ın füze gücü ABD'yi çıkmaza sürüklüyor

28 Temmuz 2026

İran'ın füze kapasitesini koruması, Washington'u hem saldırıları tırmandırma hem de hızla tükenen hava savunma stoklarını yönetme ikilemiyle karşı karşıya bıraktı.

YDH- Financial Times'ta yayımlanan analizde, ABD'nin şubat ayı sonunda İsrail ile birlikte İran'a karşı başlattığı saldırılarda temel hedeflerden birinin İran'ın füze kapasitesini yok etmek olmasına rağmen, beş ay sonra Tahran'ın füze gücünü “etkili biçimde” kullanmayı sürdürdüğü belirtildi.

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, operasyonun amaçları arasında "İran'ın taarruz füzelerini ve füze üretim kapasitesini yok etmeyi" saymıştı. Ancak yüzlerce Amerikan saldırısına rağmen İran, bölge genelindeki hedeflere görünürde yüksek hassasiyetle füze saldırıları düzenlemeye devam ediyor.

İran'ın füze birlikleri Ürdün'deki Amerikan kışlalarında ABD askerlerini öldürürken, Kuveyt ve Bahreyn'deki büyük askeri üslerdeki binaları defalarca vurdu. Ayrıca, Suudi Arabistan ve Katar'daki tesisler de hedef alındı. Analize göre İran, mart ve nisan aylarında yoğun bombardıman altında edindiği tecrübelerden önemli dersler çıkardı.

Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nden İran balistik füze programı uzmanı Nicole Grajewski, "Size ateş edilmiyorsa ateş etmek daha kolaydır. Fırlatma rampalarını sürekli yer değiştirmek zorunda kalmıyorlar. Bu nedenle çok daha elverişli bir operasyonel ortam oluştu." değerlendirmesinde bulundu.

Washington yönetimi bundan sonraki adımlarını belirlerken yalnızca İran'ın füze kapasitesini değil, kendi füze stoklarını ve İran saldırılarını önlemek için kullanılan pahalı önleyici füze envanterini de hesaba katmak zorunda kalacak.

İran füze birlikleri yeni taktikler geliştirdi

28 Şubat-8 Nisan döneminde yer altındaki geniş füze üslerinin girişleri çökertilerek içerideki birliklerin mahsur bırakılması hedeflenirken, üslerin üzerinde dolaşan İHA'lar ve bölgede devriye gezen savaş uçakları herhangi bir füze rampası tespit edildiği anda saldırıya hazır bekletildi.

Grajewski'ye göre İranlı mühendisler gömülü üsleri kısa sürede yeniden faaliyete geçirerek füze kapasitesini hızla yenileyebildiklerini gösterdi. Uzman, "Kesinlikle hâlâ ciddi bir tehdit oluşturuyorlar." dedi.

İran'ın füze etkinliğini nasıl koruduğunu tek bir nedenle açıklamak mümkün görünmüyor. Donanım değişiklikleri, elektronik harp alanındaki gelişmeler ve Rusya başta olmak üzere bazı ülkelerden alınan hedefleme ve seyrüsefer desteğinin bu süreçte rol oynamış olabileceği tahmin ediliyor.

Amerikan ve müttefik hava savunma sistemlerinin savaşın ilk aylarında çok sayıda önleyici füze tüketmesi de İran saldırılarının başarı oranını artırmış olabilir.

James Martin Nükleer Silahsızlanma Çalışmaları Merkezi'nden Jeffrey Lewis, "Biz onlara daha az ateş ediyor olabiliriz, onlar ise daha isabetli füzeler kullanıyor olabilir." değerlendirmesinde bulunarak İran'ın daha modern füze stoklarına yöneldiğini söyledi.

Lewis'e göre İran artık Sovyet Scud veya Kuzey Kore Nodong füzelerinden türetilmiş eski ve isabetsiz sistemleri daha az kullanıyor. Bunun yerine daha gelişmiş füzelere geçiş yapılması doğal olarak isabet oranını artırıyor.

Grajewski ise İran'ın savaşın ilk aşamalarında Ürdün ve Körfez'deki radarlar ile erken uyarı tesislerini hedef almasının bugün karşılığını aldığını belirtti.

İran'ın bu saldırılarla karşı tarafın füzeleri izleme ve takip etme kapasitesini zayıflatmayı hedeflediğini ifade eden Grajewski, erken dönemde elde edilen bu kazanımların bugün önemli sonuçlar verdiğini söyledi.

CIA'de uzun yıllar İran üzerine çalışan eski askeri analist Jim Lamson da özellikle Ürdün'deki son ölümcül saldırıların İran'ın Amerikan ve Arap hava savunmasını daha fazla aşabildiğini gösterdiğini belirtti.

Lamson'a göre ABD'li planlamacıların İran'ın geçmiş çatışmalardan çıkardığı derslerle hem teknik hem de taktik düzeyde önemli değişiklikler yaptığını varsayması gerekiyor.

ABD'nin önündeki stratejik açmaz

İran'ın önceki savaşlardan ve Rusya'nın Ukrayna'daki tecrübelerinden sürekli ders çıkardığı, son çatışmalarda da yeni yöntemler geliştirdiği görünüyor.

Lewis, İran'ın füze fırlatma görüntülerinde çevredeki araziyi gizlemeye yönelik yeni teknikler kullandığını, bunun da fırlatma noktalarının tespitini zorlaştırdığını söyledi. Ayrıca İran birliklerinin yer altı üslerinden daha uzak mesafelerde füze ateşleyerek konumlarını gizlemeye çalıştığını ifade etti.

Bir diğer değişiklik ise geçmişte füze fırlatmadan önce yapılan ve uydu görüntülerinde kolayca fark edilen kontrollü bitki örtüsü yakma uygulamasının terk edilmesi oldu. Böylece olası fırlatma alanlarının önceden belirlenmesi zorlaştı.

Washington Yakın Doğu Politikaları Enstitüsü uzmanı Farzin Nedimi ise İran füze birliklerinin son çatışmalarda yalnızca gece değil, gündüz saatlerinde de rahatlıkla füze fırlatabilmesinin dikkat çekici olduğunu söyledi.

Lamson, İran'ın başarısının tek bir nedene bağlanamayacağını belirterek balistik füzeler, seyir füzeleri ve İHA'ların birlikte kullanılmasının saldırıların etkinliğini artırmış olabileceğini ifade etti.

Ayrıca, İran Silahlı Kuvvetleri ile Devrim Muhafızları arasında koordinasyonun güçlenmiş olabileceği de belirtiliyor. Grajewski, saldırıların üstlenilme biçimine bakıldığında düzenli ordunun özellikle İHA operasyonlarında daha fazla rol almaya başlamış olabileceğine dair işaretler bulunduğunu söyledi.

Uzmanlar, İran'ın vurduğu üs ve binalarda tam olarak hangi hedeflerin amaçlandığının ise dışarıdan kesin biçimde anlaşılamadığına dikkat çekti. Amerikan üslerinin çok geniş alanlara yayıldığını, birkaç yüz metrelik sapmanın bile başka bir askeri binayı vurabileceğini belirttiler.

İran, son dönemde hedefe yaklaşırken manevra yapabilen Hayber Şiken başta olmak üzere gelişmiş füzeler kullandığını açıkladı. Bu özellik, zaten yıpranmış radarlar ve hava savunma sistemlerinin önleme kabiliyetini daha da zayıflatıyor.

Lamson, terminal safhada yapılan manevraların diğer unsurlarla birleştiğinde, özellikle radar ve hava savunmasının zayıflatıldığı ortamlarda İran füzelerinin etkinliğini artırabileceğini söyledi.

ABD bugün stratejik bir ikilemle karşı karşıya. İran misilleme amacıyla kullanabileceği güçlü bir füze kapasitesini elinde tutmayı sürdürüyor. Bu tehdidi ortadan kaldırabilmek ise Washington'un saldırılarının kapsamını daha da genişletmesini gerektiriyor.

Nedimi, balistik füzelerin hedefe yaklaşma safhasında durdurulmasının giderek zorlaştığını belirterek ABD'nin er ya da geç daha fazla kaynağı füze rampaları ve yer altı üslerini vurmaya ayırmak zorunda kalacağını söyledi.

Bunun ise İsrail'in yeniden savaşa daha aktif biçimde dahil olmasını gerektirebileceğini savunan Nadimi, Ürdün'ü vuran füzelerin büyük olasılıkla daha önce İsrail'in yoğun faaliyet yürüttüğü Tebriz çevresinden ateşlendiğini ifade etti.

Nedimi, "İsrail'in sürece dahil olması gerekiyor. Böylesine güçlü bir orduya sahip bir ülkenin katkısı kritik önem taşıyor." değerlendirmesinde bulundu.

Ancak İsrail'in yeniden cepheye dönmesinin yeni sorunları da beraberinde getireceği ve çatışmanın genişlemesinin, ABD'nin zaten hızla tükenen önleyici füze stoklarını daha da zorlayacağı ortada.

Savaşın ilk haftalarında İsrail'in yoğun hava saldırılarının İran'ın füze tehdidini baskıladığı tahmin edilse de ancak onu kalıcı biçimde ortadan kaldıramadığı görülüyor.

Analizde son olarak Nedimi'nin şu değerlendirmesine yer verildi: "İran çok büyük bir ülke. Füze rampalarını bulmaya çalışmak samanlıkta iğne aramaya benziyor."