Foreign Policy: Netanyahu'nun Filistin stratejisi çöktü

28 Temmuz 2026

Netanyahu'nun Filistin devletini engellemeye dayalı stratejisi çökerken, İsrail “benzeri görülmemiş” bir stratejik başarısızlıkla karşı karşıya kaldı.

YDH- Foreign Policy'de Assaf Sharon imzasıyla yayımlanan analizde, İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu'nun siyasi kariyeri boyunca Filistin devletinin kurulmasını engellemeye odaklanan politikasının bugün İsrail açısından “ağır bir stratejik başarısızlığa” dönüştüğü belirtildi.

Netanyahu, 1978 yılında ABD'de yaptığı bir konuşmada Filistin Kurtuluş Örgütü'ne (FKÖ) ait bir devlet kurulması talebini "barışın önündeki temel engel" olarak tanımlamıştı. O tarihten bu yana izlediği siyaset de Filistin devletinin ortaya çıkmasını engellemeye odaklandı.

1990'larda dönemin Başbakanı İzak Rabin'in Oslo sürecine muhalefet eden Netanyahu, Rabin'in öldürülmesinin ardından başbakan olarak “barış “sürecini zayıflatmaya çalıştı. 2009'da yeniden iktidara geldiğinde ise önce Barack Obama yönetiminin müzakere girişimlerini boşa çıkardı, ardından ABD Dışişleri Bakanı John Kerry'nin 2013'teki “barış” çabalarının başarısızlığa uğramasının ardından Filistin meselesini uluslararası gündemden düşürmeyi hedefledi.

Netanyahu sonraki yıllarda “müzakere” görüntüsünü dahi terk ettiği ve 2015'te açık biçimde "Ben görevde olduğum sürece Filistin devleti kurulmayacak." açıklamasını yaptı.

Bu süreçte Filistin Yönetimi ile ilişkileri mali baskı uygulamak ve meşruiyetini zayıflatmakla sınırlı kaldı, aynı dönemde Batı Şeria'nın derinliklerine yayılan yerleşim politikaları “iki devletli çözümü” daha da zorlaştırdığı ve şiddeti kaçınılmaz hale getirdiği belirtildi.

2022'de kurulan mevcut hükümet ise daha önce İsrail siyasetinin marjinal unsurları olarak görülen aşırı sağcı grupları iktidarın merkezine taşıdı, bu çevreler Gazze ve Suriye'de yeniden Yahudi yerleşimleri kurulmasını ve Filistinlilerin etnik temizliğini açıkça savundu.

Gazze politikası Netanyahu'nun açmazını derinleştirdi

Netanyahu, Gazze savaşını “İsrail'in uzun vadeli stratejik çıkarlarından” çok, Filistin Yönetimi'nin Gazze'de herhangi bir rol üstlenmesini engelleme amacıyla yürüttü.

Gazze'nin yeniden inşasını ve Hamas'ın silahsızlandırılmasını öngören “uluslararası istikrar gücü” önerileri, Filistin egemenliğine giden bir siyasi süreci içerdiği gerekçesiyle İsrail tarafından reddedildi.

Hamas dahi Gazze yönetimini Filistin Yönetimi'ne devretmeyi teklif ettiği bir aşamada Netanyahu bu öneriyi de hızla geri çevirdi.

"Netanyahu'nun stratejisi çöktü"

Netanyahu'nun Filistin politikası hiçbir zaman alternatif bir çözüm üretmedi. Stratejisi, yalnızca mevcut durumun sonsuza kadar sürdürülebileceği varsayımına dayanıyordu ve bu varsayım artık çökmüş durumda.

İsrail Gazze'de hedeflerine ulaşamadı, Lübnan'da askeri ve siyasi açmaz içinde kaldı, ABD'yi Körfez'de başarısızlıkla sonuçlanan bir savaşa sürükledi, bu da tüm bölgeyi istikrarsızlaştırarak küresel ekonomiyi sarstı.

Gelinen noktada İran stratejik üstünlük sağladı, İsrail ise uluslararası alanda her zamankinden daha yalnız hale geldi.

Bu tablo, İsrail açısından "benzeri görülmemiş ölçekte bir stratejik başarısızlık" anlamına geliyor.

"Çatışmayı yönetme" stratejisi

Netanyahu'nun temel yaklaşımı "bugün statüko, yarın statüko, sonsuza kadar statüko" anlayışına dayanıyor.

Aşırı sağın Batı Şeria'yı ilhak etme söylemlerine siyasi destek verse de Netanyahu'nun bu ideolojik hedeflere hiçbir zaman gerçekten inanmadığı söyleniyor. Netanyahu, "Büyük İsrail" ideolojisini benimseyen aşırı sağcı çevrelerin desteğini almayı başarsa da Batı Şeria veya Gazze'nin resmen ilhak edilmesi yönünde ciddi bir adım atmadı.

Netanyahu'nun politikası iki varsayıma dayanıyor: Mevcut durumun olası tüm alternatiflerden daha iyi olduğu ve bu statükonun değişmeden sürdürülebileceği.

Netanyahu'nun yıllardır savunduğu "çatışmayı yönetme" stratejisi de bu anlayışın ürünü oldu. Bu yaklaşım, sorunun bugün çözülemeyeceği düşüncesinden değil, kalıcı bir çözüme hiçbir zaman ihtiyaç olmadığı inancından kaynaklandı.