Yemen ablukası Suudi ekonomisinin kalbine darbe vurdu

30 Temmuz 2026

Yemen’in Kızıldeniz'de başlattığı deniz ablukası, Hürmüz krizinin ardından Suudi Arabistan'ın alternatif petrol rotalarını da sekteye uğratarak Riyad üzerindeki ekonomik baskıyı artırdı.

YDH- ABD ve İsrail'in İran'a karşı yürüttüğü savaş sırasında Hürmüz Boğazı'nın kapanma ihtimaliyle yaşanan kriz, petrol ihracatına dayalı ekonomilerin küresel enerji arzındaki jeopolitik şoklara karşı ne kadar kırılgan olduğunu ortaya koydu.

Suudi Arabistan, savaş boyunca ihracatını sürdürmek için alternatif lojistik çözümler geliştirmeye çalışsa da, resmi petrol satış fiyatlarını düşürmek zorunda kalması, bütçe açığını finanse etmek amacıyla borçlanmaya daha fazla yönelmesi ve "Vizyon 2030" kapsamındaki mega projelerde harcama önceliklerini yeniden belirlemeye başlaması, ekonomik baskının giderek arttığını gösterdi.

Geçtiğimiz pazar günü Sanaa hükümetine bağlı Yemen ordusunun Suudi Arabistan'a ait deniz taşımacılığına abluka ilan etmesi ise bu baskıları daha da ağırlaştırdı. Abluka, Riyad'ın Hürmüz Boğazı'ndan kaçınmak için dayandığı temel ihracat stratejisini de sekteye uğrattı.

Doğu-Batı hattı da çıkmaz oldu

Suudi Arabistan, Hürmüz Boğazı'ndaki risk nedeniyle petrolünü ülkenin doğusundan Kızıldeniz kıyısındaki Yanbu Limanı'na taşıyan Doğu-Batı Boru Hattı'na yönelmişti. Günlük yaklaşık 7 milyon varil kapasiteye sahip olan hat sayesinde ham petrol, doğudaki üretim sahalarından Yenbu'ya ulaştırılıyor, buradan da gemilerle güneye inerek Babülmendep Boğazı üzerinden dünya pazarlarına sevk ediliyordu.

Ancak Sanaa hükümetine bağlı Yemen ordusu ablukanın başlamasından sadece saatler sonra bu güzergâhtaki sevkiyatları fiilen durdurdu.

Bunun üzerine Riyad yeni bir rota oluşturmak zorunda kaldı. Bu plana göre petrol, Yanbu'dan Mısır'ın Ayn Suhne Limanı'na taşınıyor, ardından SUMED Boru Hattı aracılığıyla Akdeniz kıyısındaki Sidi Kerir Limanı'na ulaştırılıyor. Buradan ise Akdeniz, Cebelitarık Boğazı ve Ümit Burnu üzerinden Asya pazarlarına gönderiliyor.

Bu güzergâh, Babülmendep üzerinden kullanılan geleneksel rotaya kıyasla hem daha uzun hem de çok daha maliyetli.

Reuters'ın aktardığına göre rota değişikliği, Asyalı alıcılar için her petrol sevkiyatında yaklaşık 10 milyon dolar, varil başına ise yaklaşık 5 dolar ek maliyet anlamına geliyor.

Ajans daha önce yayımladığı başka bir haberde ise Doğu-Batı Boru Hattı'nın kapasitesine günlük 2 milyon varil daha eklenmesini öngören genişletme çalışmalarının yıllar süreceğini, milyarlarca dolara mal olacağını ve Suudi ham petrolü için yeni bir fiyatlandırma mekanizmasını zorunlu kılacağını bildirmişti.

Aramco üretimi son 20 yılın en düşük seviyesine indi

Kriz, Suudi petrol sektörünün temel aktörü Aramco'nun üretimine de doğrudan yansıdı.

Şirketin temmuz ayı başındaki üretimi 2003 yılından bu yana görülen en düşük seviyeye gerilerken, petrol ihracatı savaş öncesine göre günlük yaklaşık 2 milyon varil azaldı.

Aynı dönemde Çin'in Suudi Arabistan'dan yaptığı petrol ithalatı da son 12 yılın en düşük seviyesine düştü.

Pazar payını kaybetme endişesi yaşayan Riyad, son dönemde yayımlanan bir araştırmaya göre yıllardır uyguladığı "yüksek fiyatı koruma" stratejisinden vazgeçerek "pazar payını koruma" stratejisine geçti.

Bu kapsamda Suudi Arabistan, ağustos teslimatlı Arab Light ham petrolünün resmi satış fiyatını varil başına 11 dolar düşürdü. Bu indirim, Haziran 2020'den bu yana görülen en düşük resmi satış fiyatı oldu.

Suudi yönetimi, yüksek fiyat politikasını sürdürmenin ABD, Brezilya ve diğer üreticilere pazar kaptırmasına yol açtığı sonucuna vardı. Bu nedenle Riyad artık küresel piyasadaki "denge üreticisi" konumunu koruyabilmek için daha düşük fiyatları kabul etmeye yöneliyor.

OPEC üretimi artırırken IMF kemer sıkmayı önerdi

OPEC verileri, Suudi Arabistan'ın bu yıl üretimini yeniden artırdığını gösteriyor. Bu artış, OPEC+ grubunun aylık üretim kotası artışlarıyla paralel ilerliyor. Ancak söz konusu kota artışlarının ekim ayından itibaren askıya alınması bekleniyor.

Ekonominin çeşitlendirilmesine yönelik tüm çabalara rağmen Suudi kamu maliyesinin hâlâ büyük ölçüde petrol gelirlerine bağımlı olması, uluslararası kuruluşların da dikkatini çekiyor.

Uluslararası Para Fonu (IMF), 28 Nisan-13 Mayıs tarihleri arasında Riyad'a gerçekleştirdiği ziyaretin ardından yayımladığı değerlendirmede, Suudi Arabistan'a 2026 yılında petrol dışı birincil bütçe açığını sınırlı ölçüde azaltmasını ve savaşın mali etkilerini karşılayabilmek için kamu harcamalarını yeniden önceliklendirmesini tavsiye etti.

IMF ayrıca, yaşanan ekonomik şokun uzun süre devam etmesi halinde Riyad'ın ekonomiyi destekleyebilecek mali alana sahip olduğunu, ancak sağlanacak desteğin geçici, hedefe yönelik ve şeffaf olması gerektiğini vurguladı.

Borç yükü hızla büyüyor

Capital Economics ise Suudi kamu maliyesine ilişkin daha karamsar bir tablo çizdi.

Kuruluş, kamu borcunun 2030 yılına kadar gayrisafi yurt içi hasılanın yaklaşık yüzde 60'ına ulaşacağını öngördü.

Bu oran, Suudi Maliye Bakanlığı'nın 2028 yılı için öngördüğü yaklaşık yüzde 33'lük seviyenin neredeyse iki katına denk geliyor.

Suudi Maliye Bakanlığı ise mevcut borçlanmanın bütçe açıklarını kapatmak için değil, ekonomik dönüşüm programları kapsamındaki yatırımları finanse etmek amacıyla yapıldığını savunuyor.

"Vizyon 2030" projeleri de daralmaya başladı

Ekonomik baskının en belirgin yansımalarından biri de "Vizyon 2030" kapsamında yürütülen dev yatırım projelerinde görülüyor.

Son dönemde bazı büyük projelerin iptal edilmesi ya da askıya alınmasının gündeme geldiği belirtiliyor.

Bu kapsamda NEOM projesine bağlı Sindalah Adası'nın resmi internet sitesinden kaldırılması dikkat çekti. Gözlemciler, bunun yalnızca tek bir projeyle sınırlı kalmayacağını, yüksek maliyetler ve sınırlı kaynaklar nedeniyle başka projelerin de benzer akıbetle karşılaşabileceğini değerlendiriyor.

Bazı aktivistler ise bölgenin doğal koşullarının büyük ölçekli yatırım ve yerleşim projeleri için elverişli olmadığını savunuyor.

Batılı raporlar da uyarıyor

Wall Street Journal'a konuşan ABD'nin eski Riyad Büyükelçisi Michael Ratney, savaşın Suudi Arabistan'ın çatışma öncesinde yaptığı milyarlarca dolarlık yatırımları olumsuz etkilediğini, hükümetin oluşan büyük ekonomik kayıpları telafi etmekte zorlandığını söyledi.

Bloomberg de temmuz ayının ilk haftasında yaklaşık 50 şirketin mali kayıplar nedeniyle Suudi borsasından çekildiğini bildirdi.

Muhalif Drawiz platformu ise piyasadan çekilme eğiliminin daha geniş olduğunu belirterek, yaklaşık 65 şirketin ağır mali kayıplar nedeniyle Suudi piyasasını terk etmek zorunda kaldığını öne sürdü.