Financial Times: Trump'ın savaşı Riyad'ın "stratejik özerklik" hesabını bozdu

30 Temmuz 2026

İran'a karşı yürütülen savaş ile Yemen'de tırmanan gerilimin, Suudi Arabistan'ı yeniden ABD'nin "güvenlik şemsiyesine" bağımlı hale getirdiği belirtildi.

YDH- Financial Times'ta Emile Hokayem tarafından kaleme alınan analizde, ABD Başkanı Donald Trump'ın öngörülemez politikalarının Suudi Arabistan'ı yeniden Washington'a bağımlı hale getirdiği değerlendirildi.

Analize göre, Riyad'ın yıllardır sürdürdüğü "stratejik özerklik" arayışı ise İran'a karşı yürütülen savaş ve Yemen'de yeniden yükselen gerilim nedeniyle ciddi bir sınamayla karşı karşıya bulunuyor.

Kanada Başbakanı Mark Carney'nin bu ayın başında Suudi Arabistan'a yaptığı ziyarette Veliaht Prens Muhammed bin Selman ile ABD'nin öngörülemez dış politikası karşısında orta ölçekli güçlerin yaşadığı sorunları ele almış olabileceği tahmin ediliyor.

Kanada açısından ticaret, ortak değerler ve kültürel yakınlık üzerine kurulu ABD ilişkileri Trump yönetiminin saldırgan söylemleriyle sarsılırken, Suudi Arabistan açısından ise güvenlik ve yatırım temelli ortaklık Washington'ın bölgedeki "pervasız" politikaları nedeniyle aşınıyor.

Riyad savaşın sonuçlarıyla yaşamaya hazırlanıyor

Riyad, İran'a yönelik ABD-İsrail savaşına karşı çıkmasına rağmen bugün bu savaşın istikrarsızlaştırıcı sonuçlarıyla yüzleşmek zorunda kalıyor.

Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkeleri, savaş, ekonomik baskı ve diplomasi arasında gidip gelen yeni döngünün önümüzdeki yıllarda bölgesel siyasetlerini belirleyeceğini “isteksizce” kabul ediyor.

Buna karşın Suudi Arabistan, savaşın “görece” kazananlarından biri olarak öne çıkıyor. Riyad hem İran'ı eleştiriyor hem de Batılı başkentlerde İsrail'in etkisini dengelemek için yoğun diplomatik çaba yürütüyor.

IMF tahminlerine göre, Suudi ekonomisinin 2026'da yüzde 1,7 büyümesi bekleniyor. Ancak bu tahmin, bölgedeki güvenlik koşullarının daha da kötüleşmeyeceği varsayımına dayanıyor ve Riyad yönetimi bu varsayımın ne kadar kırılgan olduğunun farkında.

Riyad, eksik anlaşmayı savaşa tercih etti

Suudi Arabistan, yıllarca bölgesel bir savaşın önüne geçmeye çalıştıktan sonra bugün ABD ile İran arasındaki yeni restleşmeyi kaygıyla izliyor.

Haziran ayında imzalanan ve Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması ile İran'ın nükleer programına odaklanan mutabakat oldukça muğlak bulunuyor. Körfez ülkeleri açısından asıl tehdit ise İran'ın füze kapasitesi, İHA'ları ve bölgedeki müttefik güçleri olarak görülüyor.

İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatmasının ardından nükleer dosya Körfez ülkelerinin öncelik sıralamasında daha alt basamakta kaldı. Buna rağmen Riyad, kusurlu da olsa müzakereyi kötü bir savaşın sürmesinden daha iyi gördü ve hatta İran'la saldırmazlık anlaşması fikrini gündeme getirdi.

Tahran ise resmi müzakereler öncesinde pazarlık kozlarını korumak istediği için Körfez ülkelerinin uzlaşma girişimlerine olumlu yanıt vermedi.

İran, ABD'nin yıpranmasını hızlandırmayı ve ardından bölgesel rakiplerini tavize zorlamayı hedefliyor. Ancak bunun öncesinde ABD ve İsrail'le yeni savaş turlarının yaşanacağını hesaplıyor.

Bu nedenle Suudi Arabistan ve ortaklarının önünde, savaşan tarafların yıpranmasını beklemekten ve Riyad'ın çıkarlarını zedeleyecek olası bir anlaşmayı engellemeye çalışmaktan başka fazla seçenek bulunmuyor.

Trump'ın başarısızlıklarının maliyetini Körfez ülkelerine yüklemeye istekli görünmesi de Riyad'ın kaygılarını artırıyor.

Nükleer anlaşmaya İsrail şartı

Yıllar süren müzakerelerin ardından ABD ile Suudi Arabistan, Suudi topraklarında uranyum zenginleştirilmesini de içeren tarihi bir sivil nükleer enerji anlaşmasına vardı.

Ancak Trump'ın ertesi gün sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, anlaşma için Suudi Arabistan'ın önce İsrail ile ilişkileri normalleştirmesi gerektiğini söylemesi Riyad'da şaşkınlık yarattı.

Suudi yetkililer bu açıklamayı Trump'ın alışılmış çıkışlarından biri olarak değerlendiriyor. Riyad, mevcut koşullarda “İbrahim Anlaşmaları”nı uygun görmüyor ve Filistin devletine yönelik somut adımlar atılması talebini sürdürüyor.

Suudi Arabistan, diğer birçok Ortadoğu ülkesi gibi ABD destekli ve İsrail merkezli yeni bir bölgesel düzende yaşamak istemiyor.

Trump'ın açıklaması, İsrail'in Washington üzerindeki etkisinin Suudi hedeflerini sınırlandırabildiğini gösteriyor. İsrail'in hem İran'ın nükleer silah edinme ihtimalini artıran başarısız bir savaşı başlatıp hem de Suudi Arabistan'ın gelişmiş nükleer teknoloji edinmesini engellemeye çalışması çelişkili bir tutum olarak değerlendiriliyor.

Bu durum aynı zamanda İran'ın Arap ülkelerini saflıkla, ABD'yi ise ikiyüzlülükle suçlamasına zemin hazırlıyor.

Yemen dosyası yeniden ısınıyor

Financial Times'a göre dört yıllık kırılgan sükûnetin ardından Suudi Arabistan ile Sana hükümetine bağlı Yemen ordusu arasındaki çatışma riski yeniden yükseliyor.

Yemen ordusu, 2024 ve 2025'te Kızıldeniz'deki deniz trafiğini başarıyla aksattı. Mart ayında ise İran'ın savaşa katılma çağrılarına uymak yerine askeri kapasitesini yeniden inşa etmeyi tercih etti.

Şimdi ise Suudi Arabistan üzerinde mali ve siyasi taviz elde etmek amacıyla enerji tesisleri ile gemileri hedef alarak baskıyı artırıyor.

Yemen ordusunun en güçlü kozu, Babülmendep Boğazı'nı sekteye uğratarak Suudi Arabistan'ın Kızıldeniz üzerinden gerçekleştirdiği kritik ihracatı durdurabilme kapasitesi olarak görülüyor.

İki hafta önce Washington, ağırlıklı olarak hassas güdümlü mühimmatlardan oluşan 2 milyar dolarlık silah satışını hızlandırdı. Savaşın yeniden başlaması halinde Riyad'ın ABD'den istihbarat, hedef tespiti desteği ve füze önleme sistemleri talep etmesi, Washington'ın da bu talepleri büyük olasılıkla karşılaması bekleniyor.

Analiz, "Orta ölçekli güçlerin kaderi budur: Stratejik özerklik planları yapılır; ancak savaşın sert gerçekliği sonunda güvenmedikleri hamilerine yeniden başvurmak zorunda bırakır." değerlendirmesiyle sona eriyor.