Somaliland: ABD ve İsrail'in yeni stratejik kozu

30 Temmuz 2026

Amerikalı analist Dr. Jacob Stoil, Somaliland'ın İsrail ve ABD açısından yalnızca Yemen'e karşı değil, İran ve Çin'e karşı da uzun vadeli stratejik bir dayanak oluşturabileceğini savunuyor.

YDH- The Times of Israel'de ABD Ordusu Stratejik Araştırma ve Değerlendirme Dairesi Ortadoğu Güvenliği Araştırma Profesörü Dr. Jacob Stoil tarafından kaleme alınan analizde, ABD ile İran arasında 2026'da yaşanan savaşın ardından Ortadoğu'da ortaya çıkan yeni jeopolitik tablonun Washington ve Tel Aviv'i yeni “stratejik arayışlara” yönelttiği belirtiliyor.

Analizde, İsrail'in 2025 sonunda Somaliland'ı bağımsız devlet olarak tanımasının yalnızca diplomatik bir adım olmadığı, ABD ve İsrail'in Kızıldeniz ile Afrika Boynuzu'ndaki nüfuzunu genişletecek “uzun vadeli bir stratejinin başlangıcı” olduğu vurgulanıyor.

Yazıda, savaş sonrası dönemde Suudi Arabistan, Mısır, Pakistan ve Türkiye arasında “yeni bir eksenin” oluşabileceği öne sürülürken, buna karşılık Birleşik Arap Emirlikleri ile İsrail'in daha yakın bir stratejik ortaklık geliştirebileceği dile getiriliyor. Bu bloklaşmaların nihai şeklinin henüz belli olmadığı belirtilirken, hem ABD hem de İsrail'in yeni jeopolitik meydan okumalarla karşı karşıya kalacağı, buna karşın son bir yılda Somaliland ile gelişen ilişkilerin “yeni fırsatlar” sunduğu ifade ediliyor.

Analize göre Yemen'in karşı kıyısında, Babülmendep Boğazı'nın Afrika yakasında bulunan Somaliland; “istikrarlı, fiilen bağımsız” ancak uluslararası alanda tanınmayan bir yapı olmasına rağmen “büyük stratejik potansiyel” taşıyor. Buna karşın ABD'nin, Somaliland'ın Mogadişu yönetimine karşı verdiği “bağımsızlık savaşını” kazanmasının üzerinden 35 yıl geçmesine rağmen bu potansiyeli yeterince değerlendiremediği savunuluyor.

Yazar, İsrail'in Aralık 2025'te Somaliland'ı son 65 yıl içinde ikinci kez bağımsız devlet olarak tanımasının uluslararası alanda sert tepkilere yol açtığını, ancak bunun bölgedeki "stratejik durgunluğu" sona erdirecek ve “ABD'nin küresel stratejisine önemli avantajlar sağlayacak bir fırsat oluşturduğunu” ifade ediyor. Washington'un Somaliland'ı resmen tanımadan da İsrail'in bu politikasını destekleyerek söz konusu kazanımlardan yararlanabileceği iddia ediliyor.

Analizde, bunun gerçekleşebilmesi için ABD ve İsrail'in Somaliland'a yalnızca Yemen'e yakınlığı nedeniyle askerî üs kurulabilecek bir coğrafya olarak bakmaması gerektiği belirtiliyor. İsrail'in “hızla hareket ederek” Somaliland'ın geleceğini şekillendirecek kapsamlı bir ortaklık kurmasının hem bölge hem de ABD açısından uzun vadeli stratejik sonuçlar doğurabileceği savunuluyor.

Yazar, “uluslararası tanınma eksikliğine” rağmen Somaliland'ın sınırlı da olsa dış ilişkiler geliştirdiğini söylüyor. Suudi Arabistan'a ihracat yaptığı, polis teşkilatının İngiltere'den eğitim ve ekipman desteği aldığı, ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID) aracılığıyla sınırlı Amerikan desteği gördüğü bildiriliyor. 2017'den itibaren ise Birleşik Arap Emirlikleri'nin Somaliland'da hava ve deniz üssü inşasına başladığı, Berbera Limanı'nı modernize ettiği ve Etiyopya'ya uzanacak yük demiryolu projesini geliştirdiği kaydediliyor.

Afrika Boynuzu'nda yeni bloklaşma

Analizde İsrail'in Somaliland'ı tanımasının ve bölgeyle ilişkilerini derinleştirmesinin Ortadoğu'daki mevcut bloklaşmayı daha da keskinleştirebileceği vurgulanıyor. Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır'ın Somali ile ilişkilerini güçlendirdiği; buna karşılık Etiyopya ile Birleşik Arap Emirlikleri'nin Somaliland'a yakınlaştığı belirtilerek, Somaliland'la kurulan her yeni ortaklığın Afrika Boynuzu'nda yeni bir diplomatik kriz yarattığı kaydediliyor. Bunun da bölgedeki silahlı grupların faaliyetlerini artırma riski taşıdığı savunuluyor.

Yazar, İsrail, BAE ve Etiyopya'nın Somaliland etrafında oluşturduğu eksenin; Suudi Arabistan, Türkiye ve Mısır'ın Somali'ye verdiği destekle karşı karşıya geldiğini söylüyor. Bu rekabetin Doğu Akdeniz, Suriye, Lübnan, Yemen ve Sudan iç savaşında farklı biçimlerde zaten görüldüğünü belirten analiz, İsrail'in Somaliland'daki varlığını artırmasının Afrika Boynuzu'nu da “vekâlet savaşlarının” yeni cephelerinden biri haline getirebileceği değerlendirmesinde bulunuyor.

İsrail'in Somaliland hesabı

Analizde Somaliland'ın yalnızca askerî değil ekonomik açıdan da “önemli fırsatlar” sunduğu bildiriliyor. Uluslararası tanınmama, finans sistemine erişim sorunları ve ekonomik izolasyon nedeniyle Somaliland'ın potansiyelinin kullanılamadığı belirtilirken, altyapı yatırımlarının sürmesi halinde hem İsrail hem de ABD şirketleri için yeni Afrika pazarlarının açılabileceği ifade ediliyor.

Yazar, ABD'nin bu fırsatlardan yararlanabilmesi için Somaliland'ı resmen tanımasının şart olmadığını, İsrail'in tanıma kararını desteklemesinin yeterli olacağını iddia ediyor. Yazara göre, İsrail'in Somaliland'la geliştirdiği ilişkilerin en önemli sonucu askerî alanda görülebilir. İsrail'in Yemen'e karşı yürüttüğü saldırılarda en büyük sorunlardan birinin mesafe olduğu, bunun hem hava operasyonlarının sıklığını hem de istihbarata dayalı hızlı müdahale kapasitesini sınırladığı belirtiliyor.

Analizde, Yemen'in güneyinde derin su limanı bulunmamasının İsrail donanmasının Babülmendep Boğazı'ndaki ticaret yollarını “koruma” kabiliyetini de kısıtladığı ifade ediliyor. Somaliland'da üs kurulması ya da en azından ikmal imkânı elde edilmesinin bu “sorunu” büyük ölçüde gidereceği savunuluyor.

Yazıda özellikle İsrail donanmasının Babülmendep'in güneyinde kalıcı bir varlık oluşturmasının Hint Okyanusu'ndaki harekât alanını genişleteceği ve İran gibi rakiplere karşı daha etkili faaliyet yürütmesini sağlayacağı bildiriliyor. Bunun aynı zamanda Washington'un uzun süredir müttefiklerinden beklediği "bölgesel güvenlik yükünü paylaşma" stratejisiyle de uyumlu olduğu belirtilerek, İsrail'in Sanaa hükümetine bağlı Yemen ordusuna karşı daha bağımsız hareket edebilmesinin ABD'nin Kızıldeniz'i küresel askerî ve ticari ulaştırma için “daha güvenli” kullanmasına katkı sağlayacağı söyleniyor.

Askerî ortaklığın sınırları

Analizde, İsrail ile Somaliland arasında kurulacak ilişkinin yalnızca askerî çıkarlar temelinde şekillenmesinin uzun vadede sürdürülebilir olmayacağı savunuluyor.

Yazar, Somaliland halkının geçmişte İngiltere, Sovyetler Birliği ve ABD gibi dış güçlerin yalnızca bölgenin stratejik konumundan yararlanmayı hedefleyen politikalarına tanıklık ettiğini, bu deneyimlerin toplumda derin izler bıraktığını söylüyor. Bu nedenle İsrail'in de “yalnızca” askerî avantaj peşinde koşmasının Somaliland'da benzer bir tepkiyle karşılaşabileceği ifade ediliyor.

Yazıda, “İsrail'in askerî erişimini güvence altına almasının” yolunun öncelikle Somaliland'ın ekonomik ve toplumsal istikrarını güçlendirmekten geçtiği savunuluyor. Bu temel sorunların giderilmesi halinde hem İsrail'in bölgedeki varlığının kalıcı hale geleceği hem de ABD ile İsrail'in uzun vadeli askerî ve stratejik kazanımlar elde edebileceği belirtiliyor.

İsrail'in deniz suyunun arıtılması, düşük su tüketimli tarım ve ileri tarım teknolojileri alanındaki birikimi sayesinde Somaliland'ın su sorununun çözümüne katkı sağlayabilecek en uygun ülkelerden biri olduğu savunuluyor. Böyle bir iş birliğinin yalnızca Somaliland'ın “istikrarını” artırmayacağı, aynı zamanda “ABD'nin bölgesel çıkarlarına hizmet edeceği” ve Afrika Boynuzu'ndan kaynaklanan düzensiz göçü de azaltabileceği iddia ediliyor.

Yazar, İsrail'in geliştirdiği teknoloji ve üretim yöntemlerinin Somaliland ekonomisini dönüştürerek iki ülke arasında kalıcı bir ortaklık kurulmasına zemin hazırlayabileceğini ileri sürüyor. Aksi halde İsrail'in yalnızca askerî hedeflerle hareket etmesinin Somaliland halkı tarafından yeni bir sömürgecilik biçimi olarak algılanabileceği uyarısında bulunuyor.

Çin rekabeti ve deniz hâkimiyeti

Analizde, daha istikrarlı ve ekonomik açıdan güçlenmiş bir Somaliland'ın insan kaçakçılığı, uyuşturucu ticareti ve düzensiz göç gibi bölgesel sorunlarla mücadelede de önemli rol oynayabileceği savunuluyor. Bunun hem ABD hem de Avrupa Birliği'nin güvenlik öncelikleriyle örtüştüğü belirtiliyor.

Yazar ayrıca, İsrail'in deniz gücü sayesinde Somaliland'a sağlayabileceği “en önemli katkılardan birinin” yasa dışı balıkçılıkla mücadele olduğunu ileri sürüyor. Çin'e ait yasa dışı, kayıt dışı ve denetimsiz balıkçı filolarının Somaliland açıklarındaki deniz kaynaklarını ciddi biçimde tahrip ettiği, Somaliland'ın ise bunu önleyebilecek sahil güvenlik ve donanma kapasitesine sahip olmadığı bildiriliyor.

Bu nedenle İsrail donanmasının Somaliland karasularında devriye faaliyetlerine destek vermesinin iki taraf açısından da somut kazanımlar sağlayacağı savunuluyor. Böylece Somaliland'ın deniz hâkimiyetini yeniden tesis edebileceği, kıyı balıkçılığının canlanacağı, kaçakçılığın önlenebileceği ve Avrupa Birliği'nin ATALANTA Deniz Operasyonu'nun da desteklenmiş olacağı öne sürülüyor.

Yazıda, aynı faaliyetlerin İsrail donanmasına da bölgede sürekli operasyon yürütme imkânı sağlayacağı, İran başta olmak üzere rakip aktörlerin hareket alanını daraltacağı ve silah sevkiyat güzergâhlarının kesilmesine katkı sunacağı belirtiliyor. Bunun ABD açısından ise Çin'in Afrika Boynuzu'ndaki ekonomik ve stratejik nüfuzunu sınırlandıracak ilave bir araç oluşturacağı savunuluyor.

Sonuç: Somaliland'ı stratejik ortak yapma çağrısı

Analizde, İsrail'in Somaliland'ı tanımasının uzun süredir beklenen bir adım olduğu belirtilirken, bunun yalnızca sembolik bir diplomatik hamle olarak kalmaması gerektiği vurgulanıyor. İsrail'in Somaliland'ın sunduğu askerî, ekonomik ve jeopolitik fırsatları “hızla değerlendirmesi” gerektiği ifade edilirken, bunun aynı zamanda “ABD'nin de en fazla stratejik kazanç elde edeceği yol” olduğu ileri sürülüyor.

Yazar, Somaliland'ın yalnızca Sanaa hükümetine bağlı Yemen ordusuna karşı yürütülen saldırılar açısından taktik bir üs olarak görülmesinin dar bir yaklaşım olacağını savunuyor. Bunun yerine Somaliland'ın kalkınmasını ve istikrarını merkeze alan daha geniş kapsamlı bir stratejinin benimsenmesi halinde, hem İsrail'in hem ABD'nin hem de Somaliland'ın kısa ve uzun vadede en yüksek stratejik kazanımları elde edebileceği değerlendirmesiyle analizini tamamlıyor.