
YDH- Fars Haber Ajansı'nın bildirdiğine göre, İran'ın enerji altyapısına yönelik son dönemdeki tehditler, Amerika Birleşik Devletleri'nin bölgedeki mevcut güvenlik mimarisi bağlamında son derece özel bir karmaşıklık arz ediyor.
Kilit konumdaki ABD askeri üslerinin, ev sahibi ülkelerin ulusal elektrik şebekelerine duyduğu derin bağımlılık, stratejik bir karşılıklı bağımlılık ağı oluşturmuş durumda.
Bu altyapılara yönelik gerçekleştirilecek herhangi bir eylemin, doğrudan ABD çıkarları üzerinde geniş çaplı güvenlik sonuçları doğurması kaçınılmaz görünüyor.
Bu hayati bağımlılığın belirgin örnekleri, bölgedeki stratejik noktalar üzerinden incelendiğinde tablonun ciddiyeti daha net anlaşılıyor.
Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) başkenti Abu Dabi'de bulunan el-Tevile Elektrik Santrali, 6 bin megavatlık muazzam üretim kapasitesiyle ülkenin toplam elektrik tüketiminin yüzde 12'sini tek başına karşılıyor.
Ancak bu santralin asıl stratejik önemi, ABD'nin RQ-4 Global Hawk gibi kritik insansız hava araçlarına ve savaş uçaklarına ev sahipliği yapan ez-Zafra Hava Üssü'nün enerji tedarikinde oynadığı kilit rolden kaynaklanıyor.
Geçmişte İran tarafından hedef alınma riskiyle karşı karşıya kalan bu tesiste yaşanabilecek herhangi bir elektrik kesintisi, ez-Zafra'nın operasyonel kapasitesinin doğrudan sekteye uğraması anlamına geliyor.
Benzer bir stratejik bağ, Dubai'deki DEWA Elektrik Santrali için de geçerliliğini koruyor; zira bu tesis de bölgedeki ABD üssünün temel elektrik tedarikçisi konumunda bulunuyor.
Öte yandan, dünyanın en önemli enerji tesislerinin İran füzelerinin menzilinde olması, bölgesel gerilimin boyutlarını küresel bir düzleme taşıyor.
Hatırlanacağı üzere, 40 günlük bir savaş sürecinde Güney Pars tesisleri hedef alındığında İran, Katar'da bulunan dünyanın en önemli gaz rafinerisini bombalamıştı.
Bu gelişmenin ardından ABD Başkanı Donald Trump, sosyal medya üzerinden bir tweet atarak İran'dan derhal özür dilemiş ve benzer bir durumun "bir daha tekrarlanmayacağını" açıkça vurgulamıştı.
Günümüzde ise tırmanan İran tehdidinin ortasında Washington yönetimi; Arap ülkeleri ve İsrail topraklarında yer alan, küresel ekonominin can damarı konumundaki enerji tesislerinin, İran'ın nokta atışı yapabilen yıkıcı füzelerinin menzilinde yer aldığını son derece iyi biliyor.
Bu potansiyel hedeflerin başında Suudi Arabistan'ın petrol üretiminin omurgasını oluşturan Gavar Petrol Sahası geliyor. 
Gavar'da yaşanacak herhangi bir aksama, küresel petrol arzının yüzde 5'inden fazlasını doğrudan tehlikeye atacak bir potansiyel taşıyor.
Aynı şekilde, Suudi Arabistan'ın ihracat makinesinin kalbi niteliğindeki Abkayk ve Hureys tesisleri de büyük bir risk altında.
Gavar, Hureys ve Şeybe sahalarından çıkarılan ham petrolü stabilize ederek ihracata hazır hâle getiren bu tesislerden Abkayk, günde 7 milyon varili aşan petrolün geçtiği tek nokta olma özelliğini taşıyor.
Buraya verilecek olası bir zarar, yalnızca Suudi petrol ihracatında derin bir kriz yaratmakla kalmayacak; aynı zamanda iç piyasadaki petrokimya tesislerinin, elektrik santrallerinin ve hatta su arıtma tesislerinin tedarik zincirini de bütünüyle felç edecek boyutlar taşıyor.
Bölgenin diğer kilit oyuncularında da durum farksız. BAE'de bulunan Ruveys Rafinerisi ve Zakum Petrol Sahası, küresel enerji piyasası için kritik bir ağırlığa sahip.
Dünyanın en büyük ikinci açık deniz petrol sahası olan Zakum, günlük 1 milyon varilin üzerinde ham petrol ihracatı gerçekleştiriyor.
Katar'daki Kuzey Kubbe (North Dome) Gaz Sahası ve Ras Laffan LNG Tesisleri ise kanıtlanmış küresel rezervlerin yüzde 25'ine sahip olarak dünyanın en büyük gaz sahası unvanını koruyor.
Ras Laffan, dünyanın en önemli tekil sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ihracat terminali olarak küresel LNG ticaretinin yaklaşık yüzde 20'sini tek başına yönetiyor. Kuveyt'in yaklaşık 67 milyar varil rezerve sahip en büyük petrol sahası olan Burgan da benzer bir tehdit çemberinin içinde yer alıyor.
Geçmişteki son krizde Burgan, Kuveyt'in günlük üretiminden 2 milyon varili devre dışı bırakarak operasyonel anlamda ne kadar kilit bir saha olduğunu açıkça kanıtlamıştı.
Öte yandan Bahreyn, Sitra Rafinerisi ve el-Ma'amir tesislerine olan aşırı bağımlılığı sebebiyle, Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleri arasında enerji kesintilerine karşı en savunmasız ülke olarak değerlendiriliyor.
Körfez'in ötesinde, İsrail'in en büyük gaz sahası olan Leviathan ile ikinci en büyük üretim merkezi Tamar Gaz Sahası da bölgedeki enerji denkleminin kırılgan ve kritik hedefleri arasında öne çıkıyor.