Irak'ta silah tekeli söylemi: Egemenlik mi dış vesayet mi?

01 Ağustos 2026

❝Bu tekele sahip olan devlet, gerçekte nasıl bir devlettir? Kendi kararlarını alabilen bağımsız ve egemen bir yapı mı; yoksa halkının çıkarlarından ziyade küresel güçlerin iradesine boyun eğen, dış baskılara açık bir aygıt mı?❞

YDH ― Iraklı analist Celîl Hâşim el-Bekkâ, "silah yalnızca devlette olmalı" ilkesine doğrudan karşı çıkmamakla beraber asıl sorunun, bu devletin bağımsız mı yoksa dış güçlerin etkisi altında mı olduğu olduğunu savunuyor.

✱✱✱


Irak'ta "silah tekelinin devlette olması" sloganı, güvenlik, istikrar ve refaha giden yegâne yolmuş gibi öne sürülüp kamuoyuna tartışılmaz bir ulusal proje olarak sunuluyor.

Oysa bu parlak sloganların ötesine geçip şu temel soruyu sormak şart: Bu tekele sahip olan devlet, gerçekte nasıl bir devlettir? Kendi kararlarını alabilen bağımsız ve egemen bir yapı mı; yoksa halkının çıkarlarından ziyade küresel güçlerin iradesine boyun eğen, dış baskılara açık bir aygıt mı?

Aslında sorun ilkenin kendisinde yatmıyor. Güçlü ve adil bir devletin yasaları uygulama ve toplumunu koruma hakkı elbette tartışılmaz. Ne var ki asıl kriz, bu sloganın bir taraftan muhalif siyasi unsurları tasfiye etmek için bir silaha dönüşmesi, diğer taraftan ise farklı isimler altındaki başka grupların silahlanmasına ve dışarıdan destek bulmasına göz yumulmasıyla başlıyor.

Haliyle akıllara şu son derece meşru soru geliyor: Bu sloganı dillerinden düşürmeyen ülkeler gerçekten de dünyadaki tüm gayrimeşru silahlanmaları bitirmek istiyorsa, ABD ve İsrail neden başka ülkelerdeki muhalif veya isyancı grupları desteklediklerini her fırsatta itiraf ediyor? Keza bölgemiz neden yıllardır, Arap ülkelerine ve rejimlerine karşı yürütülen vekâlet savaşlarında, radikal veya silahlı örgütlerin bizzat bu güçler tarafından desteklendiği yönündeki ağır suçlamalara sahne oluyor? Bütün bu gerçekler ve iddialar, siyasi söylemlerin sahadaki uygulamalarla ne kadar uyuştuğunu sorgulatırken, asıl niyetin gerçekten "güvenlik ve istikrar" olup olmadığına dair ciddi şüpheler uyandırıyor.

Yakın geçmişteki tecrübelerimiz çok net bir gerçeği ortaya koyuyor: Bazı küresel güçler, kendi çıkarlarına hizmet ettiği sürece silahlı grupları donatmakta hiçbir beis görmezken; aynı gruplar hegemonya, işgal veya dış müdahale projelerine karşı durmak için silahlandığında aniden "silahsızlanma" talep etmeye başlıyor. Hal böyle olunca "meşruiyet" kavramı içi boş, akışkan bir standarda dönüşüyor ve hukuka ya da ilkelere göre değil, tamamen siyasi menfaatlere göre şekilleniyor.

Buradaki asıl itiraz; silahların denetim altına alınmasına ya da yasalara tabi kılınmasına değil, sergilenen çifte standardadır. İtiraz edilen nokta, bu sloganın vatanının egemenliğini savunan güçleri zayıflatmak için bir kılıf olarak kullanılması ve buna karşılık bölgesel ya da küresel emperyal ajandalarla uyumlu hareket eden diğer grupların silahlanma kaynaklarının görmezden gelinmesidir.

Direniş Ekseni'ndeki devletlerin ve destekçilerinin de sıkça vurguladığı üzere; silahların bizzat devletin resmi kurumlarıyla koordineli ve denetim altında tutulduğu durumlarda bile "silah bırakma" baskıları hız kesmiyor. Yaşanan bu durum, söz konusu kitleyi çok net bir çıkarıma itiyor: Asıl mesele silahların düzenlenmesi falan değil; meselenin özü, o silahların kimin elinde olduğu ve bağımsız bir ulusal vizyona mı yoksa dış güdümlü bir projeye mi hizmet ettiğidir.

Gerçek bir devlet inşası kuru sloganlarla başarılamaz. Bu ancak kendi ulusal kararlarını alabilen, ülkedeki tüm silah unsurlarına çifte standart olmaksızın tek bir kuralla yaklaşabilen; ister düzenli ordular ister silahlı gruplar ya da gizli fonlar üzerinden gelsin, her türlü yabancı müdahaleyi elinin tersiyle iten, tam bağımsız ve egemen bir devletin kurulmasıyla mümkündür.

Günün sonunda o can alıcı soru akıllarda yankılanmaya devam edecek: Amaç gerçekten de tüm silahları devletin tekelinde toplamak mı, yoksa silahları başkalarının taşeronluğunu yapan bir uydu devletin elinde tutmak mı?

Bu soruya verilecek cevap, duyduğumuz sloganın samimi bir ulusal proje mi, yoksa sadece emperyal hegemonya ve nüfuz projelerine hizmet edip güç dengelerini yeniden dizayn etmeye yarayan siyasi bir kılıf mı olduğunu ortaya koyacaktır.


Çeviri: YDH