
YDH ― New York Times’ın aktardığına göre, Trump rejiminin İran’a karşı savaşında altıncı ay geride kalırken, ABD’nin müttefikleri bu savaşın tratejik bir yenilgiye evrildiğini düşünüyor.
Washington’un askeri üstünlüğünü kalıcı bir rejim değişikliğine dönüştürememesi, Moskova ve Pekin’in memnuniyetle karşılayacağı bir zafiyet olarak görülüyor.
Üstelik Trump’ın hedefleri henüz gerçekleşmedi; ABD ordusu, küresel güç projeksiyonu için hayati önem taşıyan kilit silah sistemlerinden yoksun. İran ise şimdilik daha radikal bir yönetim altında kararlı görünümünü koruyor.
Nükleer ve balistik füze programları hasar alsa da tamamen sökülemedi, Hürmüz Boğazı üzerindeki fiili kontrol ise Tahran’ın elinde.
Savaş, hem ABD’yi hem de İsrail’i zayıf düşürdü; taraflar çıkmazın sorumluluğunu birbirine yüklüyor.
İran’a ait füzeler ve insansız hava araçları, yalnızca boğaz trafiğini kısıtlamak ve müttefik enerji altyapısına zarar vermekle kalmıyor; aynı zamanda Ortadoğu’daki Amerikan üslerini tehdit ederek ABD askerlerinin ölümüne veya yaralanmasına yol açıyor.
Analistlere göre, Trump’ın hedefleri değiştikçe Washington hem askeri hem diplomatik alanda inandırıcılığını yitiriyor.
Uzmanlar, ABD’nin savaştaki tutumunun, ülkeyi “küresel düzensizliğin öngörülemez bir aktörü” olarak konumlandırdığına dikkat çekiyor.
Londra merkezli düşünce kuruluşu Chatham House’un eski direktörü Robin Niblett, savaşın hâlâ yön değiştirebileceğini ancak bugüne kadarki sonucun “stratejik bir kayıp ve utanç” olduğunu söylüyor.
Niblett, “ABD’ye güvenen müttefikler ve onların güvenliği açısından bu, Amerika’ya güvenilemeyeceğinin bir teyididir” diyor.
İslam Cumhuriyeti yıkılsa dahi, Niblett’e göre “ülkeler, güvenliklerinin ve geleceklerinin öngörülemez, dengesiz bir ABD dış politikası yüzünden tehlikeye atıldığını asla unutmayacak.”
Avrupalı müttefikler, Trump’ın bir NATO üyesinden Grönland’ı alma vaadini ve harcama hedeflerine ulaşılmadığı takdirde ittifaktan çekilme tehditlerini henüz taze hatırlıyor.
Ortadoğu’daki müttefikler ise ABD ile ortaklıklarını kesmeyecek kadar bağlı olsalar da, bu savaşın kendi güvenlik dengelerini sarstığını görüyor.
Uluslararası Kriz Grubu’nun İran projesi direktörü Ali Vaez, bu ülkelerin şimdiden tedbir alarak Tahran ile bağları onarma ve Avrupa, Çin ile Rusya’ya yönelik ilişkileri güçlendirme arayışına girdiğini aktarıyor.
Niblett, pek çok ülkenin mevcut küresel düzenden memnun olmadığını ancak alternatif tek bir düzenin bulunduğunu hatırlatıyor:
“Şimdi ise ABD kendini bir düzensizlik gücü olarak kanıtladı. Herkes bundan ders çıkarıp daha az bağımlı olmaya çalışıyor.”
Niblett, “Hiç kimse sınır tanımayan ve sağa sola savrulan bir dış politikanın öznesi olmak istemez; bu stratejik bir yenilgidir” diye ekliyor.
Vaez ise Trump’ın Suudi Arabistan ile imzalanan nükleer anlaşmayı duyurduktan bir hafta sonra taleplerini aniden değiştirmesini, ABD’nin müttefik güvenliğinin garantörü olarak güvenilirliğini yitirdiğinin bir başka kanıtı olarak nitelendiriyor.
Vaez, “Suudiler Trump ile 24 saat içinde geri çekilen bir nükleer anlaşma imzalıyor. Bu, ABD’nin güvenilirlik krizidir. Ne askeri gücüne ne de diplomatik sözlerine güvenilebilir” diyor.
Trump ise İran’ın nükleer silah elde etmesini engellemenin hayati olduğunu ve Tahran’ın sonunda üstün güç karşısında boyun eğeceğini savunuyor.
Cuma günü yaptığı açıklamada Trump, İran’ın daha fazla cezaya dayanamayacağını fark edeceğini ve ABD şartlarında masaya oturacağını öngördüğünü belirtti.
“Onları vuracağız. Çok sert vuracağız” diyen Trump, “Bir noktada ‘Artık bunu kaldıramayız’ diyecekler” ifadelerini kullandı.
Ancak Trump, İranlılara olan inancını yitirdikçe onların “sürekli konuşmak istediğinden” yakınıyor ve müzakerelerin ardından sözlerinden döndüklerini söylüyor.
Trump, “Daha zayıf olacaklar, sonra güçten düşüp bitecekler” dedi.
İkinci Dünya Savaşı, ABD’yi kendi topraklarında daha güçlü ve dış ilişkilerde daha nüfuzlu hale getirmişti.
Ancak o zamandan bu yana Amerika’nın askeri sicili çelişkili bir tablo çiziyor.
Vietnam, Irak ve diğer çatışmalarda görüldüğü gibi, acıya ve maliyete katlanmaya daha istekli düşmanlar Washington’u geride bıraktı.
İran’daki bu savaş da benzer bir sonuç doğurabilir: Washington, zararını sınırlayarak geri çekilmek için bir bahane bulabilir.
Carnegie Endowment for International Peace’in kıdemli araştırmacısı ve eski Amerikalı müzakereci Aaron David Miller, çatışmanın şimdiden “ABD’nin caydırıcılığını ve güvenilirliğini zedelediğini, müttefikleri yabancılaştırdığını ve rakipleri memnun ettiğini” belirtiyor.
Miller, “Eğer Hürmüz Boğazı İran’ın nüfuzu ve kontrolü altına girerse, bu stratejik bir yenilgiden başka bir şey olmayacaktır” diyor.
Patriot füzeleri gibi kritik hava savunma mühimmatlarındaki ciddi kıtlık, Ukrayna’da ikincil bir etki yaratıyor: Rusya, Çin ve NATO’ya, ABD’nin önümüzdeki yıllarda müttefiklerine ikmal sağlama ve uzun süreli savaş yürütme kapasitesinin azalacağını gösteriyor.
Fransız güvenlik analisti François Heisbourg, savaşın ABD ile İsrail arasındaki hayati ittifaka da ağır bir darbe vurduğunu ifade ediyor.
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance dahil Amerikalı yetkililer, İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun Trump’ı savaşın hızlı ve kesin sonuçlanacağına ikna ederken aşırı iyimser davrandığını öne sürüyor.
Bazı kesimlerin soykırım olarak nitelendirdiği Gazze’deki Hamas çatışması zaten İsrail ve Yahudilere yönelik algıyı olumsuz etkilemişken, anketler bu yeni savaşın ABD ve ötesinde antisemitizmi artırdığını gösteriyor.
Heisbourg ve Vaez, şu anki en kritik müzakerenin Hürmüz Boğazı’nın kontrolü konusunda İran ile Umman arasında yürütüldüğü konusunda hemfikir.
Vaez, İran’ın boğazın kuzey güzergâhı üzerinde tam kontrol, güney güzergâhında ise ortak kontrol istediğini; bunun da ülkeye deniz trafiği üzerinde fiili bir veto yetkisi vereceğini aktarıyor.
İran’ın Suudi Arabistan ve ABD’nin etkisinde olduğuna inandığı Umman, geçiş için gönüllü bir ücret savunurken İran zorunlu ücret talep ediyor.
Heisbourg, “Bu, bildiğimiz şekliyle deniz hukukunun sonu olabilir” diyerek, denizlerin serbestliğinin ABD’nin kuruluşundan beri hayati çıkarı olduğunu ama artık tehlikede olduğunu vurguluyor.
Analistler, boğaz konusunda bir anlaşmaya varılsa dahi İranlı yetkililerin Trump’ın buna bağlı kalacağına inanmadığını belirtiyor.
Tahran, Trump’ın 2015 nükleer anlaşmasını yırtıp attığını ve son müzakereler sırasında İran’a iki kez saldırdığını hatırlıyor. Bu nedenle Vaez’e göre İran, Washington ile yeni bir mutabakat zaptı müzakere etmeden önce boğaz konusunda nihai bir anlaşma ve ABD saldırı unsurlarının geri çekilmesi talep ediyor.
Vaez, “İran’ın stratejik hesabı basit” diyor ve ekliyor:
“Bölgesel müttefikleri geri çekilirken, ABD’den taviz koparmak ve yeni bir saldırı olmayacağının garantisini almak için boğazın sağladığı nüfuza ihtiyaç duyuyorlar.”
New York Times'a göre, İran’ın bu tutumu, Yemen hükümetinin Babülmendep Boğazı’nı ablukaya alma kararıyla da güçlenmiş olabilir.
Ekonomik diplomasi odaklı Bourse & Bazaar Vakfı’ndan İsfendiyar Batmanghelidj, ABD ile ileri düzey müzakereleri savunan İranlı karar alıcıların bile Trump’ın Hürmüz Boğazı veya başka bir konudaki anlaşmaya bağlı kalacağına olan inancını yitirdiğini söylüyor.
Batmanghelidj, “İranlı liderler Trump yönetimiyle diplomasinin başarabilecekleri konusunda son derece karamsar” diyor.
Birçok liderin Trump’ı istikrarsız gördüğünü ve kendi müttefiklerini arkadan vuran bir ABD ile nasıl anlaşma yapılacağını anlamakta zorlandıklarını ekliyor.
Washington ne kazanacağını ne de nasıl sonlandıracağını bilmediği bir savaşı başlatmışken, İran varılan herhangi bir anlaşmanın uygulanacağına dair güvensizlik içinde.
Vaez, önümüzdeki haftaların geçici ateşkesler ve tırmanışlardan oluşan sürekli bir döngüye, yeni bir süresiz savaş biçimine sahne olmasının muhtemel olduğunu belirtiyor.