
YDH- Washington Post'ta Steve Hendrix ve Anthony Faiola imzasıyla yayımlanan analizde, ABD Başkanı Donald Trump'ın ikinci başkanlık döneminin başında dünya siyasetini sarsan tehdit ve ültimatomlarının etkisini giderek yitirdiği değerlendirildi.
Analize göre, birçok ülke artık Trump'ın sert söylemlerini bir pazarlık taktiği olarak görüyor ve Washington'un taleplerine eskisi kadar hızlı boyun eğmiyor.
Trump, Nisan 2025'te Beyaz Saray'ın Gül Bahçesi'nde düzenlediği etkinlikte yeni gümrük tarifelerini açıkladığında küresel piyasalarda büyük panik yaşandı. Finans piyasaları trilyonlarca dolar değer kaybederken 75'ten fazla ülke Washington'la müzakerelere yöneldi. Bazı hükümetler ise hazırladıkları misilleme paketlerini rafa kaldırarak ABD ile anlaşma arayışına girdi.
Ancak aradan geçen 16 ay içinde Trump'ın ticareti silah haline getirme, Kanada'yı ilhak etme, Grönland'ı ele geçirme, NATO'dan çekilme ve İran'ı yok etme yönündeki çıkışları uluslararası alanda eskisi kadar güçlü karşılık bulmuyor. Dünya liderleri artık Trump'ın mahkemeler tarafından sınırlandırıldığını, Kongre'de istediği desteği alamadığını, İran karşısında hedeflerine ulaşamadığını ve kamuoyu desteğinin gerilediğini gördükleri için Washington'dan gelen yeni tehditlere daha temkinli yaklaşıyor.
Geçen ay Trump'ın, bu kez Yüksek Mahkeme'nin getirdiği sınırlamaları aşmak amacıyla çocuk işçiliği iddialarını gerekçe göstererek yeni gümrük tarifeleri açıklaması da beklenen etkiyi yaratmadı. Fransa Merkez Bankası Başkanı bunun ekonomik etkisinin sınırlı kalacağını söylerken, İngiltere ihracatçılarının büyük ölçüde etkilenmeyeceğini açıkladı. Meksika Ekonomi Bakanı ise yeni tarifeleri "bir verginin başka bir vergiyle değiştirilmesinden ibaret" sözleriyle küçümsedi.
Finans piyasaları da Trump'ın sert söylemlerine alışmış görünüyordu. Yeni açıklamalar küresel piyasalarda kayda değer bir dalgalanmaya yol açmadı.
Trump'ın caydırıcılığı zayıflıyor
Trump ikinci başkanlık döneminin ortasına yaklaşırken, sosyal medya üzerinden “kriz üretme, şok etkisi yaratma ve oluşan paniği siyasi kazanca dönüştürme” kapasitesi de giderek zayıflıyor. Başkanlık makamının gündem belirleme gücü sürse de dünyanın artık bu çıkışlar karşısında eskisi kadar sarsılmadığı belirtiliyor.
Avrupa Parlamentosu'nun ABD ile ilişkiler heyetine başkanlık eden İtalyan milletvekili Brando Benifei, "Bu günlük açıklamalara alışıyoruz. Artık bunları eskisi kadar ciddiye almıyoruz." diyerek Avrupa'daki yaklaşımı özetledi.
Trump, ABD iç siyasetinin gündemini belirlemeyi sürdürse de her istediğini kabul ettiremiyor. Cumhuriyetçilerin kontrolündeki Senato'yu Jeffrey Epstein dosyalarının gizli tutulması konusunda ikna edemeyen Trump, "Save America Act" olarak bilinen yasa tasarısını da geçiremedi. Bu hafta ise Todd Blanche'ın Adalet Bakanı olarak atanabilmesi için çeşitli tavizler vermek zorunda kaldı.
Dış politikada da benzer bir tablo ortaya çıktı. İran, ABD bombardımanına rağmen geri adım atmadı ve Hürmüz Boğazı'nı yeniden açmayı reddetti. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin Ukrayna savaşını sürdürmeye devam etti. Avrupa ülkeleri Trump'ın Grönland üzerindeki taleplerine kayıtsız kalırken, ticaret ortakları da yeni gümrük tarifelerine beklenen tepkiyi vermedi.
Bir dönem küresel kriz korkusu yaratan Trump açıklamalarının önemli bölümünün daha sonra geri çekilmesi ya da uygulanmaması, Washington'un tehditlerinin inandırıcılığını zayıflattı. Dünyanın birçok başkentinde Trump'ın sert söylemleri artık siyasi pazarlığın olağan bir parçası olarak görülüyor.
Avrupa Dış İlişkiler Konseyi (ECFR) ABD Programı Direktörü Jeremy Shapiro, finans çevrelerinde kullanılan "TACO" (Trump Always Chickens Out - Trump her zaman geri adım atar) ifadesinin artık diplomatik çevrelerde de yaygınlaşmaya başladığını söyledi.
Shapiro'ya göre, Trump'ın ikinci döneminin ilk aylarında sert çıkışlarının etkili olmasının nedeni, ABD'nin onlarca yılda oluşturduğu diplomatik prestij ve küresel nüfuzdu. Ancak Trump bu birikimi giderek tüketmeye başladı.
Birçok hükümet artık Trump'ın zorba bir tavır sergilediğini, ancak aynı zamanda baskı karşısında kolayca geri adım atabilen bir lider olduğunu fark etmiş durumda.
Geçen yıl ilan edilen "Kurtuluş Günü" tarifeleri, birkaç gün içinde getirilen istisnalar ve ertelemeler nedeniyle büyük ölçüde etkisini yitirdi. Benzer şekilde Trump'ın Grönland konusunda Avrupa ülkelerine yönelttiği ağır gümrük tarifesi tehditleri de Ocak ayında İsviçre'nin Davos kentinde açıklanan belirsiz bir "çerçeve" anlaşmasıyla geri çekildi. Danimarka'nın hiçbir zaman kabul etmediği bu çerçevenin de somut bir sonuç üretmediği belirtiliyor.
Çin ise yüzde 100 gümrük tarifesi tehdidi karşısında geri adım atmadı. Pekin, nadir toprak elementleri üzerindeki hakimiyetini ve ABD'ye yönelik soya fasulyesi alımlarını durdurma kozunu kullanarak Washington'u geri çekilmeye zorladı.
Bu süreç, Trump karşısında direnmenin sonuç verebileceğini gösteren önemli bir örnek haline gelirken, diğer hükümetlerin de benzer bir yaklaşım benimsemesine zemin hazırladı.
Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva da Trump'ın benzer baskı girişimlerine boyun eğmedi. Trump, eski Devlet Başkanı Jair Bolsonaro hakkındaki yargı sürecini durdurmak amacıyla Brezilya'yı yüzde 50 gümrük vergisiyle tehdit etti. Ancak Bolsonaro, silahlı darbe girişimini teşvik etmekten suçlu bulunarak 27 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
İran, Trump'ın ültimatomlarına direndi
Trump'ın tehdit siyasetinin “en belirgin sınavı” ise İran'da yaşandı.
ABD ve İsrail'in başlattığı saldırılarda İran Devrim Lideri ve çok sayıda üst düzey yetkilisi şehit edildi. Buna rağmen İslam Cumhuriyeti ayakta kaldı ve küresel enerji sevkiyatının en kritik geçiş noktalarından biri olan Hürmüz Boğazı üzerindeki hakimiyetini korudu.
Trump, Tahran'a peş peşe ültimatomlar vererek Hürmüz Boğazı'nı yeniden açmasını istedi. İran'ın bunu reddetmesi halinde ülkenin "medeniyetini tamamen yok etmekle" tehdit etti. Ancak boğaz kapalı kalmaya devam etti.
İran, “varoluşsal düzeyde” askeri baskıyla karşı karşıya olmasına rağmen geri adım atmadı. Bunun üzerine Trump rejimi zaman içinde “hem rejim değişikliği söylemini hem de İran'ın zenginleştirilmiş uranyum stokuna ilişkin hedeflerini sessizce değiştirmeye başladı.”
Eski ABD'nin Afganistan, Bahreyn ve Cezayir Büyükelçisi Ronald E. Neumann, Trump'ın izlediği yöntemin İran tarafından “zayıflık göstergesi” olarak algılandığını söyledi.
Neumann'a göre tehditler savurup ardından bombardımana başvurmak, daha sonra ise geri çekilmek, İran'a Washington'un anlaşmaya Tahran'dan daha fazla ihtiyaç duyduğu mesajını verdi. Deneyimli müzakereciler açısından bunun anlamı talepleri azaltmak değil, pazarlıkta fiyat yükseltmekti.
Neumann, Trump'ın pazarlık yöntemini alaycı bir ifadeyle eleştirerek, "Trump'ın pazarlık tarzıyla onu halı çarşısına göndermek için bile para vermem." dedi.
Trump'ın baskıları Avrupa ülkelerini de İran savaşına çekmeye yetmedi.
Washington, Madrid yönetiminin destek vermeyi reddetmesi üzerine İspanya'yı tam ticaret ambargosuyla tehdit etti. Aynı zamanda İngiltere, Fransa ve Almanya üzerinde Birleşmiş Milletler yaptırımlarını yeniden yürürlüğe koymaları için baskı kurdu. Trump ayrıca ABD'nin NATO yükümlülüklerini yerine getirmeyebileceği imasında bulundu.
Ancak Avrupalı müttefikler savaşa daha fazla dahil olmayı reddetti. İspanya ve İtalya başta olmak üzere bazı ülkeler üslerini ya da hava sahalarını ABD operasyonlarına kapattı.
Bir Avrupa Birliği diplomatı, Trump'ın İspanya'ya yönelik ticaret tehdidinin Brüksel'de ciddi bir endişe yaratmadığını söyledi.
Diplomata göre birçok Avrupalı yetkili, geçmiş deneyimlerinden hareketle Trump'ın sert çıkışlarının zamanla etkisini kaybedeceğini düşündüğü için bu açıklamaları büyük ölçüde görmezden gelmeyi tercih etti. Bununla birlikte aynı diplomat, Trump'ın öngörülemez kişiliğinin bu hesapları zorlaştırdığını da kabul etti.
İran'a yönelik askeri saldırıları hatırlatan diplomat, "Bazen gerçekten geri adım atmıyor." değerlendirmesinde bulundu.
Güç kullanıyor ama caydıramıyor
Trump'ın tehditlerinin etkisinin azalması, gerektiğinde güç kullanmaktan vazgeçtiği anlamına gelmiyor.
"Önce Amerika" tabanının beklediğinin aksine Trump, son dönemde ABD ordusunu yurt dışında birçok başkandan daha agresif biçimde kullandı.
Ocak ayında düzenlenen saldırıyla Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro kaçırıldı. Bir ay sonra Tahran bombalandı. Karayipler ve Pasifik'te “uyuşturucu kaçakçılığı” yaptığı iddia edilen teknelere yönelik onlarca ölümcül saldırı emri verildi.
Ülke içinde ise Ulusal Muhafız birlikleri Washington sokaklarında görevlendirildi. Göçmenlere yönelik saldırılarda maskeli federal ajanlar iş yerleri ve adliyelere baskınlar düzenledi. Bazı saldırılar ölümle sonuçlanırken ülke genelinde protestolar yaşandı.
Buna rağmen askeri güç kullanmaya hazır olması da Trump'a geçmişte sahip olduğu caydırıcılığı yeniden kazandırmadı. Hem ABD'de hem de uluslararası alanda daha fazla siyasetçi ve hükümet, Trump'ın tehditlerine karşı çıkmaya ya da bunları tamamen görmezden gelmeye başladı.
Eurasia Group Avrupa Direktörü Mücteba Rahman, Avrupa'nın artık Washington'dan gelen her açıklamayla paniğe kapılmadığını belirterek, hükümetlerin Trump'ın söylemleriyle sonunda uygulamaya koyduğu politikalar arasında daha net ayrım yapmaya başladığını söyledi. Bu yaklaşımın Körfez ülkelerinde de giderek yaygınlaştığı ifade edildi.
Geçen ay Washington ile Riyad, Suudi Arabistan'ın sivil nükleer enerji programına ilişkin bir anlaşma açıkladı. Ancak kısa süre sonra Trump, Truth Social hesabından yaptığı paylaşımda anlaşmanın Suudi Arabistan'ın “İbrahim Anlaşmaları”na katılmasına bağlı olduğunu öne sürdü.
Bu açıklama Riyad'da şaşkınlık ve rahatsızlık yarattı. Carnegie Uluslararası Barış Vakfı Ortadoğu uzmanı Andrew Leber, Suudi yetkililerin anlaşmayı kendi kamuoyuna duyurmasının ardından Trump'ın yeni şartlar ileri sürmesinin güven sorununa yol açtığını söyledi.
Leber'e göre, Suudi yönetimi artık Trump yönetimiyle yapılan anlaşmalarda bu tür ani değişikliklerin olağan hale geldiğini biliyor ve buna göre hareket ediyor.
Avrupa'nın yaklaşımı değişiyor
Trump'ın Beyaz Saray'a dönüşünün ilk yılında Avrupa başkentleri, ilk başkanlık döneminde uyguladıkları “yatıştırma ve övgü” stratejisini yeniden benimsedi.
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, ticaret anlaşmazlığını çözmek amacıyla Trump'ın İskoçya'daki golf tesisine giderek onun şartlarında bir uzlaşma aradı. İngiltere ise Trump'ı eşi benzeri görülmemiş ikinci bir devlet ziyareti için davet etti.
Ancak Avrupalı hükümetler bugün hâlâ Trump'a diplomatik nezaket göstermelerine rağmen, istediği tavizleri vermeye eskisine göre “daha isteksiz” davranıyor.
Trump yönetimiyle doğrudan görüşmelere katılan Avrupalı bir diplomat, liderlerin kapalı kapılar ardında Trump'a “övgü dolu sözler” söylemeyi sürdürdüğünü, çünkü bunun işe yaradığını bildiklerini ifade etti.
Diplomata göre Trump, bire bir görüşmeler sırasında tutumunu önemli ölçüde yumuşatabiliyor. Ancak bu durum artık Avrupalı hükümetlerin Washington'un taleplerini kabul edeceği anlamına gelmiyor.
Aynı diplomat, Grönland krizinin Avrupa açısından önemli bir dönüm noktası olduğunu söyledi.
Avrupa'nın ortak tutumu karşısında Trump'ın Grönland'a ilişkin tehditleri sonuçsuz kaldı. Çin'in sert karşılık vererek Washington'u geri adım atmaya zorlaması ve Brezilya'nın baskılara boyun eğmemesi de diğer hükümetlere Trump'a direnmenin mümkün olduğunu gösterdi.
Buna karşılık Avrupa'nın ilk ticaret krizinde verdiği tavizler ise Trump'ın yeni talepler ileri sürmesini engellemedi.
Eski Büyükelçi Ronald E. Neumann da artık birçok hükümetin aynı sonuca vardığını belirtti.
Neumann'a göre ülkeler Trump'ı gereksiz yere kışkırtmak istemiyor. Ancak onu memnun etmenin de mümkün olmadığı görüşü giderek güç kazanıyor.
"Daha tehlikeli bir dönem başlayabilir"
Trump'ın tehditlerini eskisi kadar ciddiye almamayı öğrenmek, dünya açısından ikinci başkanlık döneminin geri kalanını daha kolay hale getirmeyebilir.
Uzmanlara göre Cumhuriyetçilerin ara seçimlerde Kongre'deki çoğunluklarından birini ya da her ikisini kaybetmesi halinde Trump, yasama desteğinin azalması nedeniyle başkanlık kararnamelerine ve tek taraflı yürütme yetkilerine daha fazla yönelebilir.
Avrupa Dış İlişkiler Konseyi (ECFR) ABD Programı Direktörü Jeremy Shapiro, böyle bir senaryonun mevcut durumdan daha tehlikeli olabileceğini söyledi.
Shapiro'ya göre Trump, siyasi etkisinin azalmasını sessizce kabullenecek bir lider değil. Güç kaybettiğini hissetmesi halinde buna öfkeyle tepki verecek ve “Amerikan gücünü” kullanarak risk alabileceği yeni yollar arayacaktır.