Lübnan ordusuna silah var, İsrail'e karşı caydırıcılık yok

10 Ağustos 2026

"Lübnan ordusunun gerçek bir silahlanma planından mahrum bırakılması, en yalın ifadeyle, İsrail saldırıları karşısında asgari düzeyde dahi caydırıcılık tesis edebilecek bir orduya dönüşmesinin önlenmesi anlamına geliyor."
YDH - El-Ahbar gazetesi yazarı Firas Şufi, Lübnan ordusundan Hizbullah'ın silahsızlandırılması ve ülke içindeki güvenliğin sağlanması gibi ağır görevler beklenirken, orduya sunulan dış askeri desteğin bu görevleri yerine getirmeye yetmediğini vurguluyor. ABD ve Avrupa Birliği yardımları büyük ölçüde silahsızlandırma şartına bağlarken Türkiye, Katar ve Pakistan farklı alanlarda sınırlı destek öneriyor; ancak hiçbiri ordunun kara, deniz ve hava kuvvetlerine ilişkin kapsamlı ihtiyaçlarını karşılamıyor. Şufi'ye göre Batılı ülkeler, İsrail'in bölgedeki hava üstünlüğünü sarsabilecek savunma sistemlerini Lübnan'a vermeye yanaşmayacağı için ordunun İsrail'e karşı gerçek bir caydırıcılık kapasitesi oluşturması mümkün görünmüyor.

Lübnan ordusu bugün, İsrail saldırılarının sürmesi ve siyasi bölünmenin keskinleşmesiyle birlikte, içeriden ve dışarıdan ağır baskılarla karşı karşıya.

Ne var ki ordudan beklenen çok sayıdaki görev, daha "etkin" rol üstlenmesi yönündeki beklentiler, Hizbullah'ın silahlarının alınması ve silahın yalnızca Lübnan devletinin elinde toplanması için somut adımlar atılması talepleri, ne askeri kurumun mevcut imkanlarıyla ne de bölgesel ve uluslararası güçlerin, bütün umut ve vaatlere rağmen, orduya sağlamayı düşündüğü yardımlarla kıyaslanabilir.

"Lübnan'ın gücü zayıflığındadır" anlayışı, Lübnanlıların, özellikle de güneylilerin, ülkenin güneyini savunmak amacıyla halk direnişi hareketleri ve örgütleri bünyesinde silaha sarılmak zorunda kalmasının başlıca nedenlerinden biriydi. Bugünkü tablo da geçtiğimiz uzun on yıllardakinden pek farklı değil.

Aradaki fark, İsrail'in son yıllarda kaydettiği devasa askeri ilerleme, İsrail devletindeki siyasi karar mekanizmasının bütünüyle sağın hakimiyetine girmesi ve 7 Ekim sonrasında genişleme ile tampon bölge planlarının devreye sokulması. Bütün bunlar, Lübnan'a yönelik tehlikenin geçmişte hiç olmadığı ölçüde büyüdüğü anlamına geliyor.

Ordu şimdiye dek mayınlı bir arazide ilerliyor. Komutanlık, İsrail işgalinin beraberinde getirdiği şartların etkisini, yürütme erki ile Hizbullah arasındaki kopuşa yaklaşan gerilimi ve karşı karşıya gelişi sınırlamaya çalışıyor.

Bunu yaparken iç barışın korunması, çatışmanın Beyrut sokaklarına taşınmaması ve uluslararası ve bölgesel güçlerin asgari iç istikrarı koruyabilecek güvenilir bir askeri ortağa duyduğu ihtiyaç gibi zorunluluklara dayanıyor.

Bu ortamda, orduya sağlanacak yardımların geçmiş yıllara kıyasla büyüklüğü konusunda Amerikan baskısı açıkça görülüyor; desteğin sürdürülmesi ve genişletilmesi de öncelikle silahsızlandırma sürecinin tamamlanmasına bağlanıyor.

Buna rağmen edinilen bilgilere göre Amerikalılar ordunun bu rolü üstlenebileceğine inanmaya devam ediyor ve İsrail ile Amerikan siyasi çevrelerinin bir bölümünün talep ettiği şekilde orduya taşıyamayacağı bir yük bindirmek istemiyor.

Bu tutum, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı CENTCOM ile Lübnan ordu komutanlığı arasındaki ilişkide de, orduya destek amacıyla düzenlenmesi planlanan Paris Konferansı'nın iptali ya da ertelenmesi etrafındaki tartışmalarda da kendini gösteriyor.

Amerikalıların, ordu Hizbullah'a karşı açık adımlar atmadığı sürece "ciddi" destek vermeye niyetli olmadığı çokça söylendi.

Buna karşılık CENTCOM'un tutumu, Washington'ın gerekli ve düzenli yardımları sürdürerek ordunun çökmesini engelleme kararı aldığını gösteriyor.

Özellikle de ABD ordusunun Lübnan'daki askeri varlığını genişletmeyi ve silahsızlandırma çabalarının denetlenmesine doğrudan katılmayı ciddi biçimde değerlendirdiği bir dönemde.

Avrupa Birliği de bu çizgiden sapmıyor. Fransa, Almanya ve İtalya gibi ülkeler, Lübnan ordusunu Hizbullah'ı silahsızlandırmaya teşvik ediyor. Lübnan üzerinde daha hafif siyasi baskı uygulasalar da bugüne kadar Amerikalılardan daha az yardım sağladılar.

Bununla birlikte son dönemde Avrupa'nın orduya destek önerilerinde yeni bir safhaya geçildi. Güney Lübnan'da görev yapan UNIFIL'in misyonunun sona yaklaşması, Rusya ve İran'la gerilimin yükselmesi, Avrupa ülkelerinin Doğu Akdeniz'deki askeri varlıklarını kuvvetle genişletme arzusu, ABD'nin kendilerini dışlama ve etkisizleştirme girişimleri karşısında bölgede tutunma çabaları ve İsrail'in Lübnan'da Fransız ve İspanyol varlığına itirazı bu gelişmenin başlıca sebepleri arasında.

Avrupa Birliği, Avrupalı askeri danışmanlar eliyle eğitim, askeri mevki ve idareler için kimi lojistik donanımlar, teçhizat ve bazı "öldürücü olmayan" ekipmanları kapsayan 100 milyon avroluk yardım sağlamayı planlıyor.

Yardımların ilk işaretlerinin bu ay içinde ortaya çıkması bekleniyor.

En dikkat çekici başlıklardan biri ise Avrupa Birliği'nin, askeri komuta ve kontrol merkezlerini korumak ve kara birliklerini insansız hava aracı saldırılarına karşı desteklemek amacıyla hava savunmasına yönelik İHA karşıtı elektronik karıştırma sistemleri sağlama ihtimali.

Suudi Arabistan, Amerikalılarınkine benzer bir gerekçeyle orduya mali destek vermekten kaçınıyor. Bunun yanı sıra bölgede yaşanan büyük sarsıntıların Riyad'ın ekonomik ve mali durumu üzerindeki etkileri de bu tutumda rol oynuyor.

Katar ise maaşların bir bölümünün ve bazı lojistik ihtiyaçların karşılanmasına yönelik temel ve zorunlu yardımlarla yetiniyor.

Türkiye ise karşılığında ne isteyeceği soruları eşliğinde orduya askeri destek öneriyor. Edinilen bilgilere göre Cumhurbaşkanı Jozef Aun'un Ankara ziyareti, Türk savunma sanayisinin ürettiği, gözetleme, keşif ve bombardıman görevleri gerçekleştirebilen bazı insansız hava araçlarının Lübnan ordusuna teslim sürecini hızlandırdı.

Türkiye'nin bu teçhizat karşılığında "ölçülü" bir bedel talep etmesi bekleniyor.

Pakistan da orduya ücretsiz askeri yardım sağlamaya hazır olduğunu bildirdi. Konu, Ordu Komutanı General Rudolf Heykel'in kısa süre önce İslamabad'a yaptığı ziyarette Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir ile görüşmesi sırasında ele alındı.

Pakistan, özellikle elektronik karıştırma ve hava savunma sistemleri alanında Lübnan ordusuna destek sağlayabilecek imkanlara sahip. Bu sistemlerin bir bölümünü kendi imkanlarıyla, bir bölümünü ise Çin gibi taraflarla iş birliği içinde geliştirmeyi başardı.

Bununla birlikte söz konusu destek son derece sınırlı kalıyor ve kara, deniz ve hava kuvvetlerinin ihtiyaç listesinin çok uzağında.

Lübnan ordusu, İsrail'den kaynaklanan tehditlerin yanı sıra terörizm ve bölgesel istikrarsızlığın doğurduğu güvenlik risklerine karşı etkin rol oynayabilmesini sağlayacak kapsamlı silahlanma planının parçası olarak bu ihtiyaç listesini hazırladı.

Fransa da benzer bir liste hazırladı, ancak bunun hayata geçirilmesi siyasi karara ve finansmana bağlı.

Siyasi karar bakımından Batılı ülkelerin, İsrail'in Lübnan ve bölge üzerindeki mutlak hava üstünlüğünü zedeleyebilecek destek sağlaması beklenmiyor.

Dolayısıyla Lübnan'ın insansız hava araçlarına karşı etkili sistemlere ya da hava savunma sistemlerine kavuşması ihtimal dışı görülüyor; bu alan, İsrail'in hareket serbestisini tehdit etmeyen bazı tür ve seviyelerdeki sistemlerle sınırlı kalacak.

Finansman bakımından ise dışarıdan sağlanan silahlanma desteği ne kadar büyük olursa olsun, Lübnan'a, başka ülkelerin vermeyi uygun gördüklerini kabul etmek yerine ordunun gerçekten ihtiyaç duyduğu silah ve donanımı farklı kaynaklardan temin etme serbestisi kazandırmayacak.

Lübnan ordusunun gerçek bir silahlanma planından mahrum bırakılması, en yalın ifadeyle, İsrail saldırıları karşısında asgari düzeyde dahi caydırıcılık tesis edebilecek bir orduya dönüşmesinin önlenmesi anlamına geliyor.

Her normal ülkede olduğu gibi devlet bütçesinden ordunun silahlandırılmasını sağlayacak yerel bir finansman planının bulunmaması da ordunun kapasitesini ve konumunu zayıflatıyor. Bu da, Hizbullah'ın saldırılara karşılık verebilmek için silahlarını muhafaza etmesi gerektiği yönündeki tezini güçlendiriyor.

Özellikle de Amerikan baskısı İsrail'i geri çekilmeye zorlayamazken Washington, Lübnan'ın korunmasına ilişkin Amerikan siyasi güvencelerinin ötesinde hiçbir somut teminat sunmadan silahsızlandırma planının başlatılmasını talep ediyor.

İsrail ise, bilhassa Donald Trump'ın mevcut başkanlık dönemi altında, bu güvenceleri her gün umursamadığını gösteriyor.

Çeviri: YDH