Prof. Pape: ABD, Fars Körfezi'nde oyuncu değil izleyici konumuna düştü

11 Ağustos 2026

Chicago Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Robert Pape, At The Water's Edge yayınına verdiği mülakatta Washington'ın Fars Körfezi'nde stratejik bir felç yaşadığını ve ABD'nin bölgede oyuncu olmaktan çıkıp izleyici konumuna düştüğünü söyledi.

YDH - Chicago Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Robert A. Pape, At The Water's Edge adlı jeopolitik ve ulusal güvenlik programında sunucu Scott'ın sorularını yanıtlayarak Ortadoğu'daki askeri ve diplomatik gelişmelere dair değerlendirmelerde bulundu.

Pape, ABD'nin Fars Körfezi'ndeki nüfuzunu kaybettiğini belirterek "ABD artık Fars Körfezi'nde bir oyuncu değil; yalnızca bir izleyicidir" tespitinde bulundu.

Pape, Washington yönetiminin bölgesel denklemde etkisizleştiğini ifade ederek "Beyaz Saray ve Washington'dan gördüğünüz şey stratejik bir felçtir. Başka bir deyişle, tribünde oturup maçı izliyorlar, sahada değiller. Sahada halen bir oyun sürüyor, takımlar hareket ediyor ancak Washington tribünlerden olan biteni seyretmekle yetiniyor" dedi.

"Washington tribünde maçı izliyor, sahada değil"

ABD Başkanı Donald Trump'ın bölgesel politikalarını eleştiren Pape, Washington'daki stratejik felcin diğer aktörlerin hareket kabiliyetini kısıtlamadığını vurguladı.

Trump'ın kendi eliyle yarattığı bir "tırmanma tuzağına" düştüğünü belirten Pape, "Başkan Trump 30 Temmuz'da bombardıman harekatını durdurduğundan beri tribünlere hapsolmuş durumda. Bir yandan askeri gücün daha fazla kullanımı hususunda muazzam kısıtlamalarla karşı karşıya, diğer yandan ise İran'ın yükselen bir bölgesel güç haline gelmesini kabullenemiyor" şeklinde konuştu.

30 Temmuz'da hava saldırılarının kesilmesinden bu yana geçen sürenin tam bir kilitlenme dönemi olduğuna işaret eden Pape, "Trump ikilemde kalıp hiçbir iyi seçeneğe sahip olamadığı için hareketsiz dururken, diğer aktörler sahada kritik adımlar atıyor" dedi.

"İran bekadan hırsa ve ardından sert güce geçti"

İran'ın bölgedeki stratejik dönüşümünü anlatan Pape, Tahran yönetiminin edilgen bir konumdan bölgesel mimariyi bizzat inşa eden bir aktöre evrildiğini kaydetti.

Pape, "İran'ın hayatta kalma aşamasından hırs aşamasına geçtiğini söylemiştim. Şimdi ise İran bekadan hırsa ve ardından sert güce geçti. Artık bölgedeki geleceğe yönelik güç dengesini kendi başına şekillendiriyor" ifadelerini kullandı.

İran'ın gücünü somut eylemlerle sahaya yansıttığını belirten Pape, Hürmüz Boğazı'ndaki ticari gemi trafiğine değinerek şunları söyledi:

"İran, Çin'e giden gemiler haricinde Hürmüz Boğazı'ndan geçen petrol ve enerji akışını bilinçli olarak kapalı tutuyor. Çin bileti olanlar geçebiliyor, bu yüzden boğazdan yalnızca küçük bir sızıntı halinde geçiş yaşanıyor. Tahran yönetimi bunu yaparken doğrudan askeri gücüne dayanıyor."

Hürmüz Boğazı'nın yanı sıra Kızıldeniz hattındaki kinetik baskıya dikkat çeken Pape, İran'ın müttefiki olan Husilerin eylemlerini hatırlattı.

Pape, "20 Temmuz'dan bu yana İran'ın müttefiki olan Husiler, Yanbu limanı yakınlarındaki Aramco tesislerini ve Suudi tankerlerini hedef alarak Suudi petrolüne karşı bir savaş başlattı. Askeri tabirle bu, sert gücün doğrudan kullanımıdır" açıklamasında bulundu.

İran Meclisi ve Milli Güvenlik Yüksek Konseyi'nin boğazın yeniden açılması için öne sürdüğü şartları değerlendiren Pape, "İranlı liderler masaya doğrudan yerine getirilmesi gereken maksimalist bir talep listesi koydu. Kasım ayındaki ara seçimlerden önce bu altı maddelik listeden tek bir şartın dahi kabul edilmesi Trump'ın başkanlığını siyaseten yerle bir eder" dedi.

Tahran'ın Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) aracılığıyla Mayıs ayı sonunda Telegram ve diğer mecralarda ilan ettiği "Direniş Güvenlik Kuşağı" haritasına sadık kaldığını aktaran Pape, "Bu güvenlik kuşağı Akdeniz, Süveyş ve Lübnan'dan başlayıp Kızıldeniz ve Körfez'e kadar uzanıyor. Eğer bu alanı kontrol edebilirlerse, Batı'nın Hürmüz Boğazı'nı baypas etmek için planladığı boru hattı projelerini de boşa çıkarmış olurlar" uyarısını yaptı.

"Mekke Paktı büyük oranda sembolik nitelik taşıyor"

Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasında imzalanan ve Mısır'ın da katılabileceği belirtilen Mekke Ortak Savunma Paktı'nı değerlendiren Pape, bu tür bölgesel ittifakların ABD'nin çekilmesiyle oluşan güç vakumundan kaynaklandığını beyan etti.

Pape, paktın askeri caydırıcılığına ilişkin olarak "Bir zamanlar tamamen Amerikan yörüngesinde yer alan Körfez ülkeleri artık tarafsızlığa veya Tahran eksenine doğru kayıyor. Çünkü Amerika artık onları koruyamıyor ve bölgedeki her başkent bunu çok iyi biliyor" dedi.

Yeni kurulan savunma paktının askeri bir caydırıcılık üretmekten uzak olduğunu savunan Pape, şu analizde bulundu:

"Bu anlaşma büyük ölçüde semboliktir. Ortada entegre bir komuta yapısı yoktur ve İran'ın sert gücüne karşı inandırıcı bir caydırıcılık sunmamaktadır. NATO'nun 5. maddesinde entegre bir komuta yapısı bulunur; bir kriz anında Amerikan generali tüm müttefik kuvvetlerin komutasını üstlenir. Mekke Anlaşması'nda ise komutanın kim olacağı, örneğin bir Suudi generalin Pakistan birliklerini ve nükleer gücünü yönetip yönetmeyeceği belirsizdir. Dolayısıyla bu, bir harp yürütme anlaşmasından çok uzaktır."

Pape, Körfez'deki mevcut idari yapının tarihsel kırılganlığına dikkat çekerek "Fars Körfezi ve Arap Yarımadası, Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra Batı'nın harita üzerinde çizgiler çizip halkların başına diktatörlükler yerleştirdiği bir bölgedir. Bu sınırlar doğal değildir ve yönetimler ile halklar arasında ciddi gerilimler vardır. Amerikan gücü zayıfladıkça ortaya çıkan güç vakumu yeni bölgesel rekabetleri tetiklemektedir" diye ekledi.

"Gerçekten de uzun bir savaşın içindeyiz"

Kasım ayında yapılacak ABD ara seçimlerinin Washington'ın karar alma süreçlerini daralttığını vurgulayan Pape, "Gündemi yalnızca ara seçimler öncesinde bir çıkış stratejisine odaklamak, seçenekleri her geçen gün daha da daraltıyor. Zaman ufkunu bu derece daralttığınızda tuzağı gevşetmiş değil, daha da sıkılaştırmış olursunuz. Gerçekten de uzun bir savaşın içindeyiz. Uzun savaşlar biz onlardan yorulduk ve başka bir şey yapmak istiyoruz diye sona ermez" dedi.

Seçimlerden önce ABD içindeki benzin fiyatlarının seyri hakkında simülasyon modellemeleri yaptığını açıklayan Pape, Suudi petrol ihracatının sıfırlanması durumunda yaşanabilecek kriz konusunda uyarıda bulundu.

Pape, "ABD genelinde benzinin galon fiyatı şu an ortalama 4,6 dolar seviyesinde. Ancak Husilerin Kızıldeniz'deki saldırıları tırmanır ve Suudi petrol ihracatı sıfıra yaklaşırsa, Kasım ayından önce ulusal ortalamada 6 dolarlık benzin fiyatı senaryosu tamamen gerçekleşebilir hale gelir. Kızıldeniz cephesi bu bakımdan hayati önem taşımaktadır" ifadelerini kullandı.

Avrupalı devletlerin çatışmanın çözümünde uzun vadeli bir perspektif benimsemesi gerektiğini belirten Pape, "Avrupa ülkeleri Trump'ı ara seçimlere kadar kurtarma hesaplarını bırakıp 2028 sonuna kadar Ortadoğu'da istikrarın nasıl sağlanacağına dair uluslararası konferanslara öncülük etmelidir" çağrısında bulundu.

"İran dördüncü küresel güç merkezi haline geliyor"

İran'ın nükleer programı ve geçmişteki diploması süreçlerine değinen Pape, 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşmanın (KOEP) işlediğini Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) verileriyle ortaya koydu. Donald Trump'ın Mayıs 2018'de anlaşmadan tek taraflı çekilmesini eleştiren Pape, şu kronolojik bilgileri aktardı:

"Anlaşma yürürlükteyken İran'daki zenginleştirilmiş malzemenin yüzde 90'ından fazlası ülke dışına çıkarılmıştı. Ancak Trump 2018'de anlaşmayı tek taraflı olarak yırtıp attı. İran'ın zenginleştirmeyi yeniden başlatması yaklaşık bir yıl sürdü ve ardından uranyum stokları hızla yükseldi. Trump'ın azami baskı politikası hiçbir zaman işe yaramadı. Bu tırmanış Biden yönetimi döneminde ve Trump'ın ikinci döneminin ilk aylarında da devam etti. Biz İran'a adeta 'Git ve bir nükleer bomba edin' dersi verdik."

Ortadoğu'daki güç dengesinin radikal biçimde değiştiğini vurgulayan Pape, sözlerini şöyle tamamladı:

"İran artık küresel sistemde dördüncü büyük güç merkezi olma yolunda ilerliyor. ABD, Çin ve Rusya'nın ardından İran dördüncü odak haline gelecektir. Tahran yönetimi liderlerine suikast düzenlendiğini, diplomatlarının öldürüldüğünü ve binlerce sivilinin katledildiğini unutmayacaktır. ABD'nin bu eylemleri bir hak olarak gördüğünü kabullenmelerini beklemek gerçekçi değildir. Yanlış hesaplamalar ve ölçek küçümsemeleri sebebiyle kendi elimizle bir Frankenstein canavarı yarattık."