Washington Post: İran savaşında sonuç ‘kesin başarısızlık’

11 Ağustos 2026

Trump’ın savaş ve müzakere arasında gidip gelen politikasının, İran savaşını çıkmaza sürüklediği belirtildi.

YDH- Max Boot, Washington Post’ta yayımlanan analizinde, ABD ile İran arasındaki savaşın beş aydan uzun süredir sona ermemesinin temel nedenlerinden birinin Donald Trump rejiminin savaş ve müzakere arasında gidip gelen politikası olduğunu savunuyor.

Analizde, Trump’ın İran konusunda sürekli olarak tehdit ve uzlaşma arasında yön değiştirmesinin Washington’ın hem askeri hem de diplomatik hedeflerine ulaşmasını zorlaştırdığı belirtiliyor. Trump’ın savaşın başından bu yana defalarca İran’a ağır saldırılar düzenleme tehdidinde bulunduğu, ardından müzakerelere yeniden şans verdiği hatırlatılıyor.

Son olarak 1 Ağustos’ta ABD’nin İran’a karşı “II. Dünya Savaşı’ndan bu yana görülmemiş” bir askeri güçle saldırıya hazır olduğunu açıklayan Trump’ın, anlaşmanın çerçevesinin oluştuğu gerekçesiyle saldırıyı ertelediği aktarılıyor.

Hürmüz düğümü çözülemiyor

Trump’ın son açıklamasının, İran ile Umman arasında Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasına ilişkin yürütülen müzakerelere işaret ettiği değerlendiriliyor.

Görüşmelerde, boğaza girecek gemilerin İran karasularından, çıkacak gemilerin ise Umman karasularından geçmesi formülü üzerinde durulurken, İran tarafının ABD’den ekonomik yaptırımların kaldırılması, İran’ın dondurulan varlıklarının serbest bırakılması ve İran gemilerine yönelik ablukanın sona erdirilmesini talep ettiği belirtiliyor.

Bu taleplerin kabul edilmesinin Hürmüz’den geçen gemi trafiğini artırabileceği ancak bunun kalıcı bir barış sağlamasının zor olduğu ifade ediliyor. Zira temel anlaşmazlık yalnızca İran’ın nükleer programıyla sınırlı değil; Tahran’ın daha önce açık olan uluslararası su yolunda ne ölçüde kontrol sahibi olacağı ve geçişlerden “kullanıcı ücreti” adı altında bedel alıp alamayacağı da çözülemeyen başlıklar arasında yer alıyor.

Haziran ayında imzalanan önceki mutabakatın da Hürmüz Boğazı’nın kullanımına ilişkin bu farklı yorumlar nedeniyle çöktüğü aktarılıyor. İran, anlaşmanın gemilerin kendi kontrol noktalarından geçmesini öngördüğünü savunurken Washington, gemilerin Umman karasularını kullanabileceğini ileri sürmüştü.

Savaşın uzamasında yalnızca Washington’ın tutarsızlığının değil, İran yönetimindeki görüş ayrılıklarının da etkili olduğu iddia ediliyor.

Hem Washington hem de Tahran tarafında savaşın nasıl sona erdirileceğine ilişkin farklı yaklaşımların bulunduğu bir tablo ortaya çıktığı öne sürülüyor.

Trump’ın tehditleri caydırıcılığını kaybediyor

ABD açısından en önemli sorunlardan biri ise Trump’ın art arda verdiği tehditlerin artık İran üzerinde beklenen caydırıcı etkiyi yaratmaması.

Trump’ın daha önce Hürmüz Boğazı’nda İran’ın saldırdığı her ticari gemiye karşılık bir köprü veya enerji santralinin vurulacağı tehdidinde bulunduğu, ancak daha sonra en az üç gemiye yönelik saldırıya rağmen ABD’nin doğrudan misillemede bulunmadığı hatırlatılıyor.

Bu durumun Tahran’ın Trump’ın tehditlerini eskisi kadar ciddiye almamasına yol açtığı vurgulanıyor.

Öte yandan İran yönetiminin Trump’a güvenmediği de belirtiliyor. Washington’ın müzakerelerde sık sık pozisyon değiştirmesi, Tahran açısından herhangi bir anlaşmanın uzun süre uygulanacağı konusunda ciddi soru işaretleri yaratıyor.

Suudilerle nükleer enerji konusunda yaşanan son gelişmeler de buna örnek gösteriliyor. Trump yönetiminin önce anlaşmaya varıldığını açıklaması, ardından Trump’ın ertesi gün Suudi tarafının kabul etmediği yeni koşullar ileri sürmesi, Washington’ın anlaşma süreçlerindeki öngörülemezliğini ortaya koyuyor.

Washington’ın önünde iki seçenek var

Analizde Trump yönetiminin önünde iki temel seçenek bulunduğu değerlendiriliyor: İran’la uzlaşmaya yönelmek ya da ekonomik abluka ve askeri baskıyı uzun süre devam ettirmek.

İlk seçenek, daha önceki mutabakat temelinde Hürmüz Boğazı üzerindeki İran kontrolünün belirli ölçüde tanınmasını gerektirebilir. Bunun Trump açısından siyasi açıdan maliyetli bir taviz olacağı belirtiliyor.

Ancak Washington’ın savaşı daha fazla tırmandırmak için de güçlü bir siyasi zemine sahip olmadığı vurgulanıyor. ABD’de Trump’ın İran savaşını yönetme biçimine verilen desteğin yüzde 28’e kadar gerilediği, savaşın uzaması ve yeni Amerikan askerlerinin ölmesi halinde bu desteğin daha da düşebileceği ifade ediliyor.

Üstelik ABD Savunma Bakanlığı’nın İran’la savaşmak için ihtiyaç duyduğu füze stoklarında kritik seviyede azalma yaşandığı belirtiliyor. Bu durum, Washington’ın uzun süreli ve yüksek yoğunluklu bir savaşı sürdürme kapasitesine ilişkin soru işaretlerini artırıyor.

Abluka seçeneği de Washington için ağır maliyet taşıyor

Buna karşılık İran’a yönelik sert çizgiyi savunan yaklaşımın, İran’ın ekonomik sorunlarını derinleştirerek Tahran’ı taviz vermeye zorlamak amacıyla deniz taşımacılığını uzun süre abluka altında tutmayı öngördüğü aktarılıyor.

Bu yaklaşımın İran’daki ekonomik baskıyı artırma açısından İran topraklarına yönelik yeni hava saldırılarından daha etkili olabileceği değerlendiriliyor. Ancak bunun ABD kamuoyunun daha yüksek petrol fiyatlarını ve enflasyonu kabullenmesini gerektireceği belirtiliyor.

Dolayısıyla Washington açısından mesele yalnızca İran’a karşı hangi askeri yöntemin kullanılacağı değil; uzun süreli bir ekonomik ve enerji krizinin ABD iç siyaseti üzerindeki etkilerinin nasıl yönetileceği sorusuna da dönüşüyor.

“Sonsuz savaş” riski

Analizin temel vurgusu ise Trump’ın mevcut politikasının ne savaş ne de diplomasi açısından sonuç üretebildiği yönünde.

Savaş ile barış, tehdit ile müzakere ve askeri baskı ile diplomatik açılım arasında sürekli gidip gelen Washington politikası, İran’ı geri adım attırmak yerine ABD’nin tehditlerinin inandırıcılığını zayıflatıyor.

Bu nedenle Trump rejiminin önünde net bir tercih yapması gerektiği savunuluyor: Ya İran’la müzakere ederek Hürmüz ve yaptırımlar konusunda taviz vermeyi göze almak ya da uzun süreli bir ekonomik ve askeri baskı politikasına hazırlanmak.

Ancak mevcut çizginin, yani bir yandan savaş tehdidinde bulunup diğer yandan müzakere arayışına girmenin, Washington’ı giderek daha derin bir çıkmaza sürüklediği değerlendiriliyor.

Beş aydan uzun süredir devam eden savaşın ortaya koyduğu tablo ise şu: Trump’ın “anlaşma sanatı” olarak sunduğu zikzaklı politika, İran’ı teslim almaktan çok çatışmayı uzatan ve Hürmüz Boğazı’nı savaşın merkezinde tutan bir “sonsuz savaş” denklemine dönüşüyor.