Jerusalem Post: İsrail Suriye’de askeri kazanımlarını siyasete de yansıtmalı

11 Ağustos 2026

İsrailli uzman Gil Murciano, Suriye’deki askeri kazanımların “kalıcı güvenlik” sağlayabilmesi için Tel Aviv’in askeri gücün yanı sıra diplomatik girişimlere de yönelmesi gerektiğini savundu.

YDH- Jerusalem Post’ta yayımlanan haberde, Suriye’deki HTŞ rejiminin Esed döneminden kalan “99. Tesis”teki nükleer materyalin Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) tarafından çıkarılmasına izin vermeye hazır olduğu belirtiliyor.

Haberde bu gelişme, İsrail’in Suriye politikasında askeri yöntemlerin yanı sıra “diplomatik kanallara” da başvurması gerektiği yönündeki İsrail merkezli tartışma üzerinden ele alınıyor.

Haberde, Axios’un ABD yönetiminin Suriye, İsrail ve UAEA arasında, tesiste bulunan nükleer materyalin İsrail saldırısı olmadan çıkarılmasını öngören diplomatik bir anlaşmaya aracılık ettiğini bildirdiği aktarılıyor.

Esed döneminin el-Kibar nükleer programıyla bağlantılı olduğu belirtilen materyalin henüz tesisten çıkarılmadığı ifade edilirken, Axios’a göre, söz konusu malzeme nükleer silah üretmeye doğrudan elverişli değil. Ancak materyalin, radyoaktif maddelerin konvansiyonel patlayıcılarla birleştirilmesiyle oluşturulan “kirli bomba” yapımında kullanılabilecek unsurlar içerdiği öne sürülüyor.

ABD’li bir yetkili, İsrail’in materyalin çıkarılmaması ya da HTŞ rejiminin tesisteki malzemeye erişmeye çalıştığına dair bir işaret ortaya çıkması halinde tesisi vurmakla tehdit ettiğini aktardı. Böylece Tel Aviv’in, Suriye’deki söz konusu materyal sorununa da askeri müdahale seçeneği üzerinden yaklaşmayı sürdürdüğü görülüyor.

İsrail’in askeri güce dayalı yaklaşımına eleştiri

Jerusalem Post’a konuşan Mitvim Başkanı ve İsrail dış ve güvenlik politikası uzmanı Gil Murciano, “99. Tesis” konusunda “diplomatik bir çözüm” aranmasını, İsrail’in “güvenlik politikasının” yalnızca askeri araçlara dayanmasının yetersizliğini gösteren bir örnek olarak değerlendiriyor.

Murciano, “İsrail’in askeri gücüne ve ABD’ye aşırı bağımlı kaldığını” belirterek, Tel Aviv’in bölgesel gelişmelerde “daha aktif bir diplomatik rol üstlenmesi” gerektiğini savunuyor.

İsrailli uzman, İsrail ile HTŞ rejimi arasında İran destekli grupların ve özellikle Hizbullah’ın Suriye’ye yeniden yerleşmesinin önlenmesi gibi bazı “ortak güvenlik başlıklarının” bulunduğunu ileri sürüyor. Bu nedenle iki taraf arasındaki siyasi anlaşmazlıklara rağmen “belirli konularda temas kurulabileceğini” düşünüyor.

Şam’ın “meşruiyet” arayışı İsrail için fırsat olarak görülüyor

Murciano, diplomatik temas önerisinin HTŞ rejimine güvenilmesi anlamına gelmediğini vurguluyor. Buna karşılık, tarafların “ortak hedefleri ve birbirlerinden beklentileri” üzerinden sınırlı bir diplomatik zemin oluşturulabileceğini öne sürüyor.

İsrailli uzmana göre, Colani açısından temel hedeflerden biri uluslararası meşruiyet kazanmak. Bu nedenle HTŞ rejiminin nükleer materyali UAEA’ya teslim etmeye yanaşması, rejimin uluslararası sistemle ilişkilerini normalleştirme arayışının bir parçası olarak değerlendiriliyor.

Murciano ayrıca, Suriye’de nükleer ve kimyasal silahların yayılmasının önlenmesi meselesinin, İsrail’in kendisiyle yakın ilişki içinde olmayan ülkelerle dahi ortak hareket edebileceği bir alan oluşturabileceğini savunuyor.

“İsrail’in askeri kazanımları siyasi sonuca dönüşmüyor”

Haberdeki değerlendirmelerin önemli bir bölümü, İsrail’in Suriye’deki askeri saldırılarının ardından “siyasi bir düzenleme geliştirememesine” yönelik eleştirilerden oluşuyor.

Jerusalem Post, “Başan Oku Operasyonu” kapsamında İsrail ordusunun Suriye’nin Esed döneminden kalan stratejik askeri kapasitesinin yaklaşık yüzde 80’ini imha ettiğini aktarıyor. Ancak Murciano, “askeri kazanımların uzun vadeli güvenlik sonuçlarına dönüştürülebilmesi için siyasi bir adım atılması gerektiğini” savunuyor.

İsrailli uzman, İsrail’in Suriye topraklarındaki askeri varlığının “tampon bölge” oluşturma gerekçesiyle sürdürülmesinin ters etki yarattığını ve İsrail karşıtı tepkileri güçlendirdiğini vurguluyor. Ona göre, bu politika, İsrail’in komşu Suriye ile “uzun vadeli ilişkilerine” de zarar veriyor.

Bu yaklaşım, “İsrail’in askeri üstünlüğünün tek başına kalıcı bir güvenlik düzeni oluşturmadığı” yönündeki eleştiriyi güçlendiriyor.

“İsrail siyasi inisiyatif almıyor”

Murciano, İsrail hükümetinin Suriye’den çekilmeyi siyasi nedenlerle tamamen dışlamasının Tel Aviv’i yeniden pasif bir konuma sürükleyebileceği uyarısında bulunuyor.

İsrailli uzman, “siyasi inisiyatif almak yerine mevcut gelişmelere askeri araçlarla tepki verilmesinin İsrail’i başkalarının şekillendirdiği bir gerçekliğe uyum sağlamak zorunda bırakacağını” savunuyor.

Murciano bu durumu Lübnan örneğiyle karşılaştırarak, İsrail’in askeri müdahalelerinin siyasi bir çözümle desteklenmemesi halinde benzer sonuçların Suriye’de de ortaya çıkabileceğini ileri sürüyor.

Washington da İsrail’in yaklaşımından rahatsız

Haberde, İsrail’in bölgesel krizlere ağırlıklı olarak askeri yöntemlerle yaklaşmasının ABD ile ilişkilerde de gerilim yarattığı belirtiliyor.

Axios’un haziran ayında yayımladığı bir habere göre Trump, İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarının ABD’nin İran’la yürüttüğü görüşmeleri tehlikeye atması nedeniyle Netanyahu’ya tepki göstermişti. Trump’ın Netanyahu’ya “Herkes İsrail’den nefret ediyor” dediği aktarılmıştı.

Murciano da Netanyahu hükümetinin İran, Suriye ve Lübnan politikalarında “şahin yaklaşımı” nedeniyle karar alma sürecinin kontrolünü kaybettiğini ve siyasi düzeyde herhangi bir girişim sunamadığını öne sürüyor.

“Asıl sorun, askeri üstünlüğün siyasi karşılığının olmaması”

“99. Tesis” konusunda İsrail saldırısı yerine “diplomatik çözüm” aranması, “Tel Aviv’in güvenlik politikasındaki” daha geniş açmazı da ortaya koyuyor.

İsrail, Suriye’de askeri kapasitenin önemli bölümünü etkisiz hale getirirken, aynı zamanda Suriye topraklarındaki askeri işgalini sürdürüyor. Ancak bu askeri yaklaşımın, İsrail’in istediği kalıcı siyasi ve güvenlik düzenini üretip üretmediği tartışma konusu olmaya devam ediyor.

Jerusalem Post’ta aktarılan Murciano’nun değerlendirmesine göre, “İsrail’in önündeki temel mesele, daha fazla askeri güç kullanmak değil, mevcut askeri kazanımları siyasi bir düzenlemeye dönüştürebilmek.”

Bu çerçevede “HTŞ rejiminin uluslararası meşruiyet arayışı, nükleer silahların yayılmasının önlenmesi ve İran destekli grupların Suriye’deki faaliyetlerinin sınırlandırılması gibi başlıklar, İsrail ile Suriye arasında sınırlı da olsa diplomatik temas alanları oluşturabilir.”

Ancak Tel Aviv’in siyasi girişimlerden kaçınarak askeri baskıyı temel araç olarak kullanmayı sürdürmesi halinde, “sahadaki askeri üstünlüğünün bölgedeki siyasi dengeleri kalıcı biçimde kendi lehine değiştirmeye yetmeyebileceği” görülüyor.