Foreign Policy: Gazze’ye ‘odaklanan’ Trump, Batı Şeria krizini gözden kaçırıyor

12 Ağustos 2026

Trump rejiminin Gazze’de Hamas’ın silahsızlandırılmasına odaklanırken İsrail’in yerleşimci politikaları ve Washington’ın desteğiyle büyüyen Batı Şeria krizini göz ardı ettiği belirtildi.

YDH- Foreign Policy’de Azriel Bermant imzasıyla yayımlanan analizde, Trump rejiminin Hamas’ın Gazze’de silahsızlandırılması konusunda ilerleme sağlandığı yönündeki iddialarının gerçekçi olmadığı, Washington’ın Gazze’ye odaklanırken İsrail’in politikaları nedeniyle giderek büyüyen Batı Şeria krizini göz ardı ettiği belirtildi.

Analizde, Hamas’ın silahsızlanma konusunda gösterdiği “esnekliğin”, örgütün uzun vadeli siyasi varlığını korumaya yönelik bir “oyalama taktiği” olabileceği iddia edildi. Hamas yetkilileri, İsrail ordusunun Gazze’den tamamen çekilmesinden önce silahlarını bırakmayacaklarını açıkça ortaya koyarken, İsrail de Hamas silahsızlanmadıkça Gazze’den tamamen çekilmeye yanaşmıyor.

Bu nedenle Trump rejiminin “Gazze yol haritası”nın klasik bir açmazla karşı karşıya olduğu belirtildi: İsrail, Hamas silahlarını bırakmadıkça Gazze’den tamamen çekilmeyecek; Hamas ise İsrail çekilmedikçe silahsızlanmayacak.

İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun Trump’ın Gazze planını reddetmesinin de bu çelişkinin bir sonucu olduğu ifade edildi.

Netanyahu açısından Hamas’a verilecek tavizler, ekim ayında yapılması beklenen seçimler öncesinde İsrail’deki sağ seçmenler tarafından olumsuz karşılanabilir.

ABD Başkanı Donald Trump’ın İran konusunda yaptığı ancak sonuçları tartışmalı kalan “anlaşma” açıklamalarına da dikkat çekilen analizde, dünyanın artık Washington’dan “gerçeklik zemininden kopuk büyük duyurular gelmesine alıştığı” savunuldu.

Washington’ın gözden kaçırdığı kriz: Batı Şeria

Bermant, Trump rejiminin Gazze’deki savaşı sona erdirmeye çalışmasının yanlış olmadığını, ancak asıl sorunun Washington’ın “Gazze’de ayı hedeflerken”, kendi müdahale gücü dahilinde bulunan Batı Şeria’daki “patlayıcı krizi” göz ardı etmesi olduğunu belirtti.

Batı Şeria’daki şiddetin önemli bir bölümü bizzat Trump rejiminin politika tercihlerinden kaynaklanıyor. Washington’ın Biden yönetimi tarafından İsrailli şiddet yanlısı yerleşimci gruplara uygulanan yaptırımları kaldırması ve İsrail hükümetini sınırlamaması, aşırı sağcı yerleşimcileri daha da cesaretlendirdi.

Geniş çaplı bir “şiddet” patlaması riskinin ciddi olduğu ve böyle bir gelişmenin Netanyahu hükümetinin seçim öncesindeki siyasi çıkarlarına hizmet edebileceği savunuldu.

“Bu kez ateşi İsrail hükümeti körüklüyor”

İsrail ordusu ve istihbarat servisi Şin Bet’in uzun süredir Batı Şeria’da büyük bir patlama yaşanabileceği konusunda uyarılarda bulunduğu belirtilirken, son gelişmeler bölgenin ne kadar kırılgan hale geldiğini gösteriyor.

Bu kez gerilimi “körükleyen” tarafın Filistinli silahlı gruplar olmadığı, aksine İsrail hükümetinin olduğu vurgulandı.

İsrail’in aşırı sağcı Maliye Bakanı Bezalel Smotrich’in aynı zamanda Savunma Bakanlığı bünyesinde sahip olduğu yetkileri kullanarak Batı Şeria’daki Yahudi yerleşimlerine ilişkin politikayı dönüştürdüğü belirtildi.

Netanyahu hükümetinin 2022’de iktidara gelmesinden bu yana en az 104 yerleşimin yasallaştırıldığı kaydedildi.

Smotrich’in açık hedefinin Filistin devletinin kurulması ihtimalini ortadan kaldırmak ve Batı Şeria’yı ilhak etmek olduğu ifade edildi.

Filistin köylerinin çevresinde yeni yerleşim noktaları ve çiftliklerin yayılması, İsrailliler ile Filistinliler arasında sürekli gerilim yaratıyor. Yerleşimci grupların düzenli olarak Filistin köylerine saldırdığı, mülklere zarar verdiği ve hayvanları öldürdüğü belirtildi.

Batı Şeria’daki camilere yönelik saldırıların yeni olmadığı, ancak 7 Ekim 2023’ten bu yana kundaklama ve benzeri saldırıların arttığı ifade edildi.

Eski İsrail Başbakanı Ehud Olmert haziran ayında Kan News’e yaptığı açıklamada, yerleşimcilerin Filistinlilere yönelik saldırılarını İsrail ordusu ve polis güçlerinin çoğu zaman aktif desteğiyle yürütülen örgütlü bir “etnik temizlik” ve “pogrom” kampanyası olarak nitelendirdi.

Birleşmiş Milletler verilerine göre, 2026 yılında Batı Şeria’da yerleşimcilerin karıştığı saldırılarda 18 Filistinli öldürüldü.

Netanyahu: “Küçük bir azınlık”

Netanyahu, yerleşimci şiddetinin küçük bir “suçlu azınlık” tarafından gerçekleştirildiğini savunuyor.

Ancak, şiddetin giderek yayıldığı ve İsrail hükümetinin geniş desteğine sahip fanatik gruplar tarafından organize edildiği belirtildi.

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz “en şiddet yanlısı” yerleşimcilere göz yumduğu ifade edildi. Geçmişte İsrail hükümetlerinin kamu güvenliği açısından tehdit oluşturan şiddet yanlısı yerleşimcilere karşı idari gözaltı kararları uyguladığı, ancak Katz’ın göreve gelmesinin ardından sağcı tabanın desteğini kazanmak amacıyla bu uygulamaları kaldırdığı belirtildi.

Filistinlilere yönelik saldırıların, Filistinlilerin Batı Şeria’dan tamamen ayrılmasını isteyen Smotrich gibi hükümet üyelerinin siyasi hedefleriyle örtüştüğü ifade edildi.

İsrailli aktivistler de yerleşimci saldırılarının hedefinde

Batı Şeria’da Filistinlilere destek vermek ve onları korumak amacıyla bölgeye giden çok sayıda İsrailli de yerleşimci saldırılarına maruz kaldı.

Şiddetin İsrail’in kendi sınırları içerisinde de görüldüğü belirtildi.

İsrail ordusunun Merkez Komutanlığı Komutanı Tümgeneral Avi Bluth’un da Filistinlilere yönelik ağır saldırılarla suçlanan İsrailli bir şüphelinin serbest bırakılmasını engellemek amacıyla mahkemelere başvurduğu ifade edildi.

Dindar bir yerleşimci geçmişine sahip olan Bluth’un müdahalesinin, yerleşimci şiddetinin kontrolden çıktığının önemli bir göstergesi olduğu belirtildi.

Katz’ın Bluth’un girişimini kendi otoritesine yönelik bir meydan okuma olarak gördüğü ve Merkez Komutanlığı Komutanı’nı görevden alacağını canlı yayında açıkladığı aktarıldı.

Katz’ın daha önce de söz konusu şüpheliyi hapishanedeki hücresinde ziyaret ettiği ve güvenlik güçlerine idari kısıtlama kararını kaldırmaları talimatı verdiği belirtildi.

Ancak İsrail ordusunun tepkisi ve hem sağdan hem soldan gelen kamuoyu eleştirileri üzerine Katz’ın geri adım atmak zorunda kaldığı ifade edildi.

Filistin Yönetimi çökme riskiyle karşı karşıya

İsrail, Filistin Yönetimi’ne aktarılması gereken vergi gelirlerini yeniden bloke etti. Bu kez amaç, Filistin Yönetimi’nin mali açıdan çökertilmesi.

Tel Aviv Üniversitesi Filistin Çalışmaları Forumu Başkanı Michael Milshtein, Filistin Yönetimi’nin zayıflatılmasının ciddi riskler taşıdığı konusunda uyardı.

Bunların başında İsrail ordusu ile Filistin Yönetimi güvenlik güçleri arasında çatışma çıkması ihtimali geliyor.

Filistinlilere yönelik saldırıların artması karşısında Filistin güvenlik güçlerinin daha fazla seyirci kalamayabileceği ve bunun İsrail ordusu ile Filistin Yönetimi güçleri arasında silahlı çatışma riskini önemli ölçüde artırabileceği belirtildi.

Trump’ın Batı Şeria’da daha fazla baskı gücü var

Bermant’a göre, Trump rejiminin İsrail’in Batı Şeria politikasını değiştirme konusunda Gazze’ye kıyasla çok daha fazla etkisi bulunuyor.

Trump’ın Netanyahu üzerinde gerçek bir siyasi baskı gücüne sahip olduğu belirtilirken, İsrailli yerleşimci aşırılıkçılara yönelik yaptırımların yeniden uygulanmasının Tel Aviv’e açık bir mesaj vereceği ifade edildi.

ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance’ın İsrail hükümetine yönelik sabrının giderek tükendiği ve kısa süre önce Netanyahu hükümetinin “sonsuz bir çatışma” önerdiğini söylediği aktarıldı.

Vance, İsrail hükümetinin savaşın her bomba atılana veya her İranlı öldürülene kadar sürmesini istediğini söylemişti.

Ancak asıl sorunun Washington’ın bu baskıyı daha ileri taşıyacak siyasi iradeye sahip olup olmadığı olduğu ifade edildi.

“Netanyahu’nun kaybedeceği daha çok şey var”

Netanyahu’nun iç siyasetteki konumu büyük ölçüde Trump’la kurduğu özel ilişkiye ve İsrail’de hâlâ popüler olan ABD başkanı ile sahip olduğu yakınlığa dayanıyor.

ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü ortak savaşın “utanç verici bir fiyaskoya” dönüştüğü savunulan analizde, Trump’ın Netanyahu’yu günah keçisi ilan etmesinin önünde çok az engel bulunduğu belirtildi.

Trump ile Netanyahu arasındaki ilişkinin bozulmasının İsrail başbakanı açısından siyasi açıdan yıkıcı sonuçlar doğurabileceği vurgulandı.

“Batı Şeria patlarsa Gazze planı da çöker”

Batı Şeria’da yeni bir şiddet dalgasının başlaması halinde mevcut veya gelecekte hazırlanacak herhangi bir Gazze yol haritasının da tamamen uygulanamaz hale gelebileceği kaydedildi.

Netanyahu’nun seçimler öncesinde Washington’a meydan okumanın iç siyasette kendisine avantaj sağlayacağını hesaplayabileceği belirtilirken, ABD ile ilişkileri tehlikeye atmanın İsrail kamuoyu açısından ciddi riskler taşıdığı ifade edildi.

Analize göre, Trump gerçekten bir “barış yapıcı” olarak görülmek istiyorsa sahip olduğu siyasi nüfuzu kullanmak zorunda.

Bunun ilk adımının, Batı Şeria’daki durumu istikrara kavuşturmak ve buradan hareketle Gazze’de daha geniş bir çözüm inşa etmek olduğu savunuldu.