
YDH ― Çin merkezli China Daily gazetesinin aktardığı verilere göre BRICS grubu, geleneksel ekonomik ittifakların yanı sıra ABD ve Avrupa Birliği ile yaşanan jeopolitik rekabetin sınırlarını aşıyor.
Birliğin yeni hedefini, sağlık ve tıbbi inovasyon alanlarında çok daha derin bilimsel ve endüstriyel ortaklıklar kurmak oluşturuyor.
Üye devletler, son birkaç yılda ilaç ve ileri tıbbi teknolojilerin araştırma ile üretim aşamalarındaki iş birliklerini ciddi boyutta güçlendirdi.
Daha önce yalnızca sınırlı sayıdaki Batılı kuruluşun tekelinde tuttuğu ürün geliştirme, üretim ve dağıtım süreçlerinde artık kendi bağımsız yapılarını inşa ediyor.
COVID-19 pandemisi bu süreçte adeta sarsıcı bir uyarı niteliği taşıdı.
Tedarik zincirlerinin ne denli kırılgan olduğu ve bu durumun Afrika, Asya ile Latin Amerika'daki gelişmekte olan ülkelere verdiği zarar tüm çıplaklığıyla gözler önüne serildi.
Ortaya çıkan bu tablo, BRICS ülkelerini baskın şirketlere duyulan bağımlılığı kırmaya ve modern sağlık hizmetlerine erişimde daha adil koşullar yaratmaya itti.
Ağ içindeki üye devletlerin uzmanlık alanları birbirini kusursuzca tamamlıyor.
Hindistan uygun fiyatlı ilaç sektörüne öncülük ederken, Çin dijital sağlık ve yapay zeka alanlarında ciddi ivme kazanıyor.
Rusya nükleer tıp ve gelişmiş tanı yöntemlerindeki köklü tecrübesiyle, Brezilya ise tıbbi araştırmalar ve kamu sağlığı hizmetleriyle öne çıkıyor.
Öte yandan İran, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri, Endonezya ve Etiyopya da yatırımları, güçlü endüstriyel kapasiteleri ve gelişen pazarlarıyla bu ortaklığa güç katıyor.
Bu stratejik ortaklığın en temel amacı, aşırı yüksek maliyetleri yüzünden on yıllar boyunca zengin ülkelerin tekelinde tutulan gelişmiş biyolojik ilaçları ve modern kanser tedavilerini nihayet geniş halk kitlelerine erişilebilir fiyatlarla sunmak olarak belirginleşiyor.
Söz konusu girişimler, yalnızca araştırma ve inovasyonla sınırlı kalmayan çok daha derin bir stratejik boyut taşıyor.
Hedef, olası ticaret anlaşmazlıklarının, yaptırımların ve uluslararası krizlerin ilaç tedarikini sekteye uğratmasını engellemek ve her türlü sarsıntıya karşı kendi kendine yetebilen, dayanıklı bir yapı inşa etmek olarak şekilleniyor.
Elbette farklı mevzuatlar, karmaşık patent süreçleri ve altyapı eksiklikleri gibi engeller varlığını koruyor.
Ancak tüm bu zorluklara rağmen, bağımsız araştırma ve üretim ekosistemleri kurma iradesi kararlılıkla sürüyor.
Bu atılım, gelecekte Küresel Güney'deki milyonlarca insana teknolojik bağımsızlık ve sağlık güvenliği sunmakla kalmıyor.
Aynı zamanda bu insanlara daha uzun, sağlıklı ve güvence altında bir yaşam vadederek, içinde bulunduğumuz on yılın en kritik dönüşümlerinden biri olarak tarihe geçmeye hazırlanıyor.