Foreign Policy: Mücteba Hamenei uzun vadeli savaşa hazırlanıyor

14 Ağustos 2026

Uluslararası Politika Merkezi Kıdemli Uzmanı Sina Toossi, Foreign Policy için kaleme aldığı makalede İran Devrim Lideri Mücteba Hamenei'nin kapsamlı atamalarla askeri ve ulusal güvenlik yapılanmasını yeniden şekillendirdiğini belirtti.

YDH - Uluslararası Politika Merkezi Kıdemli Uzmanı Sina Toossi, Foreign Policy'de yayımlanan "Mücteba Hamenei Uzun Bir Savaş Planlıyor" başlıklı makalesinde, İran'ın yeni askeri ve ulusal güvenlik stratejisinin ayrıntılarını değerlendirdi.

Toossi, İran Devrim Lideri Mücteba Hamenei'nin liderlik makamındaki ilk aylarında askeri ve ulusal güvenlik teşkilatına kendi mührünü vurmaya başladığını ifade etti.

Toossi makalesinde, Mücteba Hamenei'nin kapsamlı atama hamleleriyle İran'ın üst düzey komuta kademesini fiilen yeniden oluşturduğunu ve hem savaşı hem de diplomasiyi yönetmekten sorumlu kurumları yeniden örgütlediğini vurguladı.

Bu atamaların önemli bir kısmının Haziran 2025'ten bu yana yaşanan peş peşe savaş dalgalarında İran askeri liderliğinin uğradığı olağanüstü kayıplar nedeniyle zorunlu hale geldiği belirtilen analizde, "Hamenei'nin tercihleri, Tahran'ın güvenlik teşkilatını bu çatışmalardan çıkarılan dersler etrafında nasıl yeniden inşa ettiğini ve ABD ile İsrail'e karşı uzun süreli bir yüzleşmeye nasıl hazırlandığını da ortaya koyuyor" ifadelerine yer verildi.

Yazar, ortaya çıkan komuta yapısının Tahran'ın çatışmanın sonraki aşamasını nasıl yönetmeyi planladığına dair daha geniş bir değişime işaret ettiğini aktardı:

"Daha merkezi bir askeri komuta; caydırıcılığı güçlendirmek amacıyla taarruz operasyonlarına ve daha ağır maliyetler yüklemeye verilen daha büyük önem; askeri, ekonomik, diplomatik ve iç güvenlik politikalarının daha sıkı bütünleşmesi."

Makalede bu yaklaşımın müzakereleri tamamen terk etmek anlamına gelmediği, Tahran'ın diplomasiyi daha sert bir caydırıcılık anlayışıyla birleştirmeye çalıştığı belirtildi. İran'ın hasımlarına zarar verme kabiliyetini koruyup güçlendirerek, müzakerelerin yeni bir çatışma öncesi geçici bir duraklama yerine kalıcı bir uzlaşma üretmesini hedeflediği kaydedildi.

Söz konusu yaklaşımın en net yansımasının, Ulusal Yüksek Güvenlik Konseyi liderliğine Muhsin Rızai'nin getirilmesi olduğunu belirten Toossi, Rızai'yi yalnızca deneyimli bir şahin veya Devrim Muhafızları Ordusu'nun eski komutanı olarak tanımlamanın onun önemini eksik yansıtacağını kaydetti.

Rızai'nin İran askeri teşkilatı içinde stratejik bir düşünür ve kurum kurucu olarak öne çıktığı ifade edilen makalede, şu değerlendirmelere yer verildi:

"Devrim Muhafızları Ordusu'na komuta ettiği 16 yıl boyunca örgütün kara, hava ve deniz unsurlarını; yurtdışı operasyonlardan sorumlu Kudüs Gücü'nü ve büyük askeri operasyonları koordine eden merkezi karargah Hatemü'l Enbiya'yı kurarak teşkilatı devasa bir askeri yapıya dönüştürmüştür."

Makalede, Rızai'nin İran-Irak Savaşı'nı yönetmenin ötesine geçerek İran'ın askeri gücünü şekillendiren kurumları inşa ettiği, 1988'de İran'ın askeri durumu kötüleşirken savaşı bitirme konusunda en isteksiz üst düzey yetkililerden biri olduğu hatırlatıldı.

Rızai'nin o dönemde Yüksek Savunma Konseyi'ne sunduğu bir mektupla büyük bir askeri tahkimat ve beş yıllık bir savaş planı önerdiği, bu mektubun daha sonra Ayetullah Ruhullah Humeyni'nin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 598 sayılı kararını kabul etmesinde gerekçe olarak kullanıldığı aktarıldı.

Toossi, "Rızai'nin geçmişi, uzlaşma eşiğinin daha yüksek olduğunu ve İran'ın, ardından gelecek uzlaşmayı şekillendirecek yeterli askeri gücü ve kozu elde etmeden bir çatışmayı sonlandırmaması gerektiğine dair köklü inancını gösteriyor" ifadelerini kullandı.

Düşmana karşı güçlü taarruz operasyonları

Hamenei'nin diğer görevlendirmelerinin de bu tabloyu pekiştirdiğine dikkat çekilen makalede, Silahlı Kuvvetler Genelkurmay Başkanlığı'na getirilen Ali Abdullahi'nin, Hatemü'l Enbiya Merkezi Karargahı'nın Genelkurmay bünyesine entegrasyonunu tamamlama görevini üstlendiği bildirildi.

Abdullahi'nin yetki alanının "konvansiyonel, modern, bilişsel ve hibrit tehditlere" hazırlığı kapsadığı belirtildi.

Muhammed Pakpur'un öldürülmesinin ardından Devrim Muhafızları Ordusu Komutanlığı görevini devralan Ahmad Vahidi'nin tümgeneralliğe terfi ettirilerek bu makama resmen onaylandığı kaydedildi.

Hamenei'nin Vahidi'ye "azami caydırıcılık" hedefini sürdürme ve "düşmana karşı güçlü taarruz operasyonlarına" hazır olma talimatı verdiği aktarıldı. İranlı yorumcuların bu ifadeyi, taarruz operasyonlarının Devrim Muhafızları Ordusu komutanının görev tanımında alışılmadık derecede açık bir şekilde yer alması olarak yorumladığı belirtildi.

Makalede diğer atamalar şu ayrıntılarla aktarıldı:

"Öldürülen Ali RIza Tengsiri'nin yerine Devrim Muhafızları Ordusu Donanma Komutanlığı'na getirilen Ali Uzmai, Hürmüz Boğazı denetiminin Washington ve küresel ekonomi üzerinde İran'ın en kritik kozu haline geldiği bir dönemde göreve başlamıştır. Uzmai'nin yetkileri, savaş öncesi düzene dönülmesini reddederken ve Umman ile yeni seyrüsefer düzenlemeleri için müzakere yürütülürken muharebe hazırlığı, istihbarat denetimi ve düzenli ordu donanmasıyla koordinasyonu güçlendirmeyi içermektedir."

İç güvenlik alanında ise Devrim Muhafızları Ordusu'nun eski istihbarat başkanı Hüseyin Taib'i Besic teşkilatının başına getirildiği, Taib'e "kamu istihbarat ağını" güçlendirme, yeni teknolojilerden yararlanma ve mahalle düzeyinde örgütlenmeyi derinleştirme talimatı verildiği belirtildi.

Caydırıcılığın savaştan önce neden başarısız olduğuna dair derin bir yeniden değerlendirme

Toossi, deniz kozu, iç izleme, toplumsal seferberlik, ekonomik dayanıklılık ve askeri gücün birbiriyle bağlantılı unsurlar olarak görüldüğünü aktardı.

Bu durumun, "caydırıcılığın savaştan önce neden başarısız olduğuna dair derin bir yeniden değerlendirmeyi" yansıttığı kaydedildi.

İran'ın 2018'de ABD'nin nükleer anlaşmadan çekilmesinin ardından benimsediği "stratejik sabır" politikasının Tahran'daki hakim görüşe göre Washington ve İsrail'de yanlış algılandığı ifade edildi.

Toossi, İran'ın zayıf ve kırılgan görüldüğü yönündeki bu kanı nedeniyle Haziran 2025'ten itibaren yaşanan savaşlardan çıkarılan dersin, hasımları tırmandırmadan caydıracak ağır askeri ve ekonomik maliyetleri dayatma iradesini göstermek olduğunu yazdı.

Ekonomik güvenliğin de bu denklemin parçası olduğu, Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf'ın ekonomi danışmanı Mecid Şakiri gibi isimlerin savaşın İran'a uygulanabilir bir ekonomik gelecek sağlayacak şartlarda sonlanması gerektiğini savunduğu kaydedildi.

Ekonomi doktorası bulunan ve eski Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi döneminde ekonomik işlerden sorumlu cumhurbaşkanı yardımcılığı yapan Rızai'nin de ekonomik istikrarı ulusal güvenliğin bir bileşeni olarak nitelediği aktarıldı.

Tahran'ın Hürmüz Boğazı'ndaki kontrolü elinde tutma arayışının, ABD yaptırım muafiyetlerine bağımlı kalmadan kendi elindeki baskı araçlarını kullanma ve kendi güvenliğini Fars Körfezi ile küresel ekonomiye bağlama hedefinden kaynaklandığı vurgulandı.

Hürmüz, Washington savaşı bitirene kadar kapalı kalacak

Füze ve insansız hava aracı kabiliyetlerinin bölgedeki ABD üslerinin kırılganlığını gösterdiğini belirten Toossi, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pizişikyan'ın mevcut dönemi bir anlaşma için "en iyi zaman" olarak nitelendirdiğini ve önceki mutabakat muhtırasını çözüm zemini olarak işaret ettiğini kaydetti.

Buna karşın Rızai'nin daha sert bir tutum sergilediği belirtilen analizde, şu ifadeler yer aldı:

"Rızai, Ulusal Yüksek Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri olarak Çin'in İran Büyükelçisi ile yaptığı ilk görüşmede Hürmüz'ün, Washington savaşı bitirene, İran'ın bloke edilen fonlarını serbest bırakana ve aracılar vasıtasıyla iletilen diğer İran şartlarını karşılayana kadar kapalı kalacağını söylemiştir."

Rızai'nin yalnızca Lübnan'daki değil, Gazze'deki savaşın da sona ermesini talep ettiği ve Umman ile yeni geçiş güzergahına ilişkin yapılacak olası bir anlaşmanın boğazın yeniden açılması anlamına gelmeyeceğini açıkça belirttiği bildirildi.

Toossi, makalesinin sonunda Mücteba Hamenei'nin yaptığı atamalarla, müzakereye hazır olan ancak müzakerelerin başarısız olması durumunda uzun süreli bir çatışmaya dayanabilecek ve hasımlarına ağır maliyetler yükleyebilecek bir devlet yapısını kurumsallaştırdığını belirtti.

Tahran'ın nihai amacının, İran İslam Cumhuriyeti ile kalıcı bir uzlaşmaya varmanın, savaşı sürdürmekten veya askeri güç kullanmaktan daha az maliyetli olacağına karşı tarafı ikna etmek olduğu kaydedildi.