İran'ın 'Kevser' uçakları ABD üssünü nasıl vurdu? Yazıya git

PDF olarak indirmek için yazdırma penceresinde hedef olarak “PDF olarak kaydet” seçeneğini işaretleyin.

Yakın Doğu Haber
İRAN DOSYASI
15 Ağustos 2026 · 00:59

İran'ın 'Kevser' uçakları ABD üssünü nasıl vurdu?

❝...yaşananlar, ABD hava ve füze savunma ekosistemindeki çok daha derin sorunların ne kadar acil bir şekilde çözülmesi gerektiğine dair apaçık bir işaret fişeği niteliği taşıyor.❞

YDH ― The War Zone (TWZ) Genel Yayın Yönetmeni Yardımcısı Joseph Trevithick, TWZ'deki analizinde, ABD ordusunun hava savunma stratejilerindeki derin zaafları mercek altına alıyor. İran'a ait 1970'lerden kalma F-5 savaş uçaklarının Kuveyt'teki bir Amerikan üssüne düzenlediği sarsıcı alçak irtifa saldırısını analiz eden Trevithick, İran Hava Kuvvetleri'nin ABD'nin gelişmiş savunma ağını nasıl çaresiz bıraktığını tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. 

✱✱✱


Emekli ABD Hava Kuvvetleri Generali Glen VanHerck, Huntsville, 12 Ağustos günü Alabama'da düzenlenen yıllık Uzay ve Füze Savunması (SMD) Sempozyumu'nda çarpıcı açıklamalarda bulundu.

İnsansız hava araçlarına yönelik savunma stratejilerinin masaya yatırıldığı panelde söz alan VanHerck, “İleri hatlardaki kuvvetlerimiz ve hava üssü savunmamız hakkında biraz konuşmak istiyorum,” diyerek söze başladı ve ekledi:

“Şunu açıkça itiraf edelim; dronlar ve diğer hava unsurları bizi fena hâlde gafil avladı. Buna, İran'dan kalkıp son derece alçaktan uçarak bir hava üssümüze bomba bırakan üç adet F-5 de dâhil.”

TWZ'nin de takip ettiği bu etkinlik öncesinde hatırlatmak gerekirse; VanHerck, 2024 yılındaki emekliliğine kadar ABD Kuzey Komutanlığı (NORTHCOM) ve ABD-Kanada Kuzey Amerika Havacılık ve Uzay Savunma Komutanlığı (NORAD) başkanlığı görevlerini üstlenmişti.

On yıllardır ABD kuvvetlerinin böylesi bir hava saldırısına ilk kez maruz kaldığına dikkat çeken deneyimli komutan, “Bir havacı olarak bunun başımıza geldiğini söylemek benim için gerçekten utanç verici,” sözleriyle durumun vehametini vurguladı.

Ortaya çıkan çeşitli raporlar ve Tahran kaynaklı teyit edilmemiş iddialara göre, İran'a ait F-5'ler Kuveyt'teki Camp Buehring üssünü oldukça tehlikeli bir alçak irtifa bombardımanıyla hedef aldı.

Bu sarsıcı saldırının, ABD ve İsrail güçlerinin İran'a karşı başlattığı ortak harekâttan sadece üç gün sonra, 1 Mart'ta veya o günlerde yaşandığı bildiriliyor.

Ekran Resmi 2026-08-15 00.50.00İran'a ait iki F-5 uçağının yer aldığı bir arşiv fotoğrafı. İran yarı devlet medyası

Biz bu satırları yazarken, ABD hükümeti Camp Buehring'e yönelik söz konusu F-5 saldırılarını henüz resmi olarak doğrulamış değildi.

TWZ olarak, VanHerck'in bugünkü açıklamalarının ardından ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) ile iletişime geçtik; ancak Komutanlık konu hakkında yorum yapmaktan kaçındı.

Hatırlanacağı üzere bu saldırıyı kamuoyuna ilk duyuran, Nisan ayında ismini vermek istemeyen ABD'li yetkililere dayandırdığı haberiyle NBC News olmuştu.

O dönemki haberde, Camp Buehring üssünü yalnızca tek bir İran F-5'inin vurduğu ifade edilmişti.

Şunu da belirtmek gerekir ki; Amerikan kuvvetleri 2003'teki Irak işgaline uzanan süreçten bu yana söz konusu üste kesintisiz olarak varlık gösteriyor.

Haziran ayına gelindiğinde ise İran devlet televizyonu PressTV, operasyona dair yeni iddiaları ve göreve katıldığı öne sürülen pilotlarla yapılan röportajları içeren özel bir yayın yaptı.

Bu yayında, operasyona yerel adıyla “Kevser” olarak bilinen ve kapsamlı bir modernizasyondan geçirilmiş üç adet İran F-5 savaş uçağının gönderildiği belirtildi.

Bilindiği üzere İran, 1970'lerdeki Şah rejimi döneminde ABD'den 166 adet F-5E/F savaş uçağı satın alarak dev bir filo kurmuştu.

Ancak 28 Şubat'ta patlak veren son çatışmalar sırasında, bu uçaklardan tam olarak kaçının fiilen harekâta hazır durumda olduğu belirsizliğini koruyor.

Zaten İran Hava Kuvvetleri, olayların başından bu yana ABD ve İsrail güçlerinin birincil hedeflerinden biri konumundaydı.

PressTV'nin aktardıklarına göre F-5'ler, tepelerinde devriye gezen E-3 Sentry Havadan Erken Uyarı ve Kontrol Sistemi (AWACS) uçaklarına yakalanmamak adına, İran'dan Kuveyt'e akılalmaz bir hızla ve olağanüstü alçak bir irtifadan (yer yer 50 fitin bile altına inerek) uçtu. Pilotlar bu tehlikeli yolculuk boyunca mutlak bir telsiz sessizliği uyguladı.

https://x.com/Raad_Pak/status/2067486082426720508

Haberde ayrıca, pilotların Camp Buehring'deki Patriot hava savunma bataryalarını ve diğer radar sistemlerini atlatmak amacıyla özel olarak hesaplanmış gizli bir rota izlediği de öne sürüldü.

Bu iddia bağımsız kaynaklarca henüz doğrulanmamış olsa da, Patriot sistemlerinin radar kapsama alanı ve angajman zarfı konusunda bazı yapısal kısıtlamaları olduğu bilinen bir gerçek.

Nitekim son dönemde, farklı yönlerden yaklaşan veya sistemin üzerinden çoktan geçmiş olan hedeflere karşı esnekliğini artırmak için Patriot'lara yeni yetenekler kazandırılmaya çalışılıyor.

Genel bir kural olarak, yer tabanlı hava savunma sistemleri, yukarıdan aşağıya tarama (look-down) yapabilen ilave bir sensör desteği olmadan ufkun ötesini veya coğrafi engellerin arkasını göremiyor.

PressTV'nin iddiaları bunlarla da sınırlı değil; haberde, bu F-5 baskınının üste büyük bir kaos ve kargaşa yaratarak, Kuveyt'e ait bir F/A-18 Hornet savaş uçağının üç adet ABD Hava Kuvvetleri F-15E Strike Eagle jetini vurmasına zemin hazırladığı da ileri sürüldü.

Amerikalı ve Kuveytli yetkililer, neyse ki herhangi bir can kaybıyla sonuçlanmayan bu kazara ateş açma vakasını o dönem doğrulamış olsalar da, olayın tam olarak nasıl geliştiğine dair bugüne dek resmi bir açıklama yapmadılar.

https://x.com/sentdefender/status/2028335527431160100

İran F-5'lerinin Kuveyt hava sahasına burunları bile kanamadan nasıl girip çıkabildiği ve bu esnada Camp Buehring'e güdümsüz bombaları nasıl böylesine isabetli bırakabildiği konusu ise hâlâ büyük bir muamma.

Jetlerin tam olarak nereden havalandığı bilinmiyor; ancak sırf İran'a gidiş-dönüş yapabilmek için bile harici tanklarda yüklü miktarda ek yakıt taşımış olmaları kuvvetle muhtemel.

Tabii bu durumun, uçakların azami hızını ve mühimmat taşıma kapasitesini de doğrudan etkilemiş olması gerekiyor.

Bu noktada küçük bir parantez açmak gerekirse; 2 Mart'ta, İran'a ait değişken ok açılı kanat yapısına sahip iki adet Su-24 Fencer savaş uçağı da Katar'daki hedefleri vurmaya kalkışmıştı. Ancak Fars Körfezi üzerinden yapılan bu uçuş, Kuveyt rotasına kıyasla çok daha kısa bir mesafeyi kapsıyordu. Nitekim o jetler de hedeflerine ulaşamadan Katar'a ait F-15'ler tarafından anında düşürüldü.

https://x.com/GuyPlopsky/status/2028499494913077635

Bilindiği üzere Amerikan ordusu; yerdeki Patriot ile diğer hava savunma sistemlerinin sensörlerine ve havada devriye gezen E-3'lere ek olarak, Orta Doğu genelindeki müttefikleri ve ortaklarıyla tam entegre bir hava ve füze savunma ağı kurmak için yıllarını harcadı. Ayrıca, İran'ın çatışmaların henüz başlarındayken bölgedeki hava ve füze savunma radarlarını son derece agresif bir şekilde hedef aldığını da unutmamak gerek. Daha önce detaylarını okurlarımızla paylaştığımız üzere, bu durum aslında başlı başına bir uyarı niteliği taşıyordu.

Hâl böyle olunca insan ister istemez, İran'ın bu operasyonu desteklemek adına perde arkasında daha neleri devreye sokmuş olabileceğini sorguluyor. Zira İran güçleri, jetlere tabiri caizse yolu açmak amacıyla sensörlere, komuta-kontrol merkezlerine ve diğer kritik tesislere ilave füzeler ve/veya insansız hava araçlarıyla saldırmış olabilir. Hatta işin içine elektronik harp, siber saldırılar ve çok daha farklı aldatma taktikleri de girmiş olabilir.

Tüm bu senaryolara değinen VanHerck, bugünkü panelde bu yaşananların aslında hiç de sürpriz olmaması gerektiğine inandığını ifade etti. Ona göre bu tablo, ABD ordusunun bugün üs savunması konusunda karşı karşıya kaldığı çok daha derin ve yapısal sorunlara işaret ediyor.

Konuşmasında, "İnsanlar 'Bu nasıl oldu? Büyük bir sürpriz yaşadık' diyor. Hayır, ortada bir sürpriz falan yok," diyen VanHerck, sözlerini şöyle sürdürdü: "Aslında olan biten şuydu: Birbirini suçlayan iki ayrı kuvvetimiz vardı ve dürüst olmak gerekirse, bu işin hangi kuvvetin görev ve sorumluluk alanına girdiğine dair kimse kesin bir karar vermemişti."

VanHerck'in bu sözleriyle spesifik olarak mart ayındaki Camp Buehring saldırısında yaşananlara dair özel bir içgörüyü mü paylaştığı, yoksa meseleyi daha genel bir çerçevede mi ele aldığı henüz net değil. Ancak bahsettiği o "iki kuvvet", ABD Hava Kuvvetleri ve ABD Kara Kuvvetleri'nden başkası değildi. Hatırlanacağı üzere, Hava Kuvvetleri'nin 1947 yılında Kara Kuvvetleri'nden ayrılmasının ardından resmi rol ve sorumluluklar yeniden belirlenmişti. 

Bu sürecin bir parçası olarak, her iki kuvvetin üslerini olası hava saldırılarına karşı koruma görevinde öncü rol Kara Kuvvetleri'ne devrilmişti. Günümüzde de Kara Kuvvetleri; hem yurt içinde hem de yurt dışında, müşterek kuvvetler çapındaki karadan havaya füze ve hava savunma operasyonlarında en geniş yetki ve sorumluluğa sahip birim konumunda.

https://x.com/CENTCOM/status/2031384743854379285

Paneldeki açıklamalarına devam eden VanHerck, tam da bu noktaya parmak basarak şunları kaydetti: 

"Bakanlığın artık çıkıp, 'Sorumluluk açıkça şu ya da bu kuvvetindir' diye net bir çizgi çekmesi gerekiyordu."

Deneyimli komutan, sözlerini askeri hiyerarşiye yönelik şu özeleştiriyle noktaladı: 

"Ben bu konuda taraf tutmuyorum. Ancak işin özü şu ki; o kararı zamanında vermedik, ortadaki riski kabullendik ve açık konuşmak gerekirse, şimdi kabullendiğimiz o riskin ağır bedelini ödüyoruz."

VanHerck ayrıca şu önemli noktaya da dikkat çekti: 

"Nihayetinde Hava Kuvvetleri Komutanı inisiyatif alarak, 'Tamam, bu görevi ben üstleniyorum' dedi." 

Deneyimli komutan, uyarı niteliğindeki açıklamalarını şöyle sürdürdü: 

"Önümüzdeki yıl yaşanmasına kesinlikle müsaade edemeyeceğimiz asıl tehlike şudur: Yukarıda Patriot'ların ve THAAD (Terminal Yüksek İrtifa Alan Savunma) sistemlerinin faaliyet gösterdiği, aşağıda ise insansız hava aracı savar sistemlerin bulunduğu; ancak bu iki katmanın verilerini birleştirmediği, komuta-kontrol (C2) ağını paylaşmadığı ve işbirliğine gitmediği bölünmüş bir yapı. Bu asla kabul edilemez; güçlerimizi birleştirdiğimizden ve böyle bir kopukluğun yaşanmasına bir daha asla izin vermediğimizden emin olmalıyız."

Kendi tesislerini havadan gelen tehditlere karşı karadan savunma konusunda daha fazla sorumluluk üstlenme sürecinin henüz çok başlarında olan Hava Kuvvetleri, şu aşamada öncelikli olarak yeni insansız hava aracı ve seyir füzesi önleme yeteneklerini tedarik edip sahaya sürmeye odaklanmış durumda. 

Benzer bir dönüşümün, özellikle balistik füze savunması söz konusu olduğunda, Deniz Piyadeleri (Marine Corps) bünyesinde de gündemde olması muhtemel. 

Nitekim Deniz Piyadeleri, hâlihazırda bir dizi yeni ve modernize edilmiş alt kademe hava savunma ile insansız hava aracı savar sistemini envanterine katmaya hazırlanıyor.

Kara Kuvvetleri ise son yıllarda, bilhassa İHA tehditlerini bertaraf etme konusunda hava ve füze savunma kapasitesindeki ciddi boşlukların varlığını kabullenmiş durumda. 

Küresel krizlere yanıt vermek adına on yıllardır süregelen yoğun operasyonel taleplerin, üst düzey Patriot ve THAAD birlikleri üzerinde yarattığı ağır baskının da tamamen farkındalar.

TWZ olarak biz de; Çin gibi güçlü bir rakiple gelecekte yaşanabilecek büyük çaplı bir çatışma senaryosunu bir kenara bıraksak bile, Kara Kuvvetleri'nin elindeki mevcut Patriot gücünün anlık operasyonel talepleri karşılayıp karşılayamayacağına dair duyulan endişeleri defalarca dile getirmiştik.

Üstelik tüm bu tablo, İran'la aylarca süren gerilimin ardından ABD'nin Patriot ve THAAD sistemlerinde kullandığı önleyici füzelerin ve diğer kritik mühimmat stoklarının endişe verici boyutlarda eridiğini ortaya koyan bir dizi raporla iyice karmaşık bir hâl aldı. 

Bu mühimmat sıkıntısı; son yıllarda patlak veren diğer çatışmalar ve krizler sırasında, hem ABD hem de müttefik kuvvetlerin karadan havaya füzeleri ve diğer silahları âdeta tüketircesine kullanmasının hemen üstüne geldi. 

Tükenen bu stokları yerine koyma çabalarının yanı sıra hava ve füze savunma kapasitelerini genişletmeye yönelik çalışmalar şu an devam etse de, bu girişimlerin somut meyvelerini vermesi için önümüzde daha yıllar var.

İran'ın bu yılın başlarında Kuveyt'e düzenlediği öne sürülen F-5 saldırılarına dönecek olursak; pek çok detayın üzerindeki esrar perdesi hâlâ kalkmış değil ve iddiaların büyük kısmı henüz doğrulanmadı. 

Ancak emekli General VanHerck'e göre bu konu kesinlikle ciddiye alınmalı.

Zira yaşananlar, ABD hava ve füze savunma ekosistemindeki çok daha derin sorunların ne kadar acil bir şekilde çözülmesi gerektiğine dair apaçık bir işaret fişeği niteliği taşıyor.


Çeviri: YDH

Yakın Doğu Haber
ydh.com.tr
Bu belge 15.08.2026 01:36 tarihinde alınmıştır.
https://ydh.com.tr/d/43579/iran-in-kevser-ucaklari-abd-ussunu-nasil-vurdu