PDF olarak indirmek için yazdırma penceresinde hedef olarak “PDF olarak kaydet” seçeneğini işaretleyin.
Filistinli araştırmacı Meysera Bahr, Filistinli grupların kabul ettiği barış planına rağmen Gazze müzakerelerindeki belirsizliğin İsrail seçimlerine kadar süreceğini söyledi.

YDH - Yazar ve siyasi araştırmacı Meysera Bahr, Şehab Haber Ajansına yaptığı özel açıklamada, Gazze müzakerelerindeki belirsizliğin İsrail'de yapılacak bir sonraki seçimlere kadar süreceğini ifade etti.
ABD'nin manevralarına devam edeceğini ve Benyamin Netanyahu'yu "Amerikan baskısıyla karşı karşıya kalan bir lider" gibi göstererek seçimlere kadar zaman kazandıracağını katdeden Bahr, Washington yönetiminin İsrail'e yönelik gerçek bir baskı kurmadığını, anlaşmaya uymamasına rağmen sürekli İsrail'in yanında yer aldığını söyledi.
Bahr, ABD yönetiminin İsrail'e baskı kurma yönünde gerçek bir niyeti bulunmadığını, yalnızca Amerikan kamuoyu nezdinde siyasi bir başarı görüntüsü elde etmeye çalıştığını vurguladı.
Filistinli grupların yoğun müzakere turlarının ardından 31 Temmuz 2026'da "Barış Kurulu" tarafından sunulan 15 maddelik planı onayladığını hatırlatan Bahr, bu planın "Trump planının" ikinci aşamasına geçişi sağladığını, savaşın tamamen durdurulmasını, İsrail'in geri çekilmesini ve Gazze Şeridi'nin yeniden inşasının başlatılmasını kapsadığını belirtti.
Grupların onayının, silahların Filistinli bir merci bünyesinde toplanıp depolanması formülüyle "silah düğümünün" aşılmasının ardından geldiğini kaydeden Bahr, bu durumun İsrail'i zor durumda bıraktığına dikkat çekti.
Bahr, İsrail Başbakanı Netanyahu'nun 27 Temmuz 2026'daki Washington ziyaretinde ABD Başkanı'na sunduğu planın tamamen Filistinli grupların anlaşmayı reddedeceği varsayımı üzerine kurulduğunu dile getirdi.
Filistinli grupların onay vermesinden sonra İsrail'in hedef gözeterek düzenlediği saldırıları günlerce şiddetlendirdiğini belirten Bahr, Barış Kurulu'nun 4 Ağustos'ta İsrail'in suikastları durdurduğuna dair bilgi sızdırdığını, ancak bu durumun yalnızca on gün sürdüğünü ve ardından Gazze'deki sivillerin yeniden hedef alındığını aktardı.
Bahr, Netanyahu'nun Amerikan planını reddettiğini daha önce açıkça duyurduğunu hatırlattı.
Süreçteki son temaslara değinen Bahr, Hamas heyetinin 16 Ağustos 2026 Pazar günü Kahire'ye dönerek ABD heyetiyle görüştüğünü ve "Biz üzerimize düşeni yaptık, şimdi İsrail'e baskı yapma sırası sizde" mesajını ilettiğini söyledi.
Ertesi gün Jared Kushner başkanlığındaki ABD heyetinin İsrail Başbakanı Netanyahu ile bir araya geldiğini aktaran Bahr, görüşmenin ardından ABD heyetinin açıkça İsrail yanlısı açıklamalar yaptığını, İsrail'in "kendini savunma hakkını" vurguladığını ve "İsrail'in meşru endişelerini dinlediklerini" belirterek İsrail'i anlaşmaya bağlayacak net bir tutum takınmadığını ifade etti.
İsrail'in iktidar koalisyonunun oy kaybettiği bir seçim rekabeti döneminden geçtiğini belirten Bahr, Gazze Şeridi'nden çekilmenin aşırı sağcı partiler için "kırmızı çizgi" olduğunu, böylesi bir adımın Netanyahu'nun popülaritesinin çökmesine ve siyasi geleceğinin sona ermesine yol açabileceğini kaydetti.
Bölgesel gerilimler ve İran konusunda somut bir kazanım elde edememesi nedeniyle ABD'nin bölgesel bir denge ve "siyasi başarı" görüntüsü peşinde olduğunu ifade eden araştırmacı, Amerikan kamuoyundaki eğilimin değiştiğine ve İsrail'e verilen koşulsuz desteğe karşı seslerin yükselmeye başladığına işaret etti.
Filistinli grupların Barış Kurulu planını kabul etmesinin Arap ve İslam ülkelerini de gerçek bir sınavla karşı karşıya bıraktığını dile getiren Bahr, İsrail'e yükümlülüklerini yerine getirme çağrısı yapan ardışık tutumların sergilendiğini belirtti.
Bahr, bu kapsamda Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Pakistan ve Endonezya olmak üzere sekiz ülkenin 16 Ağustos'ta yayımladığı ve anlaşmanın tıkanmasından İsrail'i sorumlu tuttuğu ortak bildirinin en önemli adım olduğunu kaydetti.
Arap ve İslam ülkelerinin İsrail'i sorumlu tutan açıklamalarını olumlu bulduğunu ifade eden Bahr, bu tutumların sahada somut adımlara dönüşmediği, en azından İsrail büyükelçilerinin sınır dışı edilmediği sürece herhangi bir etkisinin olmayacağını sözlerine ekledi.