PDF olarak indirmek için yazdırma penceresinde hedef olarak “PDF olarak kaydet” seçeneğini işaretleyin.
"Her iki cephenin de hükümeti kuramaması, güçlü bir olasılık olarak belirmekte ve İsrail’in 2019-2022 yılları arasındaki süreç benzeri bir seçim sarmalına gireceğine işaret etmektedir."

İsrail’de ekim ayı sonunda yapılması planlanan Knesset seçimlerine dair art arda yayımlanan kamuoyu yoklamaları, Başbakan Benyamin Netanyahu’nun cephesi ile farklı eğilimlere sahip rakiplerinin cephesi arasında belirgin bir dengeye işaret ediyor.
Anket sonuçları muhaliflerin az farkla önde olduğunu gösterse de; muhalif blok ve partilerin benimsediği farklı siyasi tutumlar ile sandalye dağılımının getirdiği zorunluluklar, 120 sandalyeli mecliste güvenoyu almak için gereken 61 kişilik çoğunluğun sağlanmasını engelliyor. Benzer bir durum Netanyahu ve ortakları için de geçerli.
Anketlerin ortaya koyduğu bu görünüm, seçimlerin aylar arayla tekrarlanabileceği ihtimaliyle birleştiğinde; Netanyahu’nun iktidarı ve karar alma mekanizmasını uzun bir süre daha elinde tutabileceğini gösteriyor. Sandık arifesindeki sayısal tıkanıklık incelenirken bu ihtimalin üzerinde özellikle durulması gerekiyor.
Bu çerçevede şu hususların altı çizilebilir:
Kamuoyu yoklamaları, seçim gününe kadar etki edecek faktör ve dinamiklerden bütünüyle farklı bir zaman diliminde yapıldığından, yalnızca öncü bir gösterge niteliği taşır; bu nedenle sonuçların temkinli bir yaklaşımla ele alınması gerekir. Anketler seçmen eğilimlerini ölçmeye yarayan bir araç olsa da, sandıktan fiilen ne çıkacağını değil, yalnızca neyin ortaya çıkabileceğini gösteren birer anlık kesittir. Seçim gününe ve sandıkların açılmasına ramak kala yaşanabilecek ani gelişmeler, önceki koşullardan bağımsız olarak dengeleri bütünüyle değiştirebilir.
Başbakanlık için belirli bir adayın desteklenme oranına ilişkin sonuçlar, rakiplerine kıyasla kimin halk nezdinde zemin kaybettiğini gösterip seçim kampanyasının seyri hakkında ipuçları verse de, uygulamada doğrudan bir karşılık taşımıyor; zira İsrail'de bu makam için doğrudan sandığa gidilmiyor. Seçmenler, Netanyahu’nun veya bir başka rakibinin başbakanlığa daha layık olduğuna ne kadar inanırsa inansın, hükümeti kurma görevi münhasıran devlet başkanının yetkisindedir. Devlet başkanı da halkın şahsi tercihlerine değil, partiler ve ittifaklar arasındaki sandalye dağılımına bakarak Knesset'ten güvenoyu alabilecek en yetkin gördüğü ismi hükümeti kurmakla görevlendirir.
Likud, Dini Siyonizm, Haredi partileri ve diğer sağ gruplardan oluşan mevcut Netanyahu cephesinin anketlerde çoğunluğu yakalaması beklenmese de, bu yapı meclis çoğunluğuna daha yakın duran muhalif bloktan çok daha bütünleşik bir görüntü veriyor. Zira çoğunluğa yakın olan muhalefet cephesine parçalanmışlık hakim. Bloku oluşturan aktörler birbirlerine kırmızı çizgiler çekip uzlaşmayı zorlaştıran şartlar öne sürüyor; bu da başbakanlık için tek bir isim üzerinde anlaşma ihtimalini daraltıyor. Gadi Eisenkot'un partisi öngörülen sandalye sayısı bakımından muhalif cephenin önünde yer alsa da; görev verilmesi durumunda hükümeti kurmaya talip olan birçok figür bulunuyor. Bunlar arasında Eisenkot’un yanı sıra Naftali Bennett, Avigdor Liberman ve Yair Lapid gibi isimler öne çıkıyor.
Muhalefet kanadındaki bu iç bölünme, Netanyahu’yu koltuğunu kaybetmekten kurtarabilecek en belirleyici unsurdur. Özellikle kendi cephesinin sandalyeleri tek potada eritmeyi kolaylaştıran görece kenetlenmiş yapısı, aradaki anket farkına rağmen Likud liderinin iktidarını koruma ihtimalini kuvvetlendiriyor.
Her iki cephenin de hükümeti kuramaması, güçlü bir olasılık olarak belirmekte ve İsrail’in 2019-2022 yılları arasındaki süreç benzeri bir seçim sarmalına gireceğine işaret etmektedir. Söz konusu dönemde, Netanyahu cephesinin nihai zaferiyle ve İsrail tarihinin en istikrarlı hükümetlerinden birinin kurulmasıyla neticelenene dek art arda beş seçim yapılmış; bu sürece ciddi dalgalanmalar, krizler ve Netanyahu'nun siyaset sahnesinden tamamen silinme tehdidi eşlik etmişti.
Böylesi bir senaryo, seçimlerin bir veya birkaç kez yenilenmesi boyunca Netanyahu ve koalisyonunun İsrail’in güvenlik ve siyaset kararlarını neredeyse tam yetkiyle elinde tutması anlamına gelir. Bu durum aynı zamanda, siyasi programlardan ziyade aşırılık yanlıları arasında tercih yapan İsrail kamuoyunun desteğini kazanma arzusuyla, karar mekanizmalarındaki radikal tutumun sürmesine ve muhtemelen daha da sertleşmesine yol açacaktır.
Çeviri: YDH