PDF olarak indirmek için yazdırma penceresinde hedef olarak “PDF olarak kaydet” seçeneğini işaretleyin.
❝Görünen o ki bu ziyaretin en temel amaçlarından biri de silah krizinin bir iç savaşa, yani bir Irak-Irak çatışmasına dönüşmesinin önüne geçmek.❞

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf'ın Bağdat'a gerçekleştirdiği ziyaret, gerek zamanlaması gerekse içeriği itibarıyla alışılagelmişin oldukça dışındaydı.
Üst düzey bir heyete başkanlık eden Galibaf, Ali Zeydi hükümetinin –ki bu kararın arkasında bariz bir Amerikan baskısı olduğu biliniyor– direniş güçlerini silahsızlandırmak için tanıdığı mühletin dolmasına haftalar kala Irak'a ayak bastı.
Üstelik bu kritik temas; silah krizinin, İran-ABD gerilimiyle ve Hürmüz Boğazı'ndaki deniz trafiğinde yaşanan aksaklıklarla iç içe geçtiği hassas bir bölgesel dönemeçte gerçekleşti.
Galibaf, Irak direnişinin İran'ın stratejik hesaplarındaki önemine dair net bir siyasi mesaj vererek, temaslarına Kasım Süleymani ve Ebu Mehdi el-Mühendis'in Bağdat Havalimanı yakınlarında suikasta uğradığı yeri ziyaret ederek başladı.
Ardından Başbakan el-Zeydi, Cumhurbaşkanı Nizar Amidi, Meclis Başkanı Heybet el-Halbusi ve son olarak "Koordinasyon Çerçevesi" liderleriyle siyasi görüşmeler masasına oturdu.
Doğrudan suikast mahallinden seslenen İranlı yetkili, "Irak'taki direnişin artık bölgesel ve küresel bir güç unsuruna dönüştüğünün" altını çizdi ve "yabancı müdahalelerden arındırılmış yeni bir bölgesel düzenin inşa edilmesi" çağrısını yaptı.
Sözlerine, "Bölgedeki İslam ülkeleri; sürdürülebilir ekonomik işbirlikleriyle desteklenen, köklü güvenlik ilişkileri ve etkileşim ağları kurmak için çaba sarf etmelidir," diyerek devam etti.
Ayrıca İran'ın, bahsi geçen bu bölgesel modeli hayata geçirme konusunda "tamamen hazır" olduğunu da vurguladı. "Amerika'nın asıl derdinin, bölgeden itibarını kurtararak çekilmek olduğunu" dile getiren Galibaf, "nehirden denize uzanması planlanan Siyonist projenin" ise bir hayalden öteye geçemeyeceğini belirtti.
Diğer yandan Irak Cumhurbaşkanlığı cephesinden yapılan basın açıklamasında; Amidi'nin, "çatışmaların çözümünde aklıselime ve barışçıl yollara öncelik verilmesinin, devletlerin güvenliğini ve egemenliğini korurken gerginliğin tırmanmasını da engelleyeceğine" vurgu yaptığı aktarıldı.
Bu esnada Halbusi ise Galibaf'tan, "Hürmüz Boğazı üzerinden yapılacak petrol ihracatında Irak'a, ülkenin ekonomik çıkarlarını güvence altına alacak özel bir statü tanınmasını" talep etti.
El-Ahbar gazetesine konuşan ve "Koordinasyon Çerçevesi" içinde yer alan siyasi bir kaynağa göre, Galibaf'ın temaslarındaki en kritik gündem maddesi silahlardı.
Kaynak, Başbakan el-Zeydi'nin de bilgisi dahilinde Şii grupların ve siyasi güçlerin liderleriyle yapılan bu görüşmelerin asıl amacının; bazı grupların Başbakan'ın söylemlerine ve Washington elçisi Tom Barrack ile ilişkilendirilen bir "Amerikan projesini" uygulama adımlarına yönelik itirazlarını ele almak olduğunu belirtti.
Aynı kaynak, "daha önce silah bırakmaya sıcak baktığını belirten bazı grupların, bu projenin ilk halinden vazgeçip farklı bir tutum benimseyeceğini" iddia ediyor; özellikle de Asaib Ehlilhak örgütünün kendi pozisyonunu yeniden değerlendirme ihtimaline dikkat çekiyor. Bu noktada, Asaib örgütünün daha evvel Haşdi Şabi çatısından ayrıldığını duyurduğunu da hatırlatmakta fayda var.
Siyasi analist Muhammed el-Abdullah, Galibaf'ın bu ziyaretinin zamanlamasına dikkat çekiyor: Ziyaret, tam da hükümetin "uluslararası koalisyon güçlerinin o tarihte Irak'tan çekileceği" gerekçesiyle silahsızlanma için belirlediği eylül sonu mühletinin hemen arifesinde gerçekleşti.
Abdullah sözlerini şöyle sürdürüyor:
"El-Zeydi bu konudaki kati tutumunu Tahran'a iletti iletmesine, ancak İran'daki karar alıcı mercilerde iki farklı yaklaşım hâkim gibi görünüyor. Bunlardan ilki, gayriresmî olarak grupların silahsızlandırılmasına tamamen karşı çıkıyor. Diğeri ise, İran'ın Irak'taki nüfuzu, güvenliği ve uzun vadeli çıkarlarına dair kapsamlı garantiler verilmesi şartıyla el-Zeydi'nin bu adımlarına onay veriyor."
Öte yandan "Koordinasyon Çerçevesi" liderlerinden Ali Musevi'nin el-Ahbar’a yaptığı açıklamalar farklı bir tablo çiziyor. Silah meselesinin kendi içinde bir uzlaşı ve zaman gerektiren bir 'Irak iç meselesi' olduğunu belirten Musevi, İran'ın, Irak'ın silah kontrolü kararlarına doğrudan müdahale edeceği ihtimalini ise saf dışı bırakıyor.
Görünen o ki bu ziyaretin en temel amaçlarından biri de silah krizinin bir iç savaşa, yani bir Irak-Irak çatışmasına dönüşmesinin önüne geçmek. Zira hükümetin, silahlı gruplarla ortak bir zeminde buluşmadan bu kararı dayatmaktaki ısrarı, ciddi bir güvenlik krizinin fitilini ateşleyebilir.
Tam da bu yüzden, böylesine hassas görüşmeleri yürütmek üzere bir güvenlik bürokratı yerine doğrudan Galibaf'ın seçilmiş olması oldukça manidar. Meclis Başkanlığı makamı; ona, resmî İran kanallarından verilen mesajlarla uyumlu bir biçimde, Iraklı liderlerle müzakere masasına oturabilmesi için gereken siyasi zemini sunuyor.
Ne var ki masadaki tek pürüz silahlar değil. Bunun yanı sıra, boğazın olası bir kapanma durumunda ülkenin ihracatına vuracağı darbe ve artan denizcilik riskleri hesaba katıldığında, Irak'ın ekonomik güvenliğiyle etle tırnak gibi birbirine bağlanan Hürmüz Boğazı meselesi de gündemde.
Gelen raporlara göre, petrol ticareti şirketleri artık Basra ham petrolünü boğaz sınırları dışında yükleyebilmek için fazladan prim teklifleri sunmaya başladı bile. Hâl böyleyken, Halbusi'nin bu alanda Irak'a "ayrıcalıklı bir statü" tanınmasını talep etmesi hayati bir önem taşıyor; çünkü güneydeki ihracat hattında yaşanacak en ufak bir aksama; kamu gelirleri, ulusal para birimi ve hükümet harcamaları üzerinde doğrudan boğucu bir baskı yaratacaktır. Üstelik İran ile olan ticaret hacminde veya enerji koridorlarında yaşanacak uzun süreli bir kesinti, Irak'ın halihazırda kırılgan olan elektrik şebekesini iyice zorlayacaktır.
Bağdat yönetimi, şu sıralar bir yandan Tahran ile istikrarlı anlaşmalara şiddetle ihtiyaç duyarken; diğer yandan da Suriye üzerinden yeni ihracat rotaları açmak da dahil olmak üzere, Hürmüz'den yapılan petrol ihracatına stratejik alternatifler bulmanın yollarını arıyor. Ancak devasa maliyetleri ve hayata geçirilmeleri için gereken uzun mesai göz önüne alındığında, bu projeler şimdilik sadece kâğıt üzerinde birer teori olmaktan öteye geçemiyor.
Tüm bu karmaşık tablonun ışığında ise akıllara şu kritik soru geliyor: Galibaf, silahsızlanmayı yabancı güçlerin bölgeden çekilmesine, güvenliği ise petrole endeksleyen bir orta yol bularak Zeydi ile el sıkışabilecek mi?