PDF olarak indirmek için yazdırma penceresinde hedef olarak “PDF olarak kaydet” seçeneğini işaretleyin.
El-Ahbar yazarı Emir Ali, Ebu Zuhur saldırısının Türkiye-İsrail geriliminden öte, İsrail’in Suriye’deki askeri hareket özgürlüğünü ve güç tekelini koruma stratejisinin parçası olduğunu savunuyor.

YDH ― El-Ahbar gazetesi yazarlarından Emir Ali, kaleme aldığı son makalesinde, İsrail'in Suriye'deki Ebu Zuhur askeri havalimanına düzenlediği saldırının görünmeyen yüzünü ve bölgesel güç dengelerine etkilerini kapsamlı bir şekilde masaya yatırdı.
Yazar, bu operasyonun yalnızca Tel Aviv'in iddia ettiği "Türk tehdidini" engelleme çabası olmadığını, aynı zamanda Türkiye'nin bölgedeki genişleme hedeflerine ve İsrail'in Suriye'yi yeniden şekillendirme stratejisine dair önemli ipuçları barındırdığını savunuyor.
Makalesinde saldırı öncesi ve sonrasındaki diplomatik ve askeri verilere dikkat çeken Emir Ali, geçiş dönemi yetkilileri ile Tel Aviv arasında en üst düzeyde kesintisiz bir iletişim bulunduğunu ve Suriye dosyasında Amerika Birleşik Devletleri'nin etkin bir liderlik rolü üstlendiğini belirtiyor.
Yazar, Taftanaz'dan sonra kuzey Suriye'nin en büyük ikinci askeri üssü olan Ebu Zuhur'un pistlerinin ve altyapısının hedef alınmasıyla İsrail'in Suriye sahnesindeki hakimiyetini daha da pekiştirdiğinin altını çiziyor.
Ali'ye göre Tel Aviv yönetimi, eski rejimin yıkılmasının ardından ülkenin elinde kalan son askeri kapasiteyi de yok ederek karada ve havada eşsiz bir hareket özgürlüğü elde etti ve bu mutlak hakimiyeti başka hiçbir güçle paylaşmak niyetinde değil.
Suriye geçici hükümetinin Dışişleri Bakanı Esad Şeybani'nin tutumunu da analiz eden yazar, Şam'ın sergilediği resmi tepkinin oldukça zayıf kaldığına dikkat çekiyor.
İsrail'in güney sınırlarını ihlal ettiği, Süveyda'nın ayrılıkçı hareketlerini desteklediği ve Suriye hava sahasını kendi askeri üstünlüğünü bir güç gösterisi olarak kullandığı bir tabloda Ali, Şam yönetiminin sahada hiçbir somut adım atamadığını ifade ediyor. Yazar, bu eylemsizliği ve imkansızlık halini, Şam'ın başta ABD olmak üzere müttefiklerine yönelik çaresiz bir "yalvarışı" olarak nitelendiriyor.
Amerikan Axios haber sitesine yansıyan açıklamalara atıfta bulunan Emir Ali, Bakan Şeybani'nin saldırı öncesinde İsrail'e bölgede kalıcı bir Türk kuvveti konuşlandırma veya üs kurma planları olmadığına dair teminat verdiğini hatırlatıyor. Yazar, Şam'ın havalimanındaki faaliyetlerin niteliğini Tel Aviv'e önceden açıklamasına ve tesisin Suriye egemenliğinde kalacağını teyit etmesine rağmen İsrail'in hiçbir meşru gerekçesi olmadan bu saldırıyı gerçekleştirdiğini vurguluyor.
Reuters'ın 14 Ağustos'ta Şeybani ile İsrail Mossad Başkanı Roman Gofman arasında gerçekleştiğini bildirdiği telefon görüşmesine de değinen yazar, Suriyeli bakanın Türk askeri varlığını meşrulaştırmak için bu durumu Suudi Arabistan, Ürdün, Katar ve Rusya ile yapılanlara benzer bir "eğitim, uzmanlık alışverişi ve askeri işbirliği" çerçevesinde sunduğunu okuyucuya aktarıyor.
Metninde Türk ve dünya basınına yansıyan iddialara da yer veren yazar, "Türkiye" gazetesinin güvenlik kaynaklarına dayandırdığı haberini referans göstererek, Ankara'nın saldırıdan sadece 13 saat sonra, 18 Ağustos'ta Ebu Zuhur'a 200'den fazla asker konuşlandırma hazırlığında olduğunu belirtiyor.
Ali, havalimanının Şam ve Ankara arasındaki bir anlaşma neticesinde insansız hava araçları ile kara ve hava teçhizatları için özel olarak donatıldığını; eski rejimin düşmesinin ardından geçiş hükümeti binaları onarırken, Türkiye'nin de pistleri yenileyerek kapsamlı bir restorasyon yürüttüğünü ifade ediyor.
Öte yandan Middle East Eye sitesine dayandırılan bilgilere göre yazar, Tel Aviv'in saldırı öncesinde askeri çatışmaları önlemek amacıyla geçen yıl kurulan acil durum hattını kullanmadığını savunuyor.
İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu'nun, İsrail için tehdit oluşturan bir Türk askeri varlığına kesinlikle müsamaha gösterilmeyeceği yönündeki sert çıkışı da, yazar tarafından Tel Aviv'in net kırmızı çizgisi olarak değerlendiriliyor.
Makalesinde Amerikan yönetiminin tavrını da mercek altına alan Emir Ali, ABD Başkanı Donald Trump'ın İsrail'in Kanal 12 televizyonuna yaptığı açıklamada detaylara hakim olduğunu belirtmesine rağmen olay hakkında konuşmaktan bilerek kaçındığını hatırlatıyor.
Yazar, Trump'ın Suriye ve Irak Özel Temsilcisi Thomas Barrack'ın saldırıyı "gereksiz bir tırmanma" olarak nitelendirmesinin hemen ardından gelen bu başkanlık sessizliğinin, Washington'un İsrail saldırganlığına zımnen onay verdiği anlamına geldiğini savunuyor.
Yazar Emir Ali makalesinin sonuç bölümünde, Ebu Zuhur krizinin aslında Ankara'nın orada bir üs kurmaya hazırlanıp hazırlanmamasından çok daha büyük bir jeopolitik denklemin parçası olduğuna inanıyor.
İsrail'in, kendi hareket özgürlüğünü kısıtlayacak potansiyel her türlü askeri varlığa karşı "güç kullanma tekelini" elinde tutmak istediğini vurgulayan yazar, bu mesajın yalnızca Türkiye'nin Kuzey Suriye'deki askeri veya Şam'daki siyasi nüfuzuyla sınırlı olmadığını, Şam'ın gelecekte kurabileceği ittifakların ve inşa edebileceği kapasitenin sınırlarını da belirlediğine işaret ediyor.
Ali, İsrail'in bölgedeki nihai hedefini makalesinde şu çarpıcı ifadelerle özetliyor:
"İsrail'in sürdürmeye kararlı göründüğü Suriye, sınırlı askeri güce, açık hava sahasına ve kısıtlı güvenlik seçeneklerine sahip bir devlettir."