İran'ın güvenlik doktrinindeki yapısal dönüşüm Yazıya git

PDF olarak indirmek için yazdırma penceresinde hedef olarak “PDF olarak kaydet” seçeneğini işaretleyin.

Yakın Doğu Haber
İRAN DOSYASI
22 Ağustos 2026 · 09:34

İran'ın güvenlik doktrinindeki yapısal dönüşüm

"Şayet bu strateji sert güç, iktisadi imkanlar, jeopolitik konum ve diplomasi arasında organik bir bağ kurabilirse, Batı Asya'daki güç dengelerini yeniden tanımlayan ve İran'ın müzakere gücünü pekiştiren bir araca dönüşebilir."

YDH - İran, askeri kapasite asimetrisine karşı uzun yıllardır uyguladığı "önleyici savunma" ve "stratejik sabır" doktrinini terk ederek inisiyatif almaya ve hasma ağır bedeller ödetmeye odaklanan "etkin ve taarruzi caydırıcılık" anlayışına geçiyor. El-Ahbar gazetesi yazarı Muhammed Rıza Sadıki'nin değerlendirmesine göre bu yapısal dönüşüm; Hürmüz Boğazı'nın jeoekonomik koz olarak kullanılmasını, nükleer alanda stratejik belirsizliğin artırılmasını ve tehdit üreten bölgesel üslerin doğrudan hedef alınmasını kapsıyor. Söz konusu hamlelerin temel amacı topyekûn bir savaş başlatmak değil; sert gücü diplomasiyle harmanlayıp karşı tarafın baskı kurma maliyetini yükselterek Tahran'ın müzakere masasındaki konumunu güçlendiriyor.

İran İslam Cumhuriyeti'nin güvenlik ve savunma doktrini, on yıllar boyunca temellerini "önleyici savunma" (sınır aşan) ve "stratejik sabır" kavramlarına dayandırdı.

Yapısal realizmin mantığı çerçevesinde şekillenen bu yaklaşım, İran ile Amerika Birleşik Devletleri ve bölgesel müttefikleri arasındaki askeri kapasite asimetrisine verilmiş bir yanıttı.

Tahran, dolaylı caydırıcılığa yaslanarak çatışmanın merkezini İran coğrafyasından uzak tutmayı, doğrudan bir savaşın patlak vermesini engellemeyi ve hasmane eylemlere hesaplı yanıtlar vermeyi amaçlıyordu.

Stratejik sabır; azami baskı ve kapsamlı yaptırımlar altında İran'a füze, insansız hava aracı ve savunma alanlarındaki yerli kabiliyetlerini geliştirmeyi sürdürme ve direnme gücünü pekiştirme imkânı sundu.

Ne var ki son yıllardaki güvenlik ve askeri gelişmeler, bilhassa Haziran 2025 sonrasındaki çatışmalar, Tahran'ın hesaplarını değiştirdi.

Yalnızca askeri kapasiteye sahip olmanın yeterli bir caydırıcılık yaratmaya yetmediği, hasmın İran'ın askeri güç kullanımının kendisine ağır ve öngörülemez maliyetler yükleyeceğine ikna olması gerektiği yönünde yeni bir anlayış belirdi.

Bu zaviyeden bakıldığında, karşı tarafça zafiyet yahut acziyet işareti şeklinde yorumlanan "stratejik sabır", savaş ihtimalini düşürmek yerine hasmın yanlış hesap yapmasına zemin hazırlayabilir.

Dolayısıyla yeni yaklaşım, pasif itidalden "etkin ve taarruzi caydırıcılığa" geçiş olarak değerlendirilebilir; bu da maliyet yüklemeye, inisiyatifi elde tutmaya ve tehdidi doğrudan bir tehlikeye dönüşmeden bertaraf etmeye odaklanan bir modeldir. Bu çerçevede hedef ille de savaş başlatmak değil; İran'a yönelik askeri harekatın maliyetini yükseltmek ve karşı tarafı hesaplarını gözden geçirmeye zorlamaktır.

Bu stratejik dönüşümün en önemli unsurlarından biri, İran'ın güvenliğinin bölgedeki jeoekonomik denklemlere, özellikle de Hürmüz Boğazı'na bağlanmasıdır. Tahran geçen yıllar zarfında sürdürülebilir ekonomik güvenliğin yalnızca yaptırım muafiyetlerine yahut kırılgan anlaşmalara dayanamayacağı sonucuna vardı.

Bu sebeple Hürmüz Boğazı, giderek daha belirgin biçimde doğrudan bir caydırıcılık aracına ve karşılıklı baskı kurma vasıtasına dönüştü.

Bu anlayışa göre Körfez'deki enerji ve transit geçiş güvenliği salt ekonomik bir mesele olmayıp İran'ın milli güvenlik denkleminin bir parçasıdır; dolayısıyla ekonomik abluka uygulama girişimlerinin tümü, karşı tarafa da somut maliyetler yüklemelidir.

Stratejik ve nükleer sahada ise "stratejik belirsizliği" artırmaya dönük adımların işaretleri görülüyor.

Zenginleştirilmiş materyalin durumuna, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ile iş birliğinin geleceğine ve Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması'nın (NPT) 10. maddesine dayanma ihtimaline ilişkin tartışmalar bu çerçevede çözümlenebilir.

Caydırıcılık mantığı açısından, hayati çıkarlarının tehdit edilmesi halinde İran'ın geçmişte kısıtlanan seçenekleri yeniden tanımlayabileceği algısını yaratmak dahi karşı tarafın maliyet-kâr hesaplarının bir kısmını değiştirebilir.

Askeri alanda ise İran'ın Ürdün'de kullanılan üsler dahil olmak üzere bölgedeki Amerikan mevzilerine ve üslerine yönelik ağır saldırıları, misilleme mantığında bir değişimin gerçekleştiğine işaret ediyor.

Bu yaklaşım doğrultusunda bölgesel Amerikan üsleri artık yalnızca birer baskı aracı olmaktan çıkıp, İran'a karşı operasyonların planlanması, desteklenmesi veya icra edilmesinde kullanıldıkları takdirde doğrudan misilleme hedeflerine dönüşebilir.

Bu açıdan bakıldığında, Ürdün'deki üsse düzenlenen saldırı daha geniş bir mesajın parçasıdır: İran'a yönelik tehditlerin kaynaklandığı herhangi bir nokta, bu tehditler operasyonel bir eyleme dönüşmeden önce hedef alınabilir.

Bununla birlikte "taarruzi çizgiye kayış", diplomasiden vazgeçildiği anlamına gelmez. Bilakis, yeni doktrinin temel niteliklerinden biri, sert güç ile diplomasi arasında bağ kurma çabasıdır.

Bu modelde, darbe vurma kabiliyetini pekiştirmek ve sahada somut bedeller ödetmek, daha sürdürülebilir bir uzlaşıya varmanın vasıtası sayılır.

Mantık gayet açıktır: Karşı taraf; savaşın, yaptırımların yahut azami baskı siyasetinin sürmesinin kendisine müzakere etmekten ve İran'ın hayati hak ve çıkarlarını kabul etmekten daha pahalıya mal olacağı sonucuna varırsa, anlaşmaya varma güdüsü artacaktır.

İran'ın milli çıkarları açısından bu dönüşüm; İran'a karşı askeri eylemlerin bedelini artırmak, bölge ülkelerinin hesaplarında Amerikan güvenlik şemsiyesine olan bağımlılığı azaltmak, komşu ülkelerle doğrudan diplomasiyi güçlendirmek ve İran'ın jeoekonomik imkanlarını caydırıcılık denkleminin bir parçası kılmak gibi birtakım stratejik kazanımlar sağlayabilir.

Aynı zamanda İran güvenliğinin bölgesel enerji ve ticaret güvenliğiyle irtibatlandırılması, Tahran üzerindeki ekonomik baskıların sürdürülmesinin diğer taraflar için de maliyetini yükseltebilir.

Son dönemdeki bazı değerlendirmeler de bu stratejik dönüşümle örtüşüyor. Foreign Policy dergisi, 13 Ağustos'ta yayımlanan "Mücteba Hamenei Uzun Bir Savaş Planlıyor" başlıklı makalesinde, caydırıcılığın salt savunma ve saldırıyı püskürtmeyle sağlanamayacağını; misilleme kabiliyetini artırmayı, maliyet yüklemeyi ve askeri inisiyatifi elde tutmayı da içerdiğini vurguladı.

Bu değerlendirme, İran doktrininin "stratejik sabır"dan "etkin caydırıcılık" çizgisine evrilme mantığıyla uyuşuyor. Nitekim Reuters ajansı da "Diplomasinin Çökmesi Halinde İran Taarruz Konumuna Geçmekle Tehdit Ediyor" başlıklı haberinde, diplomatik yolun tıkanması ve ABD baskısının sürmesi durumunda Tahran'ın savunma vaziyetinden bütünüyle taarruzi bir konuma geçmeye hazır olduğunu bildirdi.

Bu değerlendirmenin önemi, yeni taarruzi yaklaşımın salt askeri operasyonların artırılmasına indirgenemeyeceğini, aksine hasmın hesaplarını değiştirmeyi, baskı kurmanın maliyetini yükseltmeyi ve müzakere için daha elverişli koşullar hazırlamayı amaçlayan daha kapsamlı bir stratejinin parçasını teşkil ettiğini göstermesinden kaynaklanıyor.

Neticede İran'ın "önleyici savunma"dan "etkin ve taarruzi caydırıcılığa" geçişi, güç dengesindeki stratejik asimetriyi düzeltme çabası bağlamında okunmalıdır.

Bu dönüşümün asli gayesi savaşa girişmek değil; hasmın ağır bir bedel ödemeksizin İran'a karşı askeri harekata girişemeyeceği veya azami baskı siyasetini sürdüremeyeceği bir zemin inşa etmektir.

Şayet bu strateji sert güç, iktisadi imkanlar, jeopolitik konum ve diplomasi arasında organik bir bağ kurabilirse, Batı Asya'daki güç dengelerini yeniden tanımlayan ve İran'ın müzakere gücünü pekiştiren bir araca dönüşebilir.

Çeviri: YDH

Yakın Doğu Haber
ydh.com.tr
Bu belge 22.08.2026 10:55 tarihinde alınmıştır.
https://ydh.com.tr/d/43774/iran-in-guvenlik-doktrinindeki-yapisal-donusum