Amerika'nın İran karşısındaki başarısızlığından çıkarması gereken dersler Yazıya git

PDF olarak indirmek için yazdırma penceresinde hedef olarak “PDF olarak kaydet” seçeneğini işaretleyin.

Yakın Doğu Haber
İRAN
22 Ağustos 2026 · 23:42

Amerika'nın İran karşısındaki başarısızlığından çıkarması gereken dersler

❝Bu savaş doğrudan Beyaz Saray'ın koridorlarında kaybedildi.❞

YDH ― Bir devletin sahip olduğu askeri güç ile o gücü hangi siyasi amaç için kullandığı iki farklı meseledir. Dünyanın en güçlü ordusuna sahip olmak, gerçekçi olmayan bir stratejiyi başarılı hale getirmez. Bret Devereaux’nun Foreign Policy’de yayımlanan analizine göre, ABD’nin İran karşısındaki başarısızlığının temelinde mühimmat, lojistik veya teknoloji yetersizliği değil; Trump yönetiminin hava gücüyle ulaşılması mümkün olmayan siyasi hedefler belirlemesi ve bu gerçekçi olmayan stratejilere itiraz edebilecek kurumsal mekanizmaları zayıflatması yatıyor.

İran ile Hürmüz Boğazı'nda yaşanan çatışmaların bitmesine daha çok var; ancak analistler, bu tablodan çıkarılması gereken dersleri şimdiden sıralamak için adeta birbirleriyle yarışıyor.

Son günlerde mantar gibi çoğalan bir dizi güvenlik politikası makalesi, ABD'nin İran operasyonundaki lojistik ve taktiksel zaaflara dikkat çekiyor.

Neler mi bunlar? Petrol ve gübre sevkiyatındaki aksaklıklara hazırlıksız yakalanmak, hassas mühimmat ve hava savunma füzelerindeki stok yetersizliği, tek yönlü ucuz kamikaze dronlara karşı etkili bir kalkan kuramamak, sayıca yetersiz mayın tarama gemileri ve nicesi...

haber-43791-instagram-serit

Elbette tüm bunlar, ABD'nin gelecekteki çatışmalara daha iyi hazırlanmasını sağlayacak son derece kıymetli dersler; ne var ki, Amerika'nın Hürmüz Boğazı'ndaki hezimetinin asıl sebebi kesinlikle bu eksiklikler değil.

Diyelim ki bu sorunların bir kısmı veya tamamı çatışmalar başlamadan çok önce çözülmüştü. Bu durum sonucu değiştirir miydi?

Trump yönetiminin o baştaki şaşalı savaş hedeflerini (rejim değişikliği yapmak, İran'ın uzun menzilli saldırı kapasitesini yerle bir etmek ya da Tahran'ın nükleer silahlara ve bölgesel taşeron güçlere dayalı politikasında köklü bir geri adım attırmak) tutturamadığı gerçeğini nasıl değiştirebilirdi ki? Bunu tahayyül etmek gerçekten çok güç.

Cephaneliklerin daha dolu olması veya petrol krizine karşı önceden önlem alınması, şüphesiz bombardımanın süresini uzatabilir ya da ekonomik ablukanın dozunu artırabilirdi.

Gelgelelim, geride bıraktığımız altı ayın çözemediği düğümü, yedi aya uzayacak bir bombardımanın veya ablukanın çözeceğini varsaymak için elimizde hiçbir geçerli sebep yok.

Karşımızda duran bu askeri fiyaskonun en olası faturası artık çok net bir stratejik çöküş tablosudur: Nükleer hırslarının peşinden koşması için çok daha geniş bir hareket alanı bulan, Hürmüz Boğazı'ndaki kontrolünü perçinleyen ve haliyle Körfez ülkeleri üzerindeki nüfuzunu katbekat artıran bir İran.

Hakkını teslim edelim; böylesine yanlış kurgulanmış bir savaşta bile ABD ordusu son derece yetkin bir güç olduğunu kanıtlamaya devam ediyor.

haber-43579-instagram-koyu

Amerikan kıyılarından 7.000 mil öteye askeri güç kaydırmak, günümüzde başka hiçbir ordunun yanına bile yaklaşamayacağı teknik bir şov sergilemek ve dünyanın Amerikan savaşlarında görmeye alıştığı o bilindik rahatlıkla İran semalarının kontrolünü ele geçirmek azımsanacak işler değil.

Öte yandan, ortaya çıkan hasar tablosu son derece asimetrikti.

Kesin rakamlar sırrını korusa da İran'ın kayıplarının binlerle ifade edildiği neredeyse kesin; buna karşılık ABD cephesinde en az 18 can kaybı ve 600'ü aşkın yaralı var. Kısacası ABD ordusu, tüm o planlama ve lojistik hatalarına rağmen ne kadar ölümcül ve tehlikeli bir güç olduğunu bir kez daha gösterdi.

Ne var ki mesele stratejik bir basiretsizlikse, yani ordudan "imkânsızı başarması" isteniyorsa, hiçbir teknik mükemmellik bu açığı kapatmaya yetmez.

ABD Başkanı Donald Trump ordusundan tam üç ayrı imkânsız görev talep etti; üstelik beklenen hüsran kapıyı çaldığında da şaşkınlık ve öfke krizlerine girmekten geri durmadı.

Neydi bu imkânsız görevler? İlki, yönetimin açıkça telaffuz ettiği "tek bir askerin bile ayağı yere değmeden, sadece havadan rejim değişikliği sağlama" hedefiydi.

Sırf hava gücüyle stratejik bir zafer kazanmak, aslında dünya çapındaki tüm bağımsız hava kuvvetlerinin ezelden beri gıptayla baktığı bir hayaldir.

Bu rüya, İtalyan teorisyen Giulio Douhet'nin 1921'de geleceğin savaşlarının sadece bombardıman uçaklarıyla kazanılacağını öngörmesine kadar uzanır. Douhet işi o boyuta vardırmıştı ki, 1928'de orta ölçekli bir ülkenin tepesine bırakılacak 300 tonluk bir bombanın savaşı bir ayda bitirmeye yeteceğini dahi iddia etmişti.

haber-43115-kare-yan

Savaşların yalnızca gökyüzünden kazanılabileceği tezi, modern endüstriyel savaş tarihinin en çok sınanan, en çok çürütülen iddialarından biridir.

Nitekim İkinci Dünya Savaşı'ndaki Blitz saldırılarında Londra'nın üzerine yağan 40 bin ton Alman bombası, İngilizlerin direnme azmini perçinlemekten başka hiçbir işe yaramamıştı.

Aynı savaşta Müttefiklerin Almanya'ya boca ettiği 2,5 milyon ton bomba da ağır yıkımlar yaratıp Adolf Hitler rejimini köşeye sıkıştırsa da beklenen çöküşü getiremedi; aksine, Alman halkının savaşa olan bağlılığını daha da biledi.

Benzer bir tablo Vietnam'da da yaşandı. ABD'nin o dönem attığı akılalmaz boyuttaki 8 milyon ton bomba neredeyse hiçbir stratejik fayda sağlamadı.

Üstelik bu durum Amerikan kamuoyunu kendi ordusuna yabancılaştırırken, Vietnamlı sivilleri komünist hedeflerin etrafında kenetleyerek tam tersi bir etki yarattı.

Şurası çok açık: İşin içine nükleer silahlar girmediği sürece, konvansiyonel bombardımanın dozu ne olursa olsun bir rejimi sadece havadan vurarak yıkmak kelimenin tam anlamıyla imkânsızdır.

Tarihte bu hedefe en çok yaklaşılan örnek, Slobodan Miloseviç yönetimindeki Sırbistan'a düzenlenen NATO harekâtıydı. Fakat dikkat edin; orada bile bombardıman Haziran 1999'da bitmiş, Miloseviç rejimi ise ancak Ekim 2000'de patlak veren kitlesel halk ayaklanmalarıyla devrilebilmişti.

haber-42998-kare-kapali

Hal böyleyken, İran rejiminin sadece uçaklarla çökertilme ihtimali zaten sıfıra yakındı. Trump yönetiminin ABD ordusunun sırtına yüklediği ikinci imkânsız görev ise şuydu: İran'ın balistik füze ve dron kapasitesini yine "sadece havadan" vurarak felç etmek.

Oysa kara birliklerini sahaya sürmeden, mobil fırlatma sistemlerini havadan avlayarak devre dışı bırakma sevdası geçmişte defalarca test edilmiş ve her defasında hüsranla sonuçlanmıştı.

İkinci Dünya Savaşı'na dönelim. Amerikan ve İngiliz hava kuvvetleri, "Crossbow Harekâtı" adı verilen devasa bir bombardıman kampanyasıyla V-1 uçan bombalarının ve V-2 roketlerinin üretimini ve fırlatılmasını engellemek için adeta çırpınmış, ancak roketlerin ateşlenmesine mani olamamıştı.

Çünkü üretim bantlarını ve fırlatma rampalarını betonlarla güçlendirmek ya da doğanın içine gizlemek son derece kolaydı.

Akıllı ve hassas mühimmatların icadı da bu denklemi bozmaya yetmedi; zira mobil (hareketli) fırlatma sistemlerinin sahneye çıkmasıyla ibre yeniden eşitlendi.

Hatırlayın, Körfez Savaşı sırasında Irak'a ait Scud füze rampalarını havadan avlama girişimleri koca bir sıfır çekmiş, tek bir rampanın bile imha edildiği doğrulanamamıştı. İsrail'in deneyimi de farklı değil. Hamas ve Hizbullah'ın roket atışlarını kesmek için Gazze ve Güney Lübnan semalarında tam yirmi yıl boyunca amansız hava harekâtları düzenlediler; ne var ki her iki cephede de roketleri susturan tek şey postalların yere değmesi, yani kara operasyonları oldu.

haber-41760-instagram-yan

Yakın tarihe bakalım; çok uluslu dev bir koalisyon Yemen'den ateşlenen Husi füzelerini ve dronlarını susturmaya çalışsa da o füzeler bugün bile ateşlenmeye devam ediyor.

Silahlarınız ne kadar akıllı olursa olsun, saklanarak ateş eden ve saniyeler içinde yer değiştirebilen mobil rampaları sırf gökyüzünden avlayarak bir dron veya roket yağmurunu bitirmek mümkün görünmüyor.

Tıpkı rejim devirme hayalinde olduğu gibi, roketleri durdurmanın yolu da doğrudan sahaya inmekten, yani kara birliklerinden geçiyor.

Trump yönetiminin sarıldığı son çare ise Fars Körfezi'nin devasa yüzölçümü üzerinde kusursuz bir füze kalkanı kurmaya çalışmaktı.

Amaç, Amerikan askeri gücüne ev sahipliği yapan Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerinin altyapısını İran'ın gazabından korumaktı.

Elbette Ukrayna'da gördüğümüz tarzda maliyet-etkin hava savunma sistemlerine daha fazla yatırım yapılsaydı ve bölgeye daha çok kısa menzilli kalkan yerleştirilseydi, ABD ordusu İran'ın saldırılarını çok daha yüksek bir oranda savuşturabilirdi.

Lakin dronların ve balistik füzelerin, onları vuracak füze savarlardan çok daha ucuza ve hızlı üretildiği bir denklemde, İran'ın bölgedeki hava savunma ağını eninde sonunda "aşırı yüklemeyle" çökertmesi zaten kaçınılmazdı.

Kısacası, bir başka imkânsız görevi sahaya sürmek, ilk iki hayalperest görevin getirdiği enkazı kaldırmaya yetmedi.

haber-39556-facebook-serit

Eğer ABD ordusunun; fırkateynler, mayın tarama gemileri ve güçlendirilmiş uçak hangarları gibi kronikleşen tedarik sorunlarının yanı sıra, dronların yarattığı yeni tehlikeler ve fırsatlar konusunda sert bir uyanış ziline ihtiyacı vardıysa, o zil artık acı bir şekilde çalmıştır.

Yine de altını çizmek gerekir: Bu savaş Pentagon'un koridorlarında değil, doğrudan Beyaz Saray'ın koridorlarında kaybedildi.

Şayet Trump, ordusundan mucizeler beklemenin ne kadar ölümcül bir hata olduğunu göremediyse, onun gözünü açmak Savunma Bakanı'nın asli göreviydi.

Ne var ki Trump koltuğa deneyimli ve liyakatli bir isim oturtmadı. Bunun yerine Pete Hegseth şahsında, liyakatsizliğinin bilincinde olduğu için lidere körü körüne biat eden, dalkavuk bir yandaşı tercih etti.

Hegseth ise mesaisinin büyük bir kısmını, kendisine muhalif bir görüş sunma ihtimali olan herkesi üst kademelerden tasfiye etmeye harcadı.

Doğrusunu söylemek gerekirse, Amerikan subay kadrosu siyasilere duymak istemedikleri acı gerçekleri söyleme konusunda hiçbir zaman mükemmel olmamıştı. 

haber-39420-facebook-yan

Ancak Hegseth'in kurduğu bu yeni düzen, Pentagon'un Oval Ofis'ten gelen beceriksizliklere karşı artık en ufak bir itiraz bile yükseltemeyeceği anlamına geliyordu.

Gelen haberlere bakılırsa Genelkurmay Başkanı Orgeneral Dan Caine, ufuktaki felakete dikkat çekmek için sembolik de olsa bir çaba göstermiş, ancak Hegseth'in o zehirli iyimserliği altında anında ezilip susturulmuştu.

Yaşananların tamamı gün gibi ortadaydı; nitekim pek çoğu da harfi harfine öngörülmüştü.

Ekran Resmi 2026-08-22 23.41.49

Tam da bu yüzden, İran fiyaskosunun ilk faturası Trump ve onun liyakatsiz danışmanlarına kesilse de, işin asıl günahı hiçbir politikacının açıkça işaret edemeyeceği o adreste, yani seçmenlerin bizzat kendisinde aranmalıdır.

Yetersizliği aşikâr olan, duymak istemediği gerçekleri kabullenme yetisinden tamamen yoksun, etrafını "evet efendim" diyen dalkavuklarla doldurmaya böylesine hevesli bir adamı, Trump'ı, Beyaz Saray'a yeniden taşımak Amerikan seçmeninin kendi iradesiydi.

Geldiğimiz noktada acı bir gerçek tokat gibi yüzümüze çarpıyor: Gezegenin en ölümcül ordusuna başkomutan seçmek, bir reality şova eğlenceli bir sunucu seçmeye benzemiyor.

Pentagon koridorlarında "alınan dersler" temalı raporların şimdiden yazılmaya başlandığına şüphe yok.

Ne var ki, bu utanç verici ve bas bas bağırarak gelen hezimetin stratejik artçı şokları –fırlayan petrol fiyatlarından eriyen Amerikan askeri kaynaklarına kadar– her geçen gün büyürken asıl sorulması gereken soru şudur: Amerikalı seçmenler, sandık başında yaptıkları o feci hataların bedelinden kendilerini hiçbir "askeri mükemmelliğin" koruyamayacağını artık idrak edebildiler mi?


Çeviri: YDH

Yakın Doğu Haber
ydh.com.tr
Bu belge 23.08.2026 01:10 tarihinde alınmıştır.
https://ydh.com.tr/d/43792/amerika-nin-iran-karsisindaki-basarisizligindan-cikarmasi-gereken-dersler