PDF olarak indirmek için yazdırma penceresinde hedef olarak “PDF olarak kaydet” seçeneğini işaretleyin.
İran'ın misillemeleri, ABD'nin Körfez'deki askeri varlığını yeniden düşünmesine yol açarken Carter Doktrini'nin çöküşünü hızlandırdı.

YDH- ABD'nin yaklaşık 40 yıldır Ortadoğu'daki askeri varlığının temelini oluşturan Körfez'deki geniş askeri üs ağı, İran'la altı aydır süren savaşın ardından geleceği tartışmalı hale geldi.
Financial Times (FT) yazarı Jacob Judah'ın analizine göre İran'ın ABD üslerine düzenlediği kısa menzilli füze ve İHA saldırıları, bu tesislerin İran kıyılarına yakın konumları nedeniyle ne kadar savunmasız olduğunu ortaya koydu.
İran'ın misillemeleri Washington'ı asker ve savaş uçaklarının bir bölümünü İran'ın kısa menzilli füzelerinin erişemeyeceği İsrail, Ürdün ve Avrupa'daki üslere kaydırmaya zorladı.
Bu gelişmenin ardından ABD'nin önünde iki seçenek bulunuyor: Hasar gören üsleri milyarlarca dolar harcayarak yeniden inşa etmek ya da Ortadoğu'daki askeri varlığını yeni koşullara göre yeniden düzenlemek.
Johns Hopkins Üniversitesi'nden Hal Brands, Körfez'deki özellikle büyük üslerin “çok savunmasız” hale geldiğini belirterek, ABD'nin askeri yapılanmasının kısa menzilli füze ve İHA tehdidinin erişemeyeceği bölgelere kaydırılmasının beklendiğini söyledi.
İran misillemeleri üslerin açığını ortaya çıkardı
Pentagon'un gelişmiş askeri güçlerle mücadele konseptini yeniden şekillendirmesiyle büyük ve sabit üslerin operasyonlar için konuşlanma ve ikmal merkezleri olarak önemi son yıllarda azalmaya başladı.
Washington'da bunun yerine askerlerin daha küçük ve dağınık noktalara konuşlandırıldığı, savaş uçaklarının ise geçici pistler arasında hızla hareket ettirildiği daha esnek bir model öne çıkıyor.
Eski ABD Savunma Bakanlığı yetkilisi Dana Stroul, Körfez'deki üslerin mevcut tasarımının modern savaşlara uygun olmadığını belirterek, daha “çevik ve esnek” bir yapılanmaya geçilebileceğini söyledi.
İran'ın misillemelerinde uçak hangarları, ikmal ve radar altyapısı ile komuta-kontrol merkezleri hedef alındı. Bahreyn'de bulunan ABD 5. Filosu'nun karargahının zarar görmesinin ardından, ikmal faaliyetleri için Hint Okyanusu'ndaki Diego Garcia adasının kullanılmaya başlandığı aktarıldı.
Eski ABD Ulusal Güvenlik Konseyi İran Direktörü Nate Swanson ise bazı üslerin yeniden inşa edilmesinin stratejik açıdan anlamlı olmayabileceğini belirterek, ABD'nin askeri varlığını Körfez'in batısına doğru kaydırmasının şaşırtıcı olmayacağını söyledi.
Washington merkezli American Enterprise Institute, nisan ayında Ortadoğu'daki yedi ülkede bulunan 11 ABD üssünün onarılmasının yaklaşık “5 milyar dolara” mal olacağını tahmin etmişti. Pentagon'un ise İran savaşıyla ilgili maliyet hesaplamalarına bu yeniden inşa giderlerini dahil etmediği belirtildi.
ABD güçlerini Körfez'den çekebilir
ABD, savaşın son altı ayında güçlerinin bir bölümünü İsrail ve Ürdün'e kaydırırken, Avrupa'daki üslerden de savaş uçakları ve İHA'lar kullandı. Bu noktaların tamamı İran'ın bölgede kullandığı kısa menzilli füze ve İHA'ların erişiminin dışında bulunuyor.
Ancak FT'ye göre İran'ın da ABD'nin yeni konuşlanma düzenine karşılık vermesi bekleniyor. Eski İsrail askeri istihbarat analisti Danny Citrinowicz, Tahran'ın Ürdün ve İsrail'i vurabilecek orta menzilli füzelere daha fazla yatırım yapacağını belirterek, “İran güç yapılanmasını değiştirecek ve hedef aramayı sürdürecek.” dedi.
ABD'nin son yıllarda Ortadoğu'dan çekilerek ağırlığını Pasifik'e vermeye çalışması da Körfez'deki üs ağının gerekliliğine ilişkin tartışmaları güçlendirdi. Washington, Nisan 2026'da Suriye'den çekilirken Irak'ta IŞİD'e karşı yürüttüğü operasyonlardaki varlığını da kademeli olarak azaltıyor.
Stroul, “Bu üslere artık geçmişteki kadar ihtiyacımız yok.” değerlendirmesinde bulundu.
Kuveyt'teki ABD askeri varlığının önemli bölümünün Suriye ve Irak'taki operasyonları desteklemek amacıyla kullanıldığı, bu nedenle bölgedeki ABD operasyonlarının azalmasının Körfez'deki üs ihtiyacını da düşürebileceği belirtildi.
Bu kapsamda Körfez'de aynı anda yaklaşık 35 bin ABD askerinin Suudi rejiminde, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Katar ve Kuveyt arasında dönüşümlü olarak görev yaptığı, üç eski ABD savunma stratejistine göre bu sayının 2003'teki Irak işgalinden önceki seviyelere gerileyebileceği ifade edildi.
Washington için yeni bir stratejik açmaz
Ancak ABD'nin Körfez'deki askeri varlığını azaltması, Washington'ı yeni bir “stratejik açmazla” karşı karşıya bırakıyor: “İran'ı cesaretlendirmeden ve Arap müttefiklerinde endişe yaratmadan bölgedeki askeri varlığı nasıl azaltılacak?”
FT'ye göre, Körfez ülkeleri son yıllarda güvenlik ilişkilerini Washington'ın ötesine taşıma arayışına girmişti. İran savaşı ise ABD'nin bölgedeki müttefiklerinin güvenliğine yönelik taahhüdünün ne anlama geldiği sorusunu daha da belirginleştirdi.
Brands, ABD'nin bölgeden “kaçtığı” algısının oluşmasının önlenmesi gerektiğini belirterek, askeri ve diplomatik gerekliliklerin Washington'ı “zıt yönlere” çektiğini söyledi.
Stroul da “ABD'nin operasyonel ihtiyaçlarıyla Körfez ülkelerine yönelik güvenlik taahhütleri arasında hassas bir denge kurulması” gerektiğini vurguladı.
“Carter Doktrini çöktü”
FT analizinde, ABD'nin Körfez'deki askeri varlığının geleceğine ilişkin tartışmanın yalnızca üslerin güvenliğiyle sınırlı olmadığı, Washington'ın bölgedeki daha geniş stratejisinin de sorgulandığı belirtildi.
ABD'nin Körfez'deki askeri yapılanması, 1979'da İran Devrimi ve Sovyetler Birliği'nin Afganistan'ı işgalinin ardından şekillenmeye başladı. Dönemin ABD Başkanı Jimmy Carter, Ocak 1980'de Washington'ın Körfez'in “düşman bir güç” tarafından kontrol edilmesine izin vermeyeceğini ve gerekirse bunu güç kullanarak engelleyeceğini ilan etmişti.
Daha sonra Irak işgalinin ardından ABD'nin bölgedeki kalıcı askeri üsleri büyük ölçüde genişletildi.
Eurasia Group tarihçisi ve analisti Gregory Brew, söz konusu stratejinin artık çöktüğünü savundu. Brew, “Carter Doktrini'nin çöktüğü görülüyor. İran İslam Devrimi Carter Doktrini'ni doğurdu, İran'la savaş ise onun çökmesine yol açtı.” dedi.
Analize göre, Beyaz Saray'dan “ABD'nin Ortadoğu'daki gelecekteki askeri varlığına yön verecek yeni ve kapsamlı bir stratejik yaklaşım” ise henüz ortaya çıkmış değil.
Brands, Pentagon'un ABD'nin askeri yapılanmasını nasıl yeniden düzenleyeceğine ilişkin planlar hazırlayacağını, ancak bu planların bir noktada Başkan Donald Trump'ın siyasi tercihleriyle karşı karşıya geleceğini söyledi.
Trump, daha önce İran Devrimi ve Tahran'daki ABD Büyükelçiliği'nde Amerikalıların rehin alınması nedeniyle başkanlığı büyük ölçüde sarsılan Jimmy Carter gibi hatırlanmak istemediğini defalarca dile getirmişti.
Eski İsrail askeri istihbarat analisti Citrinowicz ise ortaya çıkan tabloyu ironik buldu: “İran'daki stratejik başarısızlığın Trump'ın da peşini bırakmayacak olması tarihin bir ironisi. Carter olmak istemedi; ama şimdi ona dönüşüyor.”