PDF olarak indirmek için yazdırma penceresinde hedef olarak “PDF olarak kaydet” seçeneğini işaretleyin.
ABD'nin İran'daki başarısızlığının askeri yetersizlikten çok, Trump rejiminin orduya yüklediği gerçekçi olmayan hedeflerden kaynaklandığı belirtildi.

YDH- ABD'nin İran ve Hürmüz Boğazı'na yönelik savaşının ardından Washington'da savaşın “dersleri” tartışılmaya başlarken, Foreign Policy'de yayımlanan Bret Devereaux imzalı analiz, asıl sorunun askeri kapasite ya da lojistik eksiklikler değil, “siyasi ve stratejik hedeflerin baştan gerçekçi olmaması” olduğunu savundu.
Devereaux, ABD'nin mühimmat ve önleyici füze stoklarının yetersizliği, İran'ın ucuz İHA saldırılarına karşı hazırlıksızlık, mayın tarama kapasitesinin eksikliği ve petrol ile gübre sevkiyatındaki aksamalara hazırlıksızlık gibi sorunların önemli olduğunu, ancak bunların Washington'ın savaşta yaşadığı stratejik başarısızlığın temel nedeni sayılamayacağını belirtti.
Analize göre ABD, askeri açıdan son derece güçlü bir performans göstermesine rağmen Trump yönetiminin orduya “imkansız görevler” yüklemesi nedeniyle savaşı stratejik hedeflerine ulaştıramadı. Devereaux, İran yönetimini kara harekâtı olmadan devirmek, İran'ın balistik füze ve İHA kapasitesini yalnızca hava saldırılarıyla ortadan kaldırmak ve Körfez'deki Amerikan müttefiklerini İran'ın saldırılarından neredeyse kusursuz bir hava savunmasıyla korumak şeklindeki hedeflerin “hiçbirinin” gerçekçi olmadığını vurguladı.
“ABD ordusu değil, Beyaz Saray kaybetti”
Devereaux'ya göre ABD ordusu, kötü planlanmış bir savaşta dahi başka hiçbir ülkenin ordusunun kolaylıkla gerçekleştiremeyeceği operasyonlar yürüttü. ABD, kendi topraklarından binlerce kilometre uzakta kapsamlı bir askeri güç projeksiyonu gerçekleştirdi ve İran hava sahasında büyük ölçüde üstünlük sağladı.
Buna karşın askeri üstünlük, stratejik hedeflere ulaşmak için yeterli olmadı.
Devereaux, “Hiçbir teknik mükemmellik, ordudan imkansızı gerçekleştirmesini isteyen stratejik beceriksizliği telafi edemez” değerlendirmesinde bulundu.
İlk “imkansız görev”in İran'da yönetim değişikliğini yalnızca hava gücü kullanarak gerçekleştirmek olduğunu belirten Devereaux, hava bombardımanlarıyla hükümetleri devirmeye yönelik beklentinin yeni olmadığını hatırlattı. Ancak İkinci Dünya Savaşı'ndan Vietnam'a, Balkanlar'dan günümüzdeki çatışmalara kadar deneyimin, yoğun hava saldırılarının tek başına bir yönetimi zorunlu olarak çökerteceğini göstermediğini ifade etti.
Devereaux'ya göre İran'da da benzer bir sonuç ortaya çıktı. Bombardımanların ağır hasar vermesine rağmen siyasi sistemi ortadan kaldırmak yerine İran yönetiminin direnme kapasitesini güçlendirmesi daha olası hale geldi.
İkinci imkansız görev ise İran'ın balistik füze ve İHA kapasitesini tamamen hava saldırılarıyla yok etmekti.
Devereaux, hareketli füze rampalarının gizlenebilmesi ve saldırı sonrasında hızla yer değiştirebilmesi nedeniyle bu hedefin geçmişte de defalarca başarısız olduğunu belirtti. İkinci Dünya Savaşı'ndaki Alman V-1 ve V-2 silahlarından Körfez Savaşı'ndaki Irak Scud füzelerine, İsrail'in Gazze ve Lübnan'daki saldırılarından Yemen'deki Sanaa hükümeti ordusuna yönelik saldırılara kadar örneklerin, hava gücünün tek başına hareketli füze sistemlerini ortadan kaldırmakta yetersiz kaldığını gösterdiğini yazdı.
Devereaux, “Hassas mühimmat kullanılsa bile gizlenerek ateşlenebilen ve ardından hızla yeni mevzilere taşınabilen hareketli fırlatma sistemlerinin yeterli bölümünü yalnızca havadan imha etmek mümkün görünmüyor” değerlendirmesinde bulundu.
Bu nedenle füze ve İHA saldırılarını tamamen durdurmanın kara birliklerini de gerektirdiğini savundu.
“Üçüncü imkansız görev de savaşı kurtaramadı”
Trump rejiminin son çare olarak Körfez'deki ABD müttefiklerini korumak için neredeyse kusursuz bir füze savunma sistemi kurmaya yöneldiğini belirten Devereaux, bunun da sürdürülebilir olmadığını söyledi.
Daha ucuz önleme sistemleri ve kısa menzilli hava savunmasının İran misillemelerinin daha büyük bölümünü engelleyebileceğini kabul eden Devereaux, ancak İHA ve balistik füzelerin üretiminin bunları önlemek için kullanılan sistemlerden daha ucuz ve hızlı olması nedeniyle savunmanın er ya da geç doygunluğa ulaşacağını belirtti.
Böylece üçüncü “imkansız görev” de ilk ikisinin başarısızlığını telafi edemedi.
Devereaux, savaşın ABD Savunma Bakanlığı'ndaki teknik yetersizlikler nedeniyle değil, “Beyaz Saray'ın koridorlarında kaybedildiğini” savundu.
“Hegseth, Trump'a itiraz edecek kadroyu tasfiye etti”
Analizin en sert eleştirilerinden biri Savunma Bakanı Pete Hegseth'e yöneltildi.
Devereaux, Trump'ın “askeri açıdan gerçekçi olmayan hedefler” belirlemesi karşısında savunma bakanının başkana bu hedeflerin uygulanabilir olmadığını anlatması gerektiğini belirtti. Ancak Hegseth'in deneyimli bir savunma bürokratı yerine Trump'a sadık bir isim olarak tercih edildiğini ve göreve geldikten sonra kendisine karşı çıkabilecek üst düzey askeri isimleri tasfiye ettiğini söyledi.
Bu durumun Pentagon'un Beyaz Saray'a kötü haberleri aktarma kapasitesini daha da zayıflattığını savunan Devereaux, Genelkurmay Başkanı General Dan Caine'in savaşın zorluklarına ilişkin sınırlı bir uyarı yapmaya çalıştığını ancak Hegseth'in iyimser yaklaşımının bu uyarıyı bastırdığını belirtti.
Devereaux'ya göre savaşın sonuçları büyük ölçüde önceden öngörülebilirdi.
“Asıl sorumluluk seçmende”
Analizin en dikkat çekici bölümü ise savaşın sorumluluğunu Trump'ın ötesine taşıyor.
Devereaux, İran'daki başarısızlığın doğrudan sorumluluğunun Trump ve danışmanlarına ait olduğunu belirtmekle birlikte, nihai sorumluluğun ABD seçmenlerine kadar uzandığını savundu.
Trump'ın daha önceki başkanlık döneminde sergilediği tutumun, beklenmedik gelişmeler karşısında farklı görüşleri dinlemeyen ve kendisine sadık isimlerle çevresini dolduran bir lider profili ortaya koyduğunu belirten Devereaux, buna rağmen Amerikalı seçmenlerin Trump'ı yeniden Beyaz Saray'a taşıdığını vurguladı.
“Dünyanın en güçlü ordusunun liderini seçmenin, bir reality şovunun en eğlenceli sunucusunu seçmekle aynı şey olmadığı ortaya çıktı” diyen Devereaux, savaşın ekonomik ve askeri maliyetleri artarken asıl sorunun, ABD toplumunun sandıkta yaptığı tercihin sonuçlarını görüp görmeyeceği olduğunu savundu.
Analizin vardığı sonuç ise oldukça net: Washington'ın İran savaşından çıkaracağı ders, daha fazla mühimmat, daha fazla mayın gemisi veya daha fazla hava savunma sistemi satın almakla sınırlı kalırsa asıl mesele gözden kaçırılmış olacak. Sorun ABD ordusunun İran'da yeterince güçlü olmaması değil; siyasi yönetimin askeri güce “gerçekleştiremeyeceği hedefler” yüklemesi.