PDF olarak indirmek için yazdırma penceresinde hedef olarak “PDF olarak kaydet” seçeneğini işaretleyin.
Taliban yönetimi, özellikle ABD sermayesini madencilik, altyapı, tarım ve ticaret alanlarına davet ederken, 1 trilyon doları aşan maden potansiyelini ekonomik bağımsızlık ve uluslararası tanınma arayışının merkezine yerleştiriyor

YDH ― Afganistan'da iktidarı elinde bulunduran Taliban yönetimi, geride kalan 20 yıllık çatışma dönemini kapatıp Washington ile yeni bir sayfa açmanın yollarını arıyor.
Kabil yönetimi, özellikle Donald Trump cephesine seslenerek ilişkileri geçmişin yıkıcı savaşı üzerinden değil, geleceğin ekonomik ortaklıkları üzerinden şekillendirmeyi teklif etti.
Fakat bu diplomatik hamlenin karşısında ilginç bir pürüz duruyor: Trump'ın Afganistan'da bırakılan Amerikan askerî teçhizatını ve stratejik Bagram Hava Üssü'nü geri alma talebi.
Taliban'ın geçici Dışişleri Bakanı Emir Han Muttaki'nin Financial Times gazetesine verdiği özel röportaj, Kabil'in bu yeni stratejisini net bir şekilde ortaya koydu. Muttaki, Amerikan sermayesinin ülkesindeki ticaret, tarım, altyapı ve bilhassa madencilik alanlarına yönelmesini "kesinlikle" destekleyeceklerini vurguladı.
Beyaz Saray'dan şu ana dek herhangi bir yanıt gelmese de Kabil yönetimi, şeffaf bir ekonomi politikası yürüttüğünü belirterek uluslararası arenada resmi tanınma talebini bu vesileyle bir kez daha yineledi.
Taliban'ın Amerikalı yatırımcılara sunduğu bu davetin kalbinde, ülkenin devasa yer altı zenginlikleri yatıyor.
ABD Jeolojik Araştırmalar Kurumunun (USGS) raporlarına göre Afgan toprakları, 1 trilyon doları aşan muazzam bir maden potansiyeline sahip. Küresel çapta arz sıkıntısı çekilen kritik bakır rezervlerinin yanı sıra; kömür, doğal gaz, boksit, tantal, çinko, uranyum, demir, platin, gümüş ve altın gibi stratejik kaynaklar, ülkenin ekonomik bağımsızlık umutlarının temelini oluşturuyor.
ABD Başkanı Trump da, Amerika'nın bu ülkede harcadığı 117 milyar dolarlık savaş ve yeniden inşa faturasını, söz konusu madenler aracılığıyla telafi etme fikrini gündeme getirmişti.
Ancak ortada ciddi bir mülkiyet anlaşmazlığı var. Trump, Bagram Üssü'nü geri alabilmek adına Taliban ile masaya oturduğunu öne sürerken, Bakan Muttaki bu iddialara kapıyı sertçe kapattı.
ABD'nin eski askerî donanımları ve tesisleri üzerindeki hak iddialarını reddeden Muttaki, Bagram'ın da aralarında bulunduğu tüm altyapının artık Afgan halkının "ulusal serveti" sayıldığını ifade etti.
Bagram çevresinde güvenliği sağladıklarını, bölgeyi ağaçlandırıp yolları onardıklarını belirterek burayı "cazip bir alan" olarak nitelendiren Afgan Bakan, Washington'a üs vermek yerine Kabil'deki büyükelçiliğini yeniden faaliyete geçirme çağrısında bulundu.
İktidardaki beşinci yılını dolduran rejim, küresel çapta hâlâ meşruiyet krizini aşabilmiş değil. Bugüne kadar Taliban'ı resmi olarak tanıyan tek başkent Moskova oldu. Buna karşın, diplomatik tanınma olmaksızın da ticari çarklar dönmeye devam ediyor.
Çin, İran, Hindistan ve Pakistan gibi ülkeler, Kabil'in sunduğu güvenlik garantileri karşılığında bölgedeki boşluğu doldurmaya başladı. Nitekim Taliban, geride kalan beş yıl içinde altın, değerli taş ve kromit gibi kaynakların işletilmesi için İran ve Çin'in de aralarında bulunduğu ülkelerle toplam değeri 7 milyar doları aşan dev yatırım sözleşmelerine imza attı.