PDF olarak indirmek için yazdırma penceresinde hedef olarak “PDF olarak kaydet” seçeneğini işaretleyin.
İran-ABD savaşı nedeniyle petrol fiyatları ve tahvil getirileri yükselirken, Hazine tahvillerindeki artış ABD ekonomisi üzerindeki baskıyı artırıyor.

YDH- ABD Hazine Bakanı Scott Bessent’in, ABD’nin son iki hafta içinde Hürmüz Boğazı’ndan 130 milyon varil petrol çıkarmayı başardığını iddia ettiği bir paylaşımına yanıt veren İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf, ABD-İsrail’in İran’a yönelik saldırgan savaşı nedeniyle Amerikan ekonomisinin uğradığı ekonomik zararlara dikkat çekti.
Galibaf, paylaşımını ABD Hazine tahvillerinin getirilerindeki yükselişe gönderme yaparak “Getiriler yanıyor” sözleriyle tamamladı.
El-Meyadin’in hazırladığı dosyada, Hazine tahvili getirilerindeki yükselişin nedenleri ve bunun ABD ile küresel ekonomi üzerindeki etkileri incelenirken, Hürmüz Boğazı’ndaki gelişmelerin tahvil piyasasına yansımaları da ele alınıyor.
Hazine tahvili getirileri: Tanım ve rolü
ABD Hazine tahvilinin getirisi, yatırımcının ABD hükümetine borç vermek karşılığında talep ettiği maliyettir. Bu, tahvilin kendisinin fiyatı değildir; ikisi arasında ters yönlü bir ilişki vardır. Tahvilin piyasadaki fiyatı düştüğünde, yeni alıcının elde edeceği fiilî getiri yükselir.
“10 yıllık tahviller” özellikle önemlidir. Çünkü bu tahvillerin getirisi, mortgage kredileri, şirket kredileri ve çok sayıda finansal varlığın fiyatlandırılmasında temel bir referans niteliğindedir.
Getiriler yükseldiğinde, hükümetin borçlarını yeniden finanse ederken katlandığı borçlanma maliyeti de kaçınılmaz olarak artar. Şirketlerin finansman maliyetleri yükselir ve mortgage kredileri daha pahalı hâle gelir. Buna karşılık tahviller, bazı hisse senetlerine ve yüksek riskli varlıklara kıyasla yatırımcılar açısından daha cazip hâle gelir.
ABD Hazine tahvillerinin getirilerinde yangın
30-31 Ağustos gecesi ABD-İran arasındaki askerî gerilimin yeniden tırmanması, petrol fiyatlarını varil başına 90 doların üzerine taşıdı. ABD Hazine Bakanlığı verilerine göre 10 yıllık tahvilin getirisi 28 Ağustos seansını yüzde 4,73 seviyesinde tamamlamıştı.
Mevcut getirilerdeki yükselişin arkasında birden fazla faktör bulunuyor:
ABD enflasyonu
ABD’de ekonomik enflasyon, Temmuz 2026’da yıllık bazda yüzde 3,4’e yükselirken, tüketici fiyat endeksi ay boyunca yüzde 0,1 arttı. Daha önemlisi, enflasyon hâlâ ABD Merkez Bankası’nın yüzde 2’lik hedefinin oldukça üzerinde.
ABD Merkez Bankası, 29 Temmuz’da politika faizini yüzde 3,5-3,75 aralığında sabit tutarken, enerji fiyatları da dâhil olmak üzere arz şoklarının enflasyonun yüksek seyretmesine katkıda bulunduğunu kabul etti.
Mali açık
ABD Kongresi Bütçe Ofisi, 2026 mali yılında federal bütçe açığının yaklaşık 1,9 trilyon dolara, yani GSYH’nin yüzde 5,8’ine ulaşmasını bekliyor. Halkın elinde bulunan kamu borcunun ise GSYH’nin yüzde 101’ine ulaşacağı tahmin ediliyor.
Mali yılın ilk 10 ayında bütçe açığı şimdiden 1,8 trilyon dolara ulaştı. Bu, geçen yılın aynı dönemine göre 169 milyar dolarlık artış anlamına geliyor.
Hazine daha yüksek miktarda borç ihraç etmek zorunda kaldıkça, yatırımcıların mevcut getiriler üzerinden bu arzı ne ölçüde karşılamaya hazır olduğu, özellikle uzun vadeli vadelerde fiyat ve getirilerin belirlenmesinde önemli bir faktör hâline geliyor.
İran savaşı
Uluslararası Para Fonu, ABD-İsrail savaşının ve savaşın ilk aşamasında Hürmüz Boğazı’nın fiilen kapatılmasının günlük yaklaşık 20 milyon varil ham petrol ve petrol ürününün sevkiyatını aksattığına işaret ediyor. Bu miktar, küresel tüketimin yaklaşık beşte birine denk geliyor.
Stoklar, Körfez dışındaki üretimin artması ve talebin gerilemesi, petrol fiyatlarının daha da kontrolden çıkmasını önledi. Ancak IMF, Temmuz ayında güvenlik marjlarının tükenmeye başladığı uyarısında bulundu.
Son günlerde saldırıların yeniden başlamasıyla Brent petrolü işlem sırasında yüzde 3’ten fazla yükselerek 90 doların üzerine çıktı. Bu durum, Reuters’ın boğazdan geçen petrol akışının kısmen toparlanarak günlük yaklaşık 15-16 milyon varile ulaştığını bildirmesine rağmen gerçekleşti.
Belirsizlik ne kadar uzun sürerse, petrol fiyatlarına yansıyan risk primi de o kadar yükseliyor. Bununla birlikte şokun ulaştırma, üretim, enerji ve tüketici fiyatlarına yayılma ihtimali de artıyor.
Piyasaların şu anda korktuğu denklem, savaşın uzamasının petrol fiyatlarını yükseltmesi ve bunun da enflasyonun daha kalıcı hâle gelmesine yol açmasıdır. Bu durum, faizlerin daha uzun süre yüksek kalması ve dolayısıyla tahvil getirilerinin yüksek seyretmesi anlamına geliyor.
Bu korku, faiz fiyatlamasına doğrudan yansıdı. ABD Merkez Bankası Başkanı Kevin Warsh’ın şahin açıklamalarının ardından piyasaların Eylül ayında faiz artırımı beklentisi yaklaşık yüzde 64’e yükseldi. Bu oran, açıklamalarından önce yüzde 35 seviyesindeydi. Bununla birlikte önümüzdeki ekonomik veriler karar açısından belirleyici olacak.
Normal koşullarda savaş, yatırımcıları başta Hazine tahvilleri olmak üzere güvenli limanlara yönlendirir; bu durumda tahvillere olan talep artar ve getirileri düşer.
Ancak mevcut şok, tahvil piyasasını diğer yönden etkiliyor: Enerji kıtlığı korkusu enflasyon korkusunu beraberinde getiriyor; enflasyon daha yüksek faiz anlamına geliyor; daha yüksek faiz ise tahvillerde daha yüksek getiri talebine yol açıyor.
İran savaşının ABD dışındaki ekonomilere etkileri
Ekonomik bulaşma kısa sürede Avrupa’ya da yayıldı. Avrupa Merkez Bankası, geçtiğimiz 23 Temmuz’da faiz oranını değiştirmedi. Ancak enerji fiyatlarının savaş öncesi seviyelerin çok üzerinde kaldığını ve şokun enflasyonist etkisinin tamamının henüz ortaya çıkmadığını belirtti.
Euro Bölgesi’nde enflasyon geçtiğimiz Haziran ayında yüzde 2,8’e ulaştı. Avrupa Merkez Bankası, enerji fiyatlarındaki yükselişin enflasyonu 2027’nin ilk yarısına kadar hedefin üzerinde tutabileceğini değerlendiriyor. Bu süreçte yüksek enerji fiyatları reel geliri, tüketimi ve yatırımları tehdit ediyor.
Avrupa Merkez Bankası toplantı tutanakları, savaşın başlamasından bu yana Avrupa’daki tahvil getirilerinde yaşanan yükselişin, enflasyon telafisindeki ve reel getirilerdeki artışı yansıttığını ortaya koydu. Piyasalar ayrıca para politikasında ilave bir sıkılaşmayı fiyatlıyordu.
Küresel ölçekte ise petrol şoku ilk olarak enerji ithalatçısı ekonomileri vurdu; taşımacılık, sigorta ve üretim maliyetlerini yükseltirken dış finansmana ihtiyaç duyan gelişmekte olan piyasalar üzerinde de baskı oluşturdu.
Uluslararası Para Fonu, daha önceki küresel büyüme tahminini 2026 yılı için yüzde 3’e düşürürken, küresel enflasyon beklentisini yüzde 4,7’ye yükseltti. IMF, savaşın devam etmesinin enflasyonun düşürülmesi sürecinde elde edilen kazanımları ortadan kaldırabileceği uyarısında bulundu.
Dolayısıyla ABD Hazine tahvillerinin getirilerindeki “yangın”, ABD ekonomisinin çöküşün eşiğinde olduğu anlamına gelmiyor. Ancak risk, petrol fiyatlarının, enflasyonun ve faizlerin yükselmesiyle birlikte kamu borcu ve bütçe açığının da büyümesi gibi birçok faktörün aynı anda devreye girmesinde yatıyor.
Bu durumda jeopolitik şok, enerji fiyatlarında geçici bir yükseliş olmaktan çıkarak daha geniş kapsamlı bir ekonomik döngüye dönüşebilir. Bu döngü, enerji fiyatlarının yükselmesiyle başlayıp nihayetinde daha düşük ekonomik büyümeye yol açabilir.
Geriye ise şu soru kalıyor: Kamu borcunun 40 trilyon doları da aşmasıyla birlikte savaşın uzaması ve küresel enerji piyasalarındaki istikrarsızlığın daha da derinleşmesi hâlinde ABD bu döngüyü ne ölçüde taşıyabilir?