Savaş Körfez’in zenginlik zırhını deldi: Ekonomiler alarmda Yazıya git

PDF olarak indirmek için yazdırma penceresinde hedef olarak “PDF olarak kaydet” seçeneğini işaretleyin.

Yakın Doğu Haber
ARAP DÜNYASI
01 Eylul 2026 · 13:29

Savaş Körfez’in zenginlik zırhını deldi: Ekonomiler alarmda

Altı aylık savaş, Körfez ülkelerinin petrol ve doğalgaz zenginliğine dayalı ekonomik modelinin kırılganlığını açığa çıkardı; Hürmüz Boğazı, enerji altyapısı, ticaret yolları ve turizmde yaşanan riskler bölgenin “güvenli liman” imajını sarstı.

YDH- Körfez’in olağanüstü zenginliği uzun süredir “örtük bir anlaşmaya” dayanıyordu: Bol miktarda petrol ve doğalgaz, gelişmiş altyapı ve uluslararası piyasalara güvenilir erişim, bölgenin çevresindeki istikrarsızlıktan büyük ölçüde yalıtılmasını sağlayacaktı.

Ancak altı aylık savaş bu varsayımı sarstı ve en zengin Körfez ekonomilerinin bile savaşın tehdit ettiği altyapı ve ticaret yollarına bağımlı olduklarında ne kadar kırılgan olduklarını ortaya koydu.

Responsible Statecraft’ın yayımladığı bir analize göre, sorun petrol ve doğalgaz tesislerinin çok ötesine uzanıyor. Limanlar, havalimanları, elektrik şebekeleri, deniz suyu arıtma tesisleri, finans merkezleri ve turizm merkezlerinin tamamı aynı bölgesel şoklardan etkilenebilir. Enerji altyapısında meydana gelecek hasarın onarılması ise aylar, hatta daha uzun süreler alabilir.

Bununla birlikte, üretimin yeniden başlatılması; alıcıları, yatırımcıları, sigorta şirketlerini, turistleri ve yabancı çalışanları Körfez ülkelerindeki ihracat ve işletmelerin yeniden ciddi bir kesinti yaşanmadan faaliyet gösterebileceğine ikna etmekten daha kolay olabilir.

Körfez İşbirliği Konseyi’nin (KİK) altı üyesi bu risklerle eşit ölçüde karşı karşıya değil. Katar, Kuveyt ve Bahreyn, Körfez’deki deniz yollarına ve özellikle Hürmüz Boğazı’na büyük ölçüde bağımlı oldukları için daha fazla risk altında bulunuyor.

Suudi rejimi, Doğu-Batı petrol boru hattı sayesinde daha fazla hareket alanına sahip. Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ise Hürmüz Boğazı’nın dışında bulunan petrol ihracat merkezi Fuceyre sayesinde kısmen avantajlı durumda. Umman da önemli ihracat altyapısının büyük bölümünün Hürmüz’ün dışında bulunması nedeniyle görece daha korunaklı.

ABD’nin yürüttüğü savaş, KİK ülkelerini ekonomik ve lojistik dayanıklılıklarını artırmaya yöneltiyor. Hükümetler alternatif ihracat koridorlarını, yurtdışındaki enerji yatırımlarını, daha büyük stratejik stokları ve kritik altyapının daha geniş bir coğrafyaya yayılması seçeneklerini değerlendiriyor.

Rice Üniversitesi Baker Kamu Politikası Enstitüsü Enerji Çalışmaları Wallace S. Wilson Araştırmacısı Jim Krane, Responsible Statecraft’a yaptığı değerlendirmede, “Savaş, Körfez’in dünyadaki en kârlı düşük maliyetli dev petrol ve doğalgaz rezervlerine sahip olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Ancak savaş, yerel ulusal petrol şirketleri de dahil olmak üzere yatırımcılara, yüklerini piyasaya ulaştırmalarının engellenebileceği mesajını veriyor.” dedi.

İran’ın Hürmüz üzerinden deniz trafiğini aksatma kapasitesi, enerji üretiminin ve yatırımların nerede yoğunlaştırılacağına ilişkin kararlara yeni bir siyasi risk katmanı ekledi. Krane, ihracatları açık denizlere erişim konusunda aynı coğrafi kısıtlamalarla karşı karşıya olmayan Cezayir, Brezilya, Mozambik ve ABD gibi üreticilerin daha cazip hale gelebileceğini belirtti.

Altyapıyı onarmaktan güveni yeniden tesis etmek daha zor

Turizm ve havacılık sektörü ise farklı ancak aynı derecede önemli bir sorunla karşı karşıya. Uçuşlar yeniden başlatılabilir, havalimanları yeniden açılabilir ve hükümetler ziyaretçileri geri çekmek için mali teşvikler sunabilir. Ancak Körfez ülkelerinin turizm merkezlerinin sürekli olarak güvenli, erişilebilir ve güvenilir olduğu algısını yeniden oluşturmak çok daha zor.

Dubai, Abu Dabi ve Doha, coğrafi konumlarını ekonomik avantaja dönüştürmek için onlarca yıl boyunca yüksek bağlantılı havalimanları, oteller, finans ve iş hizmetleri ile turistleri ve yabancı çalışanları çekmeye yönelik ortamlar geliştirdi. Savaş, bu merkezlerin bölgesel çatışmalardan yalıtılmış kalabileceği varsayımını sarstı.

KİK’in en önemli turizm merkezi olan Dubai’de otel talebi, savaşın ilk aylarında savaş öncesi seviyelerin yüzde 7 ila 14’üne kadar geriledi. Bu yaz ise talepte “kademeli bir toparlanma” yaşanarak eski seviyelerin yüzde 20 ila 30’una ulaşıldı. Savaşın yalnızca ilk haftasında Dubai’de 80 binden fazla otel rezervasyonu iptal edilirken, Körfez genelindeki oteller doluluk oranlarını koruyabilmek için fiyatlarını düşürdü.

Körfez hükümetleri ziyaretçileri geri çekmek amacıyla seyahat teşvikleri ve vize düzenlemeleri uygulamaya koydu. Ancak Suud’daki Kral Faysal Merkezi’nde kıdemli araştırmacı Joseph Kechichian sonuçların “karma” olduğunu belirtti.

Kechichian, “Pratik açıdan bakıldığında, Arap Körfezi bölgesinin turistler, işletmeler ve yabancı çalışanlar için güvenli ve güvenilir bir destinasyon olduğu yönündeki itibar ancak savaş sona erdikten sonra tamamen yeniden tesis edilebilir.” dedi.

King’s College London’da Uluslararası Güvenlik dersleri veren Rob Geist Pinfold ise sorunun nihayetinde insanların riski nasıl algıladığıyla ilgili olduğunu söyledi. Buna göre tüketici güvenini yeniden oluşturmak Körfez hükümetleri açısından “zorlu bir mücadele” olabilir.

Pinfold, “Bu, Körfez ülkelerinin ABD’nin İran’la, hatta İran’ın şartlarını kabul ettiği bir anlaşma yapmasını neden bu kadar istediğinin sebeplerinden biri. Silahlar ateşlenmeye devam ederken toparlanmanın mümkün olmadığı yönünde bir kanaat var.” dedi.

Pinfold’a göre belirleyici unsur pazarlama değil; saldırılar, hava sahası kapatmaları veya ani kesintiler yaşanmadan geçirilecek uzun ve istikrarlı bir dönem olacak. Çünkü turistlerin, çok uluslu şirketlerin, sigorta şirketlerinin ve yabancı çalışanların Körfez’in yeniden bölgesel çatışmalardan yalıtılmış hale geldiğine inanması gerekiyor.

Responsible Statecraft’a göre savaş, altı KİK ekonomisi arasındaki önemli farklılıkları ortaya çıkardı. Her ülke farklı bir coğrafi, mali ve altyapısal risk bileşimiyle karşı karşıya.

Suudi rejimi ve “2030 Vizyonu”: Uyum sağlayabilecek mi?

Suudi Arabistan, uyum sağlama kapasitesi en yüksek ülke olabilir. Krallığın geniş coğrafyası, stratejik derinliği, Kızıldeniz kıyısı ve Doğu-Batı petrol boru hattı, birçok komşusunun sahip olmadığı alternatifler sunuyor. Bununla birlikte Riyad zor bir mali dengeyle karşı karşıya.

Ekonominin fosil yakıtlara bağımlılığını azaltmayı amaçlayan iddialı “2030 Vizyonu”, büyük yatırımlar gerektiriyor. Aynı zamanda savaş, savunma harcamaları, altyapının korunması ve ekonomik dayanıklılık üzerindeki baskıyı artırdı.

Bunun muhtemel sonucu, projelerin yeniden önceliklendirilmesi olacak. Ekonomik veya stratejik açıdan önemli görülen projeler devam ederken bazı prestij projeleri ertelenebilir veya küçültülebilir.

BAE’nin zedelenen imajı

BAE de önemli mali kaynaklara sahip ve Hürmüz Boğazı’nın Hint Okyanusu tarafında bulunan Fuceyre’nin konumundan yararlanıyor. Bu durum ülkeye petrol ihracatı açısından önemli bir alternatif güzergâh sağlıyor.

Ancak Emirlikler’in ekonomik modeli, güvenlik ve uluslararası bağlantıların kesintisiz olduğu yönündeki algıya büyük ölçüde dayanıyor. Uzun süreli bir bölgesel kriz bu nedenle Dubai ve Abu Dabi’nin küresel iş ve turizm merkezleri olarak inşa ettiği imajı doğrudan etkileyebilir.

Katar’ın LNG krizi

Katar’ın önemli egemen servet fonları ve mali rezervleri bulunuyor. Bu durum Doha’ya ekonomik şokları absorbe etmek için önemli bir hareket alanı sağlıyor. Ancak ülkenin temel kırılganlığı başka yerde: Katar, LNG üretimi ve ihracatının kesintisiz şekilde sürmesine büyük ölçüde bağımlı.

Doha mali sistemini güçlendirmek için şimdiden bazı adımlar attı. Kechichian, “Doha kısa süre önce yerel likiditeyi güçlendirmek ve yerel bankaları desteklemek amacıyla Batı’daki varlıklarından tahminen 13 milyar doları ülkeye geri getirdi.” dedi. Bu adım, yerleşik olmayan hesaplardan yapılan para çekimlerinin etkisini azaltırken yerel bankalara ilave bir mali tampon sağladı.

Asıl sorun Katar’ın doğalgazını uluslararası alıcılara ulaştırabilmesi. Krieg, Katar’ın Ras Laffan üretim merkezinde kapasitenin yeniden artırılmaya başladığını ancak LNG tesislerinin onarılmasının, LNG tankerlerinin Hürmüz Boğazı’ndan güvenilir şekilde geçememesi durumunda temel sorunu çözmeyeceğini belirtti.

Krieg, “Ras Laffan kapasitesini yeniden artırıyor. Ancak LNG tankerleri Hürmüz üzerinden öngörülebilir şekilde hareket edemediği sürece, sıvılaştırma tesislerinin tamamen onarılması bile stratejik kırılganlığı ortadan kaldırmıyor.” dedi.

Katar, kaybettiği ihracatın bir bölümünü telafi etmek için ABD merkezli Golden Pass LNG projesinin yanı sıra kargo takaslarından yararlandı. Ancak bunların hiçbiri ülkenin yurtiçindeki üretim kapasitesinin yerini tamamen dolduramıyor. Bu nedenle krizin Doha’yı yurtdışındaki enerji yatırımlarını artırmaya ve enerji varlıklarının coğrafi dağılımını genişletmeye yöneltmesi bekleniyor.

Krieg, “Fiziki kapasitenin normale dönmesinin ihracatın normalleşmesinden çok daha hızlı olmasını bekliyorum.” dedi.

Kuveyt’in coğrafi sınırlamaları

Kuveyt de uzun süreli bir şoka dayanmasını sağlayabilecek önemli mali kaynaklara sahip. Ancak coğrafi konumu, bu rezervlerin fiziksel kırılganlıkları ne ölçüde telafi edebileceğini sınırlıyor. Mina el-Ahmedi rafinerisinde meydana gelen hasar ve Körfez’deki deniz yollarına devam eden bağımlılık, enerji altyapısının belirli noktalarda yoğunlaşmasının yarattığı riskleri ortaya koydu.

Kriz aynı zamanda Kuveyt’i enerji alanındaki dönüşümünü hızlandırmaya itiyor. ABD merkezli “Ortadoğu Enstitüsü”nden (Middle East Institute/MEI) Li-Chen Sim, “Kuveyt, yıllardır siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle ertelenen El Şagaya yenilenebilir enerji kompleksinin kademeli olarak devreye alınmasını hızlandırıyor.” dedi.

Kuveyt hasar gören altyapıyı yeniden inşa etmek için mali kapasiteye sahip olsa da bu kapasiteyi hızlı uygulamaya dönüştürmek Suudi rejimi veya BAE’ye kıyasla daha zor olabilir.

Umman’ın stratejik konumu güçleniyor

Umman diğer KİK ülkelerinden ayrışıyor. Savaşın Hürmüz’ün dışındaki altyapının önemini artırması, ülkenin stratejik konumunu güçlendirmiş olabilir.

Umman’ın ihracat altyapısının önemli bölümü boğazın dışında bulunuyor. Dugm ve Hint Okyanusu’na bakan diğer tesisler, Körfez’deki deniz taşımacılığındaki aksamalara daha az maruz kalan lojistik, sanayi ve enerji platformları arayan şirketler açısından daha cazip hale gelebilir.

Umman’ın diplomatik rolü de önem kazanabilir. Zira diğer KİK ülkeleri İran’la ilişkilerini yönetmenin yollarını arıyor.

Bahreyn’in artan ekonomik kırılganlığı

Bahreyn yapısal açıdan en zor konumda bulunuyor. Sınırlı mali hareket alanı, yüksek borç seviyesi ve küçük yüzölçümü, uzun süreli bir ekonomik şoku absorbe etme seçeneklerini azaltıyor. Suudilerin ve Umman’ın aksine Bahreyn’in ne stratejik derinliği ne de büyük egemen mali rezervleri bulunuyor.

Buna rağmen kriz, Manama’yı enerji alanındaki kırılganlıklarını yeniden değerlendirmeye itiyor. Sim’e göre Bahreyn, “deniz üstü rüzgâr enerjisi ve sınır ötesi güneş enerjisi projelerine ilişkin çalışmaları hızlandırıyor.” Bu kapsamda Suudi rejimindeki üretim kapasitesine denizaltı bağlantıları da değerlendiriliyor.

Bahreyn açısından dayanıklılık, büyük ölçüde daha güçlü KİK ortaklarının desteğine ve bölgesel istikrarın yeniden sağlanmasına bağlı olacak.

Körfez’in savaş sonrası sınavı: Güven

KİK’in uzun vadeli sorunu yalnızca hasar gören altyapıyı onarmak veya kaybedilen üretimi yeniden başlatmak olmayacak. Yatırımcıların, işletmelerin, turistlerin ve Körfez ekonomilerinin dayandığı hareketli yabancı iş gücünün güvenini yeniden kazanmak da gerekecek.

Kechichian, krizin nihayetinde “yetenekli Arap Körfezi insanlarının ülke içinde yatırım yapmasını, kendi toplumlarına güvenmesini ve servet üretiminin her alanda teşvik edilmesini sağlayacak girişimci çabaların hızlandırılmasını” gerektirebileceğini söyledi.

Bu yaklaşım, savaş öncesindeki ekonomik modeli yalnızca yeniden tesis etmenin ötesine geçilmesini gerektirecek. Körfez hükümetlerinin, ekonomilerinin yeni bir büyük kriz karşısında piyasalara, sermayeye, iş gücüne ve uluslararası ziyaretçilere erişimini kaybetmeden ayakta kalabileceğini göstermesi gerekecek.

Altı KİK ülkesi bu döneme oldukça farklı konumlardan giriyor. Suudi rejimi ve BAE daha fazla coğrafi ve altyapısal alternatife sahip. Katar önemli mali güce sahip olmasına rağmen LNG taşımacılığına büyük ölçüde bağımlı. Kuveyt mali kaynaklara sahip ancak altyapısı yoğunlaşmış durumda. Umman, Hürmüz’ün dışındaki konumundan yararlanıyor. Bahreyn ise uzun süreli bir krizi absorbe etme konusunda en dar hareket alanına sahip ülke.

Altı ülkenin hiçbiri hidrokarbonlardan veya olağanüstü zenginliklerini sağlayan küresel ekonomik entegrasyon modelinden kolayca vazgeçemez. Asıl mesele, bu modelleri yeni bir bölgesel şoka karşı daha az kırılgan hale getirmek.

Son altı ayın deneyimi, Körfez’in önündeki soruyu da değiştirdi. Mesele artık yalnızca bölgenin enerji kaynaklarından ne kadar zenginlik üretebileceği değil; altyapının, ticaret yollarının ve ekonomik güvenin savaş nedeniyle kesintiye uğrayabildiği bir ortamda bu zenginliğin piyasalara ne ölçüde güvenilir şekilde ulaştırılabileceği.

Yakın Doğu Haber
ydh.com.tr
Bu belge 01.09.2026 15:23 tarihinde alınmıştır.
https://ydh.com.tr/d/44085/savas-korfez-in-zenginlik-zirhini-deldi-ekonomiler-alarmda