PDF olarak indirmek için yazdırma penceresinde hedef olarak “PDF olarak kaydet” seçeneğini işaretleyin.
Washington, Venezuela’nın petrol rezervleri üzerindeki kontrolünü genişletirken, anlaşmanın ABD’nin Latin Amerika’daki enerji ve jeopolitik nüfuzunu güçlendirmeye yönelik olduğu değerlendiriliyor.

YDH- Financial Times’ın haberine göre Trump rejimi, Venezuela’nın petrol sektöründeki etkisini genişletmek amacıyla tartışmalı Venezuelalı iş insanı Alejandro Betancourt ile dikkat çekici bir ortaklığa gidiyor.
Washington, Venezuela’nın petrol rezervlerinin yaklaşık beşte birini kontrol edecek yapıya yüzde 35 oranında ortak olurken, anlaşmayı “jeopolitik” gerekçelerle savunuyor.
ABD rejiminin anlaşmaya ilişkin gerekçesi dikkat çekici: Washington, Betancourt’un Venezuela’nın çöken petrol üretimini yeniden ayağa kaldırabilecek “iş bitirici” bir aktör olduğunu savunuyor. Ancak anlaşmanın ortağı olan iş insanının geçmişi, Trump rejiminin Venezuela’da ekonomik çıkarlarını hangi aktörler üzerinden hayata geçirdiği konusunda ciddi soru işaretleri yaratıyor.
Betancourt, Hugo Chavez döneminde siyasi bağlantıları sayesinde büyük servet edinen “Bolichico” olarak adlandırılan iş insanları sınıfının önde gelen isimlerinden biri. Servetinin bir bölümünü Chavez yönetimi döneminde elektrik sektöründe aldığı ihalesiz sözleşmelerden elde ettiği belirtiliyor.
İspanya ve İsviçre’de zimmete para geçirme ve kara para aklama iddiaları kapsamında hakkında soruşturmalar yürütülen Betancourt, suçlamaları reddediyor. Avukatları ise hakkında herhangi bir suçlama yöneltilmediğini belirtiyor.
Washington’ın Venezuela hesabı: Petrol ve nüfuz
Anlaşma, yalnızca Venezuela’nın petrol üretimini artırmaya yönelik ekonomik bir girişim olarak görünmüyor.
ABD’li yetkililer, daha önce Çin ve Rus şirketlerinin faaliyet gösterdiği 17 petrol sahasına yatırım çekilmesini, Washington’ın “kendi yarımküresinden yabancı rakipleri çıkarma” hedefi açısından jeopolitik bir kazanım olarak değerlendiriyor.
Betancourt’un şirketi, söz konusu sahalara yaklaşık 100 milyar dolarlık yatırım çekmeyi hedefliyor. Washington ise kendi desteğinin gerekli sermayenin ülkeye hızla çekilmesini sağlayacağını savunuyor.
Bu tablo, Trump rejiminin Venezuela politikasında “siyasi baskıdan ekonomik nüfuza doğru” yeni bir aşamaya geçildiğini gösteriyor.
ABD, bir yandan Venezuela petrol sektörüne doğrudan ortak olurken diğer yandan Çin ve Rusya’nın ülkedeki ekonomik varlığını geriletmeye çalışıyor.
Chevron için de Venezuela kapısı açılıyor
Washington’ın hamlesi, ABD’li enerji devi Chevron’un Venezuela’daki faaliyetlerini genişletmeye hazırlanmasıyla aynı döneme denk geliyor.
Chevron’un Orinoco Kuşağı’ndaki zengin petrol yataklarının bulunduğu Carabobo bölgesinde yeni sahalar ekleyerek üretimini artırması bekleniyor. Anlaşmanın Betancourt ile yapılan ortaklıktan ayrı olduğu belirtiliyor.
Ancak Venezuela’nın ağır ve işlenmesi maliyetli petrolü, yatırımcılar açısından önemli bir sorun olmaya devam ediyor. Ülkedeki yüksek üretim maliyetleri ve ağır petrolün işlenmesi için gereken özel ekipman, şirketlerin kârlılık konusunda temkinli davranmasına neden oluyor.
ExxonMobil ve ConocoPhillips bu nedenle Venezuela’ya yeni sermaye aktarma konusunda isteksiz kalırken, ülkede halihazırda faaliyet gösteren ENI ve Repsol gibi şirketler üretimi artırmaya çalışıyor.
ABD yatırım yapmadan petrol sektörüne ortak oluyor
Anlaşmanın en dikkat çekici unsurlarından biri ise Washington’ın Betancourt’un şirketinde yüzde 35 pay almasına rağmen herhangi bir finansal yatırım yapmayacak olması.
ABD’li yetkili, söz konusu payın “sıfır dolarlık yatırım” karşılığında elde edileceğini belirtiyor.
Bu durum, anlaşmanın ekonomik boyutunun yanı sıra ABD’nin Venezuela üzerindeki siyasi ve stratejik nüfuzunu güçlendirme amacını da gündeme getiriyor. Washington, doğrudan büyük miktarda sermaye koymadan Venezuela’nın enerji kaynakları üzerindeki etkisini artırırken, ülkenin petrol sektörünü kendi jeopolitik öncelikleri doğrultusunda yeniden şekillendirmeye çalışıyor.
Trump rejimi açısından mesele yalnızca Venezuela’nın petrol üretimini yeniden artırmak değil. Asıl hedef, Latin Amerika’nın en büyük petrol rezervlerinden birini Çin ve Rusya gibi rakip güçlerin etkisinden uzaklaştırarak ABD merkezli enerji ve yatırım düzenine yeniden bağlamak gibi görünüyor.
Financial Times’ın aktardığı gelişmeler, Washington’ın Venezuela politikasında “demokrasi” ve siyasi değişim söyleminin yanında petrol kaynakları ve bölgesel nüfuzun belirleyici ağırlığını bir kez daha ortaya koyuyor.