PDF olarak indirmek için yazdırma penceresinde hedef olarak “PDF olarak kaydet” seçeneğini işaretleyin.
İsrail’in Ekim 2023’ten Temmuz 2026 sonuna kadar Lübnan’a yönelik saldırılarında 760 çocuğun öldüğü, kurbanların 174 kasaba ve köye yayıldığı ve 488 ailenin en az bir çocuğunu kaybettiği bildiriliyor.

YDH ― İsrail, 8 Ekim 2023’ten 2026 Temmuz’unun sonuna kadar sürdürdüğü saldırılarında Lübnan’da 760 çocuğu öldürdü.
Yaş ortalaması dokuz olan bu çocukların 520’si, yani üçte ikisinden fazlası, henüz 12 yaşını bile doldurmamıştı.
Saldırılarda bir yaşından küçük 40 bebek de öldürüldü.
Ortaya çıkan tablo, İsrail’in üç yıldan kısa süren askeri operasyonlarının çocuklar üzerindeki etkisinin boyutlarını gösterirken, kayıpların tek bir köyle ya da sınır bölgesiyle sınırlı kalmadığını da ortaya koyuyor.
“Kalp Atışları” girişiminin hazırladığı rapor durumu şöyle özetliyor:
“Ailelerinin daha güvenli olduğunu düşünerek sığındığı bölgelerde can veren çocuklar da dâhil olmak üzere kurbanlar, 19 farklı bölgeye yayılmış 174 kasaba ve köyde yaşamını yitirdi.”
Bu bilanço, “Kalp Atışları Girişimi – İsrail Saldırılarında Hayatını Kaybeden Lübnanlı Çocukları Anma (2023-2026)” projesi kapsamında geçtiğimiz mart ayında başlatılan titiz bir sayımın sonucunda ortaya çıktı.
Birleşmiş Milletler’in “18 yaşın altındaki herkes çocuktur” tanımını esas alan girişim, uyruk ayrımı gözetmeksizin Lübnan’da öldürülen tüm çocukları kayıt altına aldı.
Ekip çalışmaya önce Sağlık Bakanlığı verilerini inceleyerek başladı.
Ardından bu bilgileri medya organlarında, insan hakları platformlarında ve sosyal medyada yer alan haberlerle teyit etti.
Son aşamada ise kurbanların aileleri ve yakın çevreleriyle bizzat görüşerek çocukların isimlerini, yaşlarını, ölüm yerlerini ve tarihlerini ve ulaşılabilecek diğer tüm detayları tek tek doğruladı.
Girişim yetkilileri, elde ettikleri verilerin 31 Temmuz 2026 itibarıyla hayatını kaybeden çocukların gerçek sayısına çok yakın olduğunu vurguluyor.
Raporda yer alan 760 çocuğun 422’sini erkekler, 338’ini ise kızlar oluşturuyor.
Hayatını kaybedenlerin büyük kısmı, 642 çocuk, Lübnan vatandaşıydı.
Listede 91 Suriyeli, 26 Filistinli ve bir Cezayirli çocuk da yer alıyor.
Verilere göre bu çocuklar, araştırmanın kapsadığı zaman diliminde Lübnan’da hayatını kaybeden tüm sivillerin yaklaşık yüzde 10’una karşılık geliyor.
İsrail saldırılarında çocukların öldürülmesinin yarattığı psikolojik yıkım, istatistiklerin çok ötesine uzanıyor.
Çatışmaların başından bu yana 488 aile en az bir evladını toprağa verdi.
Baalbek yakınlarındaki Yunin kasabasına düzenlenen bir hava saldırısında bir aile tam yedi çocuğunu birden kaybetti.
İki farklı aile altışar, yine iki aile beşer evladını kaybetti. 21 aile dört, 36 aile üç ve 113 aile iki çocuk kaybetti.
Raporun ortaya koyduğu acı gerçekler bununla da bitmiyor.
Belgelere göre, bazıları hamile olan 228 anne ve 163’ü aşkın baba çocuklarıyla birlikte hayatını kaybetti.
111 vakada ise çocuklar hem annelerini hem de babalarını kaybederek tek başlarına hayatta kaldı.
Veriler, can kayıplarının büyük kısmının 2024 sonbaharında şiddetlenen geniş çaplı saldırıların ilk günlerinde yaşandığını gösteriyor.
Yalnızca 23 Eylül’de, İsrail savaş uçaklarının Lübnan’ın dört bir yanına 1200’ü aşkın bomba yağdırdığı o gün, 96 çocuğun hayatını kaybettiği belgelendi.
İsrail’in “Kuzeyin Okları” adını verdiği askeri operasyonun sürdüğü 23 Eylül ile 27 Kasım tarihleri arasında 453 çocuk öldürüldü.
Bu sayı, raporda yer alan toplam çocuk kayıplarının neredeyse yüzde 60’ını oluşturuyor. Tek başına Eylül 2024’te hayatını kaybeden 206 çocuk ise genel tablonun yüzde 27’sine denk geliyor.
27 Kasım 2024’te ilan edilen ilk ateşkes de çocuk ölümlerini durdurmadı. Rapora göre, ateşkesi izleyen yaklaşık 15 aylık süreçte, 2 Mart 2026’ya kadar 25 çocuk daha İsrail güçleri tarafından öldürüldü.
Ardından 17 Haziran 2026’ya gelindiğinde bilançoya 48 çocuk daha eklendi. Temmuz ayının sonuna kadar ise 21 çocuk daha hayatını kaybetti.
Çocuklar için en ölümcül ikinci gün olarak kayda geçen 8 Nisan 2026’da, yani “Kara Çarşamba”da, Beyrut’u, kentin güney banliyölerini, Lübnan Dağı’nı ve çevre bölgeleri hedef alan art arda hava saldırılarında 51 çocuk hayatını kaybetti.
Coğrafi açıdan bakıldığında çocuk kayıplarının en fazla yaşandığı bölge 189 can kaybıyla Baalbek oldu.
Baalbek’i 137 kayıpla Sayda, 88 ile Nebatiye, 86 ile Sur ve 52 ile Baabda izledi.
Ancak rapor, bu ölümlerin yalnızca sıcak çatışma bölgeleriyle sınırlı kalmadığının altını çiziyor.
Öldürülen 642 Lübnanlı çocuğun 161’i, yani neredeyse dörtte biri, aileleriyle birlikte cephe hattından kaçıp daha güvenli buldukları mülteci kamplarına sığındıktan sonra vurularak hayatını kaybetti.
Araştırmada, çok sayıda çocuğun hayatını kaybettiği toplu saldırılara özel bir bölüm ayrılıyor.
Verilere göre bunların en ağırlarından biri 29 Eylül 2024’te Sayda’nın doğusundaki Ayn el-Dilb bölgesinde gerçekleşti.
İsrail savaş uçaklarının sivillerin ve evlerinden edilmiş mültecilerin barındığı altı katlı bir binayı hedef aldığı saldırıda, 21’i çocuk olmak üzere 70’ten fazla sivil öldürüldü.
Beyrut’un güney banliyölerinden Hay es-Süllum’da 8 Nisan 2026’da düzenlenen bombardımanlarda 16 çocuğun öldüğü kayıtlara geçti.
Baalbek yakınlarındaki Yunin’de 25 Eylül 2024’te vurulan hedeflerde ise 14’ü çocuk 23 Suriyeli mülteci hayatını kaybetti. O gün hayatını kaybeden çocukların yedisi aynı aileden oluşuyordu.
"Kalp Atışları" girişiminin derlediği bu veriler yalnızca istatistik olarak kalmadı. 1 Eylül’de İsrail saldırılarında evlatlarını kaybeden aileler bir araya gelerek "Lübnanlı Şehit Çocukların Aileleri Derneği"ni kurduklarını duyurdu.
Örgütlenmenin temel amacı acılı aileleri tek bir çatı altında toplamak, çocuklarının hakikate ve adalete ulaşma hakkını savunmak ve yürütecekleri hak arayışının hasıraltı edilerek hukuki ve siyasi süreçlerin dışında bırakılmasını engellemek.
Dernek, hangi bölgeden geldiğine, hangi inanca ya da kökene sahip olduğuna bakılmaksızın tüm mağdur ailelere kapılarını açan insani, ulusal ve hak temelli bir platform olarak öne çıkıyor.
Ailelerin taleplerinin başında hükümetin Uluslararası İnsancıl Hukuk Ulusal Komitesi’ni harekete geçirmesi geliyor.
Dernek, yargı mercileri ve insan hakları örgütleri önünde sunulmak üzere tıbbi raporların, tanık ifadelerinin, fotoğrafların ve hukuken geçerli diğer tüm delillerin derlenmesini ve saldırılara ilişkin kapsamlı bir dava dosyası hazırlanmasını istiyor.
Bunun yanı sıra Dışişleri ve Enformasyon bakanlıklarına çağrıda bulunularak uluslararası insan hakları temsilcilerinin ve medya heyetlerinin ülkede ağırlanması talep ediliyor.
Böylece vurulan bölgelerin bizzat görülmesi, mağdur ailelerin dinlenmesi ve çocukların yaşadığı trajedinin İnsan Hakları Konseyi ve UNICEF’ten BM Özel Raportörlerine kadar tüm uluslararası kurumlara taşınmasını sağlayacak güçlü bir diplomatik seferberliğin başlatılması hedefleniyor.
Derneğin yayımladığı bildiri, tıbbi raporlardan video kayıtlarına, tanık ifadelerinden mühimmat kalıntılarına kadar tüm hayati delillerin korunması sorumluluğunu doğrudan devlet kurumlarına yüklüyor.
Sağ kurtulan veya saldırılardan etkilenen çocuklara tıbbi, psikolojik, eğitimsel ve sosyal destek sağlanması istenirken, mağdur ailelerin de çocuklarının davalarıyla ilgili yürütülecek tüm resmi süreçlere aktif biçimde dâhil edilmesi gerektiği vurgulanıyor.
Parlamento’ya da çağrı yapan dernek, denetim mekanizmalarının işletilmesini istiyor. Lübnan mahkemelerine savaş ve insanlığa karşı işlenen suçları yargılama yetkisi veren, aynı zamanda yetkili yargının gözetimi altında delillerin korunmasını ve titizlikle soruşturulmasını güvence altına alan yasal düzenlemelerin derhal hayata geçirilmesi talep ediliyor.
Adli makamlardan toplanan dosyaları ve ifadeleri titizlikle muhafaza etmesini ve faillerin yargı önüne çıkarılması için hukukun elverdiği tüm adımları atmasını bekleyen grup, medya kuruluşlarına ise daha yalın ve doğrudan bir çağrıda bulunuyor.
Çocukların ana haber bültenlerinde akıp giden soğuk rakamlara indirgenmemesi; isimlerinin, yarım kalan hikâyelerinin ve geride bıraktıkları ailelerinin haber metinlerinde yaşatılması isteniyor.
Bildiride şu ifadeler yer alıyor:
“Çocuklarımızın hızla unutulup gidecek sıradan bir haber malzemesi olmasına izin vermeyin.”
Ailelerin bu çağrısı, “Kalp Atışları” raporunun ulaştığı hukuki sonuçla da örtüşüyor.
Rapor, yoğun nüfuslu sivil yerleşim yerlerinde çocukların defalarca hedef alınmasının, gerçekleştirilen saldırıların boyutunun ve ortaya çıkan yıkıcı sonuçların savaş suçu, hatta kimi durumlarda insanlığa karşı suç kapsamında değerlendirilerek acilen soruşturulması gerektiğini savunuyor.
Raporda vurgulanan en önemli nokta ise yürütülecek her türlü hukuki mücadelenin ilk ve en hayati adımının yaşananları tüm gerçekliğiyle belgelemek ve kanıtları yok olmadan önce güvence altına almak olduğu yönünde.