NYT: Netanyahu seçim öncesi bölgeyi ateşe veriyor Yazıya git

PDF olarak indirmek için yazdırma penceresinde hedef olarak “PDF olarak kaydet” seçeneğini işaretleyin.

Yakın Doğu Haber
İSRAİL
03 Eylul 2026 · 11:46

NYT: Netanyahu seçim öncesi bölgeyi ateşe veriyor

Netanyahu’nun seçim öncesinde güvenlik gündemini öne çıkarmak ve siyasi rakiplerini geriletmek için bölgedeki gerilimleri tırmandırdığı belirtiliyor.

YDH- New York Times yazarı David M. Halbfinger, İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun 27 Ekim’de yapılacak seçimler öncesinde ülkeyi çevreleyen hemen her cephede gerilimi artırdığını belirterek, bu politikanın yalnızca “güvenlik” gerekçeleriyle açıklanamayacağını değerlendirdi.

Netanyahu hükümeti son haftalarda Lübnan’ın güneyindeki Hizbullah mevzilerini bombaladı, Gazze’de 20’den fazla kişiye yönelik hedefli saldırılar gerçekleştirdi ve Türkiye’ye yönelik bir uyarı niteliğinde Suriye’nin kuzeyindeki bir hava üssünü vurdu. Batı Şeria’da ise İsrailli yerleşimcilerin Filistinlilere yönelik şiddetini engellemedi.

İsrail ordusundaki bazı üst düzey komutanlar, bu şiddetin yeni bir Filistin ayaklanmasını tetikleme riski taşıdığı konusunda uyarıda bulunuyor.

Halbfinger’a göre tüm bu gelişmeler, yaklaşık üç yıldır süren savaş nedeniyle zaten “aşırı derecede yıpranmış olan İsrail ordusu ile savaştan bitkin düşen İsrail toplumunu” daha da zorluyor.

Ancak İsrail attığı adımları “ulusal güvenlik” açısından gerekçelendirse de Netanyahu’nun çatışma arayışının “siyasi nedenleri” de bulunuyor.

Netanyahu’nun seçim hesabı: “Güvenlik” kartı

Netanyahu, 27 Ekim’de yeniden seçilmek için yarışacak ancak kamuoyu yoklamalarında rakiplerinin “gerisinde” bulunuyor.

Anketler, muhalefetin Netanyahu ve koalisyonunu iktidardan göndermeye yetecek seviyeye yaklaşan bir desteğe sahip olduğunu gösteriyor.

Üstelik Netanyahu, güvenlik politikaları konusunda hem müttefiklerinden hem de rakiplerinden sağdan gelen saldırılarla karşı karşıya. Bu durum, başbakanın söylemini daha da sertleştirmesine yol açıyor. Buna rağmen Netanyahu’nun en güçlü rakiplerinden eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot, seçmenlerin güvenlik konusunda kime daha fazla güvendiği sorusunda Netanyahu’nun önünde bulunuyor.

Netanyahu’nun üzerindeki en büyük yüklerden biri ise Hamas’ın Ekim 2023’te gerçekleştirdiği ve İsrail’de ağır kayıplara yol açan operasyon sırasında ülkenin başbakanı olması.

Ancak seçim döneminde iktidarda olmanın Netanyahu’ya önemli bir avantaj sağladığı belirtiliyor: Kriz dönemlerinde toplumun yönetimin arkasında kenetlenmesi.

ABD merkezli RAND Corporation’da görev yapan İsrailli analist Shira Efron, Netanyahu’nun “her cepheyi ateşe vermek istediğini, çünkü bunun onu ‘Güvenlik Bakanı’ konumuna yerleştirdiğini” söyledi.

Efron’a göre bu yaklaşım, aynı zamanda 7 Ekim operasyonunun ve Netanyahu’nun son üç-dört yıllık iktidarının başarısızlıklarını gündemden uzaklaştırıyor. Böylece kamuoyunun tartıştığı konu hükümetin İsrail’e verdiği zarar değil, güvenlik durumu oluyor.

Netanyahu’nun bu gerilimleri “siyasi çıkarı” için kullanmaya çalıştığına ilişkin işaretler de bulunuyor. Başbakan salı günü yayımladığı bir videoda, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın “seçimleri kaybetmesini istediğini” söyledi. Ardından İran’daki liderlerin, Hizbullah ve Hamas’ın yanı sıra Türkiye’nin de kendisinin seçimleri kaybetmesini istediğini savundu ve İsrail halkına, “İsrail’in düşmanları bu seçimlerde kimin kazanmasını istiyor?” diye sordu.

İsrailli anket şirketlerine göre, “ulusal güvenliğin” seçim günü seçmenlerin öncelikleri arasında ilk sıraya yerleşmesi, Netanyahu’nun Likud partisine parlamentoda üç sandalyeye kadar kazandırabilir. Bu da muhalefetin çoğunluk elde etmesini engelleyerek Netanyahu’nun yeni bir seçim yapılıncaya kadar iktidarda kalmasını sağlayabilir.

Washington Netanyahu’nun gerilimi tırmandırmasını istemiyor

Analize göre, Netanyahu’nun önündeki en büyük engellerden biri ise İsrail’in en önemli müttefiki ABD’nin neredeyse bütün çatışma alanlarında gerilimi düşürmesi yönünde baskı yapması.

ABD Başkanı Donald Trump, İsrail’i İran’la yürütülen çatışmanın dışında tutuyor ve şimdilik askerî operasyonların yerine ekonomik yaptırımları kullanıyor.

Lübnan’ın güneyinde ise İsrail, Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun gözetimindeki yavaş ilerleyen siyasi görüşmelere katılıyor.

Suriye’de ise İsrail açısından acil bir tehdit oluşturmaktan uzak olan HTŞ rejimi, İsrail’le bir “güvenlik düzenlemesi” üzerinde anlaşabilmek için ABD’nin desteğini arıyor. Böyle bir düzenleme, İsrail askerlerinin tampon bölgeden çekilmesinin önünü açabilir.

Batı Şeria’da İsrailli yerleşimciler ve bazı askerler Filistinli sivilleri taciz eder, saldırır ve yerlerinden ederken, İsrail hükümeti bu kez normalde yerleşimcileri destekleyen ABD’nin Ankara Büyükelçisi Mike Huckabee’nin baskısıyla karşı karşıya. Huckabee, saldırılara karışanları “İsrailli teröristler” olarak nitelendirmiş ve hükümeti bunları durdurmaya çağırmıştı.

Gazze’de ise Netanyahu’nun hareket alanı Trump’ın, büyük ölçüde damadı Jared Kushner tarafından yönetilen “Barış Kurulu” nedeniyle kısmen sınırlandırılmış durumda.

Kurul, temmuz ayında Hamas’ın ilk kez kapsamlı bir silahsızlanma planını kabul etmesini sağladı. Ancak İsrail bu planı reddederek Gazze’ye yönelik saldırıları yeniden başlattı. Kurulun Gazze’den sorumlu üst düzey temsilcisi Nickolay Mladenov, 26 Ağustos’ta BM Güvenlik Konseyi’nde yaptığı konuşmada İsrail’in saldırılarını eleştirdi ve bu saldırıların çok az sonuç verdiğini, yalnızca Gazze’nin silahsızlandırılmasını geciktirdiğini söyledi.

Netanyahu Washington’ın engelini aşacak cephe arıyor

İsrail’in eski dış politika danışmanı ve Şimon Peres’in eski temsilcilerinden Nimrod Novik’e göre Netanyahu, Washington’ın müdahalesi olmadan tırmandırabileceği bir çatışma alanı arıyor.

Novik, Netanyahu’nun tutumunu “bir oteldeki hırsızın hangi kapının açılacağını anlamak için bütün kapıları denemesine” benzetti. Ona göre Netanyahu’nun aradığı şey, Trump rejiminin “en az direniş göstereceği” nokta.

Bu yaklaşım, İsrail’in 18 Ağustos’ta Suriye’nin kuzeyindeki, kullanımdan kaldırılmış bir hava üssüne düzenlediği sürpriz saldırıyı da açıklayabilir.

Suriye saldırısı ve Türkiye’ye verilen mesaj

Türkiye sınırına yalnızca yaklaşık 65 kilometre mesafedeki Ebu Zuhur hava üssüne düzenlenen saldırı, İsrail’in Ankara’ya yönelik bir mesajı olarak yorumlandı.

Saldırının ardından ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, saldırının gerekçelerinden birinin “seçim öncesinde iyi karşılanacak bir hamle” olabileceğini söyledi. Barrack, bu değerlendirmenin yalnızca olası açıklamalardan biri olduğunu belirtti.

İsrailli yetkililer saldırının, Ankara’nın bölgede askerî varlık kurmasını engellemeye yönelik bir uyarı olduğunu savundu. İki Suriyeli yetkiliye göre bir Türk heyeti, üssün yeniden faaliyete geçirilmesine ilişkin görüşmeler kapsamında kısa süre önce İdlib vilayetindeki havaalanını ziyaret etmişti.

İsrail, Suriye’nin Türk askerlerinin burada konuşlanmasına izin vermeyi planladığını ve “İsrail’in uyarılarını görmezden gelmeyi seçtiğini” ileri sürdü.

İsrailli uzmanlara göre asıl tehdit, Türkiye’nin üsse İsrail uçaklarını tehdit edebilecek hava savunma sistemleri yerleştirmesi durumunda ortaya çıkabilir. İsrail, İran’a yönelik saldırılarında Suriye hava sahasını önemli bir güzergâh olarak kullanıyor. Suriye hükümeti ise İsrail’i ülkenin hava sahasını ihlal etmekle suçluyor.

Ancak İsrail’in açıklamalarında Suriye’nin kendi egemenlik haklarına sahip bağımsız bir ülke olduğuna ilişkin herhangi bir vurgu bulunmuyor. Aksine İsrail, Suriye hava sahasını kendi güvenlik kuşağının bir parçası gibi değerlendiriyor. Nitekim İsrail askerleri, ülkenin sınır güvenliğini ileri hatta sağlama gerekçesiyle Suriye’nin güneyinde yaklaşık 400 kilometrekarelik bir bölgeyi işgal altında tutuyor.

Netanyahu’nun “Don’t” mesajı Ankara’ya

İsrail’in açıklamalarında dikkat çeken bir başka unsur ise iç ve dış kamuoyuna yönelik farklı söylemler kullanılması.

Netanyahu’nun ofisi uluslararası kamuoyuna İngilizce yaptığı açıklamada, İsrail’in yalnızca Suriye ile arasındaki “statükoyu” yeniden tesis etmek istediğini söyledi.

Ancak Netanyahu, İsrail kamuoyuna yönelik İbranice videosunda çok daha sert bir dil kullandı ve doğrudan Ankara’ya mesaj verdi:

“Bizi tehdit ettiği için güneye doğru genişleyen bir Türk askerî varlığının kurulmasına müsamaha göstermeyeceğiz. Mesajı ilettik. Bu mesajı nasıl ifade edebilirim? ‘Yapma.’”

Netanyahu’nun İngilizce olarak söylediği “Don’t” ifadesi, Ortadoğu’da özel bir anlam taşıyor. Dönemin ABD Başkanı Joe Biden, İsrail’in Gazze’ye yönelik soykırım savaşının başlamasından yaklaşık bir hafta sonra, Ekim 2023’te Hizbullah ve İran’ın savaşa dahil olmaması yönündeki uyarısını aynı kelimeyle ifade etmişti: “Don’t /Yapmayın.”

İsrail-Türkiye ilişkileri uzmanı Gallia Lindenstrauss’a göre Netanyahu’nun Türkiye’ye yönelik benzer bir uyarıda bulunması kaygı verici.

Lindenstrauss, Netanyahu’nun İsrail kamuoyuna “İsrail’in sınırsız bir güce sahip olduğu” mesajını verdiğini ve bunun “çok tehlikeli” olduğunu belirtti.

Ancak Türkiye’ye yönelik sert söylemin Hamas, Hizbullah veya Suriye’ye yönelik söylemle aynı olmadığına dikkat çekiliyor. Zira Türkiye, NATO’nun en büyük ikinci ordusuna sahip ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Trump’ın yakın müttefiklerinden biri.

Lindenstrauss’a göre Türkiye, sınırına bu kadar yakın ani bir hava saldırısı yerine İsrail’den daha fazla hassasiyet beklemekte haklıydı. Çünkü Kuzey Suriye’de çıkarların dengesi açısından Türkiye’nin bölgedeki çıkarları İsrail’inkinden daha büyük.

Bununla birlikte Lindenstrauss, Türk medyasındaki tepkilere bakıldığında Ankara’nın Netanyahu’nun açıklamalarını şimdilik gerçek bir askerî çatışma tehdidi olarak görmediğini belirtti.

Uzman, bunun nedenini ise şöyle açıkladı: “Neyse ki Türkiye, bu İsrail hamlesini Netanyahu’nun siyasi kampanyasının bir parçası olarak değerlendiriyor.”

Yakın Doğu Haber
ydh.com.tr
Bu belge 03.09.2026 14:10 tarihinde alınmıştır.
https://ydh.com.tr/d/44179/nyt-netanyahu-secim-oncesi-bolgeyi-atese-veriyor