PDF olarak indirmek için yazdırma penceresinde hedef olarak “PDF olarak kaydet” seçeneğini işaretleyin.
ABD’nin İran’ın nükleer programına yönelik baskısı sürerken Suudi rejimine zenginleştirme yolu açabilecek anlaşma, Washington’ın nükleer politikasındaki çelişkiyi gündeme taşıdı.

YDH- Wall Street Journal yazarları Michael R. Gordon ve Laurence Norman, Trump rejiminin Suudi rejimine sivil nükleer program geliştirme imkânı tanıyan anlaşmasının, Suudilerin gelecekte kendi topraklarında uranyum zenginleştirmesinin önünü açabileceğini iddia etti. Yazarlar, bunun Ortadoğu’da nükleer silahlanma riskine ilişkin endişeleri artırdığını belirtti.
ABD yönetiminin Suudilerle imzaladığı 30 yıllık nükleer anlaşmanın ayrıntılarının Kongre’ye sunulmasının ardından Washington’da anlaşmanın nükleer yayılma açısından doğurabileceği sonuçlar tartışılmaya başlandı. Anlaşma, ilk aşamada Suudi topraklarında zenginleştirmeye izin vermese de iki ülke arasında yürütülecek ortak bir çalışma sonucunda bu seçeneğin gündeme gelmesine imkân tanıyor.
Anlaşmada zenginleştirme için yol haritası
Gordon ve Norman’ın aktardığına göre ABD ve Suudi rejimi, iki yıl içerisinde uranyum zenginleştirmenin ekonomik açıdan uygulanabilirliğini ve nükleer malzemenin askerî amaçlarla kullanılmasını engelleyecek güvenlik önlemlerini inceleyecek.
Bu süreçte Suudilere nükleer reaktörler satılabilecek ancak ülkede uranyum zenginleştirilmesine başlanamayacak. Tarafların zenginleştirme konusunda anlaşması hâlinde ise ABD şirketleri ve yabancı tedarikçileri tarafından Suud rejiminde bir tesis kurulabilecek.
İlk aşamada zenginleştirme seviyesinin yüzde 5 olması öngörülürken, ilerleyen çalışmalar sonucunda bu oranın yüzde 20’ye yaklaşmasının mümkün olabileceği belirtiliyor. Uzmanlar, bu seviyenin sivil nükleer enerji açısından kullanılabilse de nükleer silah üretimine giden yolda önemli bir eşik oluşturduğuna dikkat çekiyor.
Washington’ın İran politikasındaki çelişki
Anlaşma, ABD’nin İran’ın uranyum zenginleştirmesini sınırlamak için yıllardır yürüttüğü politikayla da karşılaştırılıyor.
2015’te imzalanan İran nükleer anlaşması kapsamında Tahran’ın zenginleştirme faaliyetleri yüzde 3,67 ile sınırlandırılmıştı. Trump’ın ilk başkanlık döneminde bu anlaşmadan çekilmesinin ardından İran’ın zenginleştirme oranı yüzde 60’a kadar yükseldi.
Gordon ve Norman’a göre Suudi rejimine benzer bir kapasitenin tanınması, Washington’ın Ortadoğu’da hassas nükleer teknolojinin yayılmasını önlemeye yönelik politikasının sorgulanmasına yol açıyor. Nükleer silah seviyesinde zenginleştirme oranı ise yaklaşık yüzde 90 olarak kabul ediliyor.
ABD şirketleri öne çıkacak
Anlaşmanın dikkat çeken unsurlarından biri de Suudi Arabistan’daki olası nükleer altyapının geliştirilmesinde ABD şirketlerine merkezi rol verilmesi.
ABD yönetimi, Amerikan şirketlerinin tesisteki rolünün nükleer malzemenin askerî amaçlarla kullanılmasını önleyeceğini savunuyor. Washington açısından anlaşma, yalnızca Suudilerle stratejik ilişkileri güçlendirme değil, aynı zamanda ABD nükleer enerji sektörünü canlandırma fırsatı olarak görülüyor.
Ancak nükleer silahların yayılmasını önleme uzmanları, ekonomik ve stratejik kazanımların Suudi Arabistan’a hassas nükleer teknolojiler sağlanmasının doğurabileceği riskleri karşılayıp karşılamadığının sorgulanması gerektiğini belirtiyor.
Kongre’nin denetimi tartışmalı
Anlaşmanın bir diğer tartışmalı yönü ise Kongre’nin zenginleştirme kararını engelleme imkânının sınırlı olması.
ABD ve Suudi rejiminin ortak çalışma sonucunda zenginleştirmenin gerekli olduğuna karar vermesi hâlinde Kongre’nin bu kararı doğrudan durdurabileceği bir mekanizmanın bulunmadığı belirtiliyor.
Anlaşmanın Kongre tarafından bloke edilmesi için Temsilciler Meclisi ve Senato’nun üçte iki çoğunlukla ortak bir ret kararı alması gerekiyor. Böyle bir karar çıkmadığı takdirde anlaşmanın yasama sürecinin tamamlanmasının ardından yürürlüğe girmesi bekleniyor.
Denetim mekanizması yeterli mi?
ABD ve Suudi rejimi, nükleer faaliyetlerin denetlenmesi amacıyla belirli tesisleri kapsayan bir denetim düzenlemesi üzerinde de anlaştı.
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Başkanı Rafael Grossi, mevcut doğrulama düzenlemelerinin yeterli göründüğünü belirtirken, silahların kontrolünü savunan kuruluşlar anlaşmanın IAEA’nın Ek Protokolü kadar kapsamlı olmadığını savunuyor.
Ek Protokol, IAEA’ya yalnızca nükleer malzeme bulunduğu bilinen tesisleri değil, şüpheli görülen başka alanları da denetleme konusunda daha geniş yetkiler veriyor.
Eleştirmenlere göre, Suudi rejimine yönelik düzenlemelerin bu standartların gerisinde kalması, özellikle Riyad yönetiminin geçmişte nükleer silah edinme ihtimaline ilişkin açıklamaları dikkate alındığında ciddi bir risk oluşturuyor.
Suudi Veliaht Prens Muhammed bin Selman, 2018 yılında İran’ın nükleer silah edinmesi durumunda ülkesinin de nükleer silah geliştireceğini söylemişti.
Gizli belgeler yeni soru işaretleri doğurdu
Anlaşmanın kamuoyuna açıklanmayan bazı unsurları da tartışmaların odağında bulunuyor.
Trump rejimi, Washington’ın zenginleştirmeyi desteklememesi durumunda Suudilerin 10 yıl boyunca kendi başına veya yabancı bir ortakla uranyum zenginleştiremeyeceğini belirtiyor. Ancak bu taahhüt Kongre’ye gönderilen kamuya açık belgelerde açık biçimde yer almıyor.
Bu nedenle bazı eski nükleer yayılmayı önleme yetkilileri, anlaşmaya ilişkin gizli ek belgelerin de kamuoyuna açıklanmasını talep ediyor.
Beyaz Saray ise Kongre’den kritik bilgilerin saklandığı yönündeki iddiaları reddediyor ve gizli belgelerin ilgili mevzuata uygun biçimde, güvenlik izni bulunan Kongre üyelerinin incelemesine sunulduğunu belirtiyor.
Böylece anlaşma, ABD’nin Suudilerle stratejik ve ekonomik bağlarını güçlendirme hedefi ile Ortadoğu’da nükleer teknolojinin yayılmasını sınırlama politikası arasındaki gerilimi yeniden gündeme taşıyor.