PDF olarak indirmek için yazdırma penceresinde hedef olarak “PDF olarak kaydet” seçeneğini işaretleyin.
İsrail’in “operasyonel kontrol” iddiasına karşın Ali et-Tahir’e yönelik saldırıların sürmesi, Tel Aviv’in sahadaki kontrolüne ilişkin soru işaretlerini artırıyor.

YDH- El-Ahbar’ın haberine göre, Lübnan’ın İsrail toplama kamplarından bir Lübnanlı tutsağı teslim almasının ve Benyamin Netanyahu’nun beş tutsağın daha serbest bırakılacağı sözünü vermesinin ardından işgal ordusu, Ali et-Tahir tepelerinde “operasyonel kontrol” sağladığını iddia etti.
İşgal ordusu, bölgedeki yeraltı tesislerine girdiğini ve bunları etkisiz hale getirdiğini öne sürdü. Arka planda ise “UNIFIL” dosyası yeniden güçlü biçimde gündeme geldi. Fransa’nın, Güvenlik Konseyi üzerinden UNIFIL’in yerine Güney Lübnan’da görev yapacak uluslararası bir güç oluşturmak için girişimlerde bulunduğuna ilişkin bilgiler ortaya çıktı.
Aynı sahnede üç gelişme: Tutsaklar Lübnan’a dönüyor, İsrail güneyde stratejik bir noktadaki askeri varlığını pekiştiriyor ve güneydeki uluslararası şemsiyenin korunmasına yönelik girişimler yürütülüyor. Peki, bunlar yalnızca olayların aynı döneme denk gelmesinden mi ibaret, yoksa bu dosyalar, kamuoyundan uzakta hazırlıkları yürütülen tek bir sürecin farklı parçaları mı?
Bu soru, hazır bir anlaşmanın veya gizli bir mutabakatın varlığını varsaymak anlamına gelmiyor. Mevcut veriler, böyle bir sonuca kesin biçimde varmayı sağlayacak kanıtlar sunmuyor. Ancak bu dosyaların her birini diğerlerinden bağımsız değerlendirmek de zor.
Dün akşam Netanyahu, “Ali et-Tahir tepeleri artık bizim için tehdit oluşturmuyor ve çok sayıda silahlı unsuru etkisiz hale getirdik” açıklamasında bulundu.
İşgal ordusu ise güçlerinin “son dönemde güvenlik bölgesindeki iki yeraltı güzergâhını temizlemek için faaliyet yürüttüğünü ve tepelerin hem yer üstünde hem de altında operasyonel kontrolün sağlandığını” öne sürdü. Ordu ayrıca güçlerinin bölge içerisinde Hizbullah mensuplarıyla çatıştığını, bazılarını öldürdüğünü ve diğerlerinin kaçtığını iddia etti. Yeraltındaki altyapıyı etkisiz hale getirmeye yönelik operasyonların, unsurların bölgeden çıkarılmasının ardından sürdüğü belirtildi.
İsrail ordusunun açıklamasına göre bu tesislerde bulunan unsurlar, İsrail’i ve İsrail ordusu güçlerini hedef alan planlar hazırlıyor ve uyguluyordu. İsrail ordusu, son haftalarda yeraltı güzergâhlarında yürüttüğü operasyonların, bu yapıların kendisine veya İsrail içerisindeki hedeflere yönelik saldırılarda kullanılma kapasitesini “etkisiz hale getirdiğini” iddia etti.
Açıklamada ayrıca tesislerde operasyon odaları, silah depoları, jeneratör odaları ve barınma alanlarının yanı sıra duşlar ve mutfak bulunduğu öne sürüldü. İsrail ordusu, bu şekilde donatılan tesislerin unsurların uzun süre burada kalmasına ve çatışmayı uzun süre yönetmesine olanak sağladığını savundu.
Söz konusu yapıları, yaklaşık yirmi yıl boyunca inşa edilen “stratejik altyapı” olarak nitelendiren İsrail, bunların İran tarafından planlandığını ve finanse edildiğini iddia etti. İsrail güçlerinin güney Lübnan’daki “güvenlik bölgesini temizleme” olarak adlandırdığı operasyona devam edeceği belirtildi.
Sahadaki tablo İsrail’in iddiasını doğruluyor mu?
Ancak sahadan gelen ve İsrail güçleri bölgeye girmeden önce tesislerin boşaltıldığını, bölgede çok sayıda çatışma yaşandığını ve bu çatışmalarda ölü ve yaralılar bulunduğunu belirten bilgiler, tabloya başka bir boyut kazandırıyor. İsrail güçlerinin daha sonra iki tesise girdiği aktarılıyor.
Son savaştan sonraki sözde ateşkesin ardından direniş, Ali et-Tahir tepelerindeki bazı askeri tesislerde İsrail tarafından kuşatılan direnişçileri bölgeden çıkarmak için çalışma yürüttü. İsrail ordusu bu tesislerin içine ulaşmak için defalarca girişimde bulunurken, mevcut bilgilere göre direniş bu girişimleri art arda engelledi ve aynı zamanda direnişçilerin gruplar halinde bölgeden çıkarılmasını sağladı.
Ali et-Tahir’deki askeri tesisler esas olarak çatışma yürütmek amacıyla kurulmuş yapılar değil. Bunlar lojistik faaliyetler, komuta-kontrol, iletişim ve sığınma amacıyla tasarlanmıştı. 2024 savaşının ardından direniş bu tesislere olan bağımlılığını azalttı; 15 ay boyunca devam eden saldırıların ardından ekipmanlarının önemli bir bölümünü buradan çekerek başka noktalara taşıdı. Bunun temelinde, İsrail’in bir sonraki çatışmada bu tesisleri ele geçirmeye çalışacağı yönündeki değerlendirme bulunuyordu. Son savaşta yaşananlar da bu öngörüyü doğruladı.
Sahadaki savunma açısından ise Ali et-Tahir tepesinin korunması, sınırlı bir bölüm dışında, tesislerin içerisinde bulunan direnişçilere dayanmıyor. Direniş, tesislerin dışında bir savunma sistemi kurdu ve bu sistem İsrail saldırılarını defalarca püskürtmeyi başardı. Söz konusu savunma sistemi hâlâ mevcut.
Bu nedenle İsrail ordusunun Ali et-Tahir tepelerinin tamamında kontrol sağladığı yönündeki iddiaları gerçeği tam olarak yansıtmıyor. İsrail birkaç hafta önce bölgedeki bazı küçük tesisleri ele geçirmiş olsa da şu ana kadar Ali et-Tahir koruluğunun kenarlarında bulunuyor ve iç kesimlerine ilerleyebilmiş değil.
İşgal ordusu iddia ettiği gibi tepeyi ve buradaki tüm tesisleri kontrol altına aldıysa, neden bölgeyi savaş uçakları, insansız hava araçları ve topçu ateşiyle neredeyse her gün hedef alıyor? Son saldırılar dün gerçekleştirildi ve İsrail savaş uçakları Ali et-Tahir koruluğuna iki hava saldırısı düzenledi. Yoksa kendi kontrolündeki güçleri mi hedef alıyor?