PDF olarak indirmek için yazdırma penceresinde hedef olarak “PDF olarak kaydet” seçeneğini işaretleyin.
Aun’un Kıbrıs Rum Kesimi, Yunanistan ve BAE ile geliştirdiği ilişkiler, Lübnan’ı İsrail’le kesişen yeni bir bölgesel hatta yaklaştırıyor.

YDH- El-Ahbar’daki analizinde, Lübnan Cumhurbaşkanı Jozef Aun’un geçen hafta sonu Yunanistan’a gerçekleştirdiği ziyaretin zamanlamasına dikkat çeken Neda Eyüb, ziyaretin Doğu Akdeniz’de ve bölge genelinde şekillenen yeni dengelerden bağımsız değerlendirilemeyeceğini belirtti.
Aun’un Atina’da bulunduğu gün, Yunanistan ile İsrail arasındaki güvenlik ortaklığı da yeni bir aşamaya taşındı. İki ülke, İsrail’in Yunanistan’da çok katmanlı hava savunma sistemi kurmasını öngören ve 3 milyar avro değerindeki savunma anlaşmasını imzaladı. Bu anlaşma, iki ülke arasındaki savunma işbirliğinin bugüne kadarki en büyük adımı olarak öne çıktı.
Aynı dönemde Suudi rejimi, Türkiye ve Pakistan da ortak savunma mekanizması olarak şekillenen “Mekke İttifakı”nın kurumsallaştırılması için görüşmeler yürüttü. Görüşmeler sonucunda ittifak için kalıcı bir genel sekreterlik kurulmasının kararlaştırıldığı açıklandı.
Resmi açıklamalara göre Aun, Yunanistan Cumhurbaşkanı Konstantinos Tasulas’tan İsrail’le yapılan “çerçeve anlaşmasının” uygulanmasına yardımcı olmasını istedi ve Lübnan ile İsrail arasındaki düşmanlık durumunun diplomatik yollarla sona erdirilmesi yönündeki tutumunu yineledi.
Ancak olayların sıralanışı resmi açıklamalarda belirtilenden daha geniş bir tablo ortaya koyuyor. Aun’ın Atina ziyareti, Güney Kıbrıs Rum Kesimi’yle deniz sınırı anlaşmasından Türkiye ziyaretine, ardından BAE yatırımlarına ve Yunanistan’la ilişkilerin güçlendirilmesine uzanan bir dizi adımın parçası.
Bu adımlar, Lübnan’ın yalnızca ekonomik ilişkilerini değil, aynı zamanda siyasi ve bölgesel konumunu da yeniden şekillendirmeye yönelik bir sürece işaret ediyor.
Türkiye-Yunanistan rekabeti Lübnan’a taşınıyor
Yunanistan’la geliştirilen ortaklık, Atina’nın Türkiye ile yaşadığı rekabetten ve Doğu Akdeniz’de şekillenen güvenlik ağından ayrı düşünülemez. Yunanistan’ın İsrail’le giderek güçlenen askeri ilişkileri de bu denklemde önemli bir yer tutuyor.
Bu gelişmeler, İsrail’in Türkiye’ye yönelik söylemini giderek sertleştirdiği bir dönemde yaşanıyor.
Aun’ın hükümete veya parlamentoya danışmadan attığı bu adımlar Lübnan’ı BAE, Yunanistan, Kıbrıs ve İsrail’in ortak çıkarlar etrafında şekillenen hattına yaklaştırıyor.
Söz konusu hattın temelinde petrol ve doğalgaz kaynaklarının yanı sıra yatırımlar ve limanlar bulunuyor. Buna karşılık Suudi rejimi, Türkiye ve Pakistan’ın kurmaya çalıştığı “Mekke İttifakı”, bölgesel dengelerde farklı bir güvenlik ve siyasi eksen oluşturma girişimi olarak öne çıkıyor.
Böylece Lübnan, Doğu Akdeniz’de birbiriyle rekabet eden bölgesel ağların kesiştiği alanlardan biri haline geliyor.
Türkiye Lübnan sahasını bırakmıyor
Türkiye ise Lübnan’daki etkisini kaybetmeye hazır görünmüyor.
Aun’un Yunanistan ziyaretinden yalnızca bir gün sonra Türkiye’nin Beyrut Büyükelçisi Murat Lutem, Başbakan Yardımcısı Tarık Mitri ile görüştü. Görüşmede, Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam’ın geçen ay Türkiye’ye gerçekleştirdiği ziyaretin sonuçlarının hayata geçirilmesi ve enerji, su ve bayındırlık gibi kritik alanlardan sorumlu Lübnanlı bakanların Türkiye’ye çalışma ziyaretleri düzenlemesi ele alındı.
Mitri de Türkiye ile siyasi işbirliği dosyasının Lübnan’ın öncelikleri arasında bulunması gerektiğini düşünüyor. Ancak Başbakanlık çevrelerinin bu ilişkinin mezhepsel bir ittifak olarak yorumlanmasına karşı temkinli olduğu belirtiliyor. Başka bir ifadeyle Beyrut, Türkiye ile ilişkilerin “Sünni bir ittifak” şeklinde okunmasını istemiyor.
Türkiye ayrıca İsrail’in son savaşının başlamasından bu yana Lübnan’a insani yardım göndermeyi sürdürüyor. Ankara’nın Lübnan’daki sosyal projelere yönelik finansman programlarını da Türkiye ile bağlantılı kişi ve sivil toplum kuruluşları aracılığıyla artırdığı belirtiliyor.
Bütün bunlar, Türkiye’nin bölgesel rekabetin en hassas alanlarından biri olan Lübnan’daki nüfuzunu koruma çabasını gösteriyor.
Kıbrıs anlaşması Ankara’yı rahatsız etti
Aun’un Kasım 2025’te Güney Kıbrıs Rum Kesimi’yle deniz sınırı anlaşmasını imzalaması ise Lübnan-Türkiye ilişkilerinde yeni bir gerilim başlığı oluşturdu.
Aun’un bu anlaşmayı hukuki itirazlara rağmen hayata geçirdiği ve anlaşma sonucunda Lübnan’ın yaklaşık 5 bin kilometrekarelik münhasır ekonomik bölgesini kaybettiği belirtiliyor.
Aun açısından mesele yalnızca deniz sınırlarının belirlenmesi değildi. Cumhurbaşkanı aynı zamanda Lübnan’ın deniz sınırlarını yeni bir bölgesel yapılanmanın parçası haline getirmeye çalışıyordu.
Ancak Ankara, anlaşmanın kendi çıkarlarını göz ardı ettiği görüşündeydi. Türkiye ile herhangi bir koordinasyon yapılmaması ve Kıbrıs Türklerinin haklarının ele alınmaması, Türkiye’nin sert tepki göstermesine yol açtı. Ankara, anlaşmanın kendi güvenliği ve çıkarlarını tehdit ettiğini ve bölgesel dengelere zarar verdiğini açıkladı.
Aun’ın ardından Türkiye’ye gerçekleştirdiği kısa ziyaret de bu gerilimi gidermeye yönelik bir hamle olarak değerlendirilebilir.
Ardından BAE geldi
Deniz sınırı anlaşmasının ardından rekabetin yeni alanı limanlar oldu.
Geçen hafta Beyrut’ta düzenlenen Lübnan-BAE Ekonomi Forumu’nun hazırlanmasında Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın önemli rol oynadığı belirtiliyor. Organizasyonun koordinasyonunu, daha önce BAE Ulusal Güvenlik Danışmanı Tahnun bin Zayid ile doğrudan bağlantılı bir kurumda çalışmış olan Cumhurbaşkanı’nın ekonomik danışmanı Rawa Harati’nin yürüttüğü ifade ediliyor.
Forumda BAE tarafından verilen mesaj açıktı: Abu Dabi, büyük yatırımlar ve özellikle limanlar üzerinden Lübnan’a girmek istiyor.
Edinilen bilgilere göre Abu Dabi Limanları ve Dubai merkezli şirketler, Trablus’taki ekonomik bölgeye ilişkin kamulaştırma ve yatırım projeleri sundu. Bu projeler Türk şirketi Bauhouse ile rekabet halinde.
Bu gelişme, Ankara ile Abu Dabi arasındaki Doğu Akdeniz merkezli daha geniş ekonomik ve lojistik rekabetin Lübnan’a yansıması olarak değerlendiriliyor.
Dolayısıyla limanlar, yalnızca ekonomik yatırım alanları olmaktan çıkıp Lübnan’ın siyasi ve coğrafi konumunu yeniden şekillendirebilecek araçlara dönüşüyor.
Aun’ın yönü nereye?
Neda Eyüb’e göre bütün bu gelişmeler bir arada değerlendirildiğinde Aun’un Lübnan’ın siyasi ve bölgesel konumunu yeniden belirleyen bir süreç yürüttüğü görülüyor.
Lübnan cumhurbaşkanının, Güney Kıbrıs Rum Kesimi’yle deniz sınırı anlaşmasından Türkiye ile ilişkileri dengeleme çabasına, BAE yatırımlarından Yunanistan’la güvenlik işbirliğine kadar uzanan adımlarla Lübnan’ı yeni bir bölgesel hatta taşıyor.
Eyüb, Aun’un bu sürecin nereye gittiğini bildiğini ve söz konusu yönelimin ya kendi siyasi tercihi doğrultusunda ya da cumhurbaşkanı olarak seçilmesine zemin hazırlayan daha geniş bir misyonun parçası olarak yürütüldüğünü vurguluyor.