PDF olarak indirmek için yazdırma penceresinde hedef olarak “PDF olarak kaydet” seçeneğini işaretleyin.
İngiltere’nin Batı Şeria’daki İsrail yerleşimlerine yönelik yaptırım hazırlığı iki ülke arasındaki gerilimi tırmandırırken, Falkland Adaları üzerinden başlayan tartışma krizi yeni bir boyuta taşıdı.

YDH- İngiltere ile İsrail arasındaki gerilim, Andy Burnham hükümetinin işgal altındaki Batı Şeria’ya ilişkin bir dizi sert önlem açıklamaya hazırlanmasıyla hızla tırmanıyor. Söz konusu önlemler arasında yasa dışı İsrail yerleşimlerinden gelen ürünlerin yasaklanması da bulunuyor.
İsrail ise İngiltere’yi karşılık vermekle tehdit etti. İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar bu hafta yaptığı açıklamada, “İngiltere İsrail’e karşı adım atarsa İsrail de İngiltere’ye karşı adım atar.” dedi.
İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu da İngiltere’yi “Britanya İslam Cumhuriyeti” olarak nitelendirdi.
Netanyahu’nun oğlu Yair Netanyahu ise bu hafta yaptığı açıklamada Falkland Adaları’nın İngiltere’ye değil Arjantin’e ait olduğunu söyledi.
Yair Netanyahu herhangi bir bakanlık görevinde bulunmuyor ancak ABD Başkanı Donald Trump, bu açıklamaların ardından Washington’un İngiltere’nin adalar üzerindeki egemenliğine ilişkin tutumunu yeniden değerlendirebileceğini belirtti.
Trump perşembe günü, Arjantin’in Falkland Adaları’nı işgal etmesi durumunda İngiltere’yi desteklemeyebileceğini de ima etti. Trump, GB News’e yaptığı açıklamada, “Şubat ayında ABD ve İsrail İran’a saldırmaya başladığında ülkeniz bize yardım etmek için orada değildi” dedi.
Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei de bu hafta başında ülkesinin ulusal egemenliğinin “ihlal edildiğini” belirterek, Arjantin’in çıkarlarını “kim rahatsız olursa olsun, dişine tırnağına kadar” savunacağını söyledi.
Milei cuma sabahı ulusa sesleniş konuşmasında, Falkland Adaları çevresinde petrol aramak isteyen şirketlere yaptırım uygulanacağını açıkladı. Milei ayrıca “değişim rüzgarlarının” Arjantin’in adalar üzerindeki hak iddiasından yana olduğunu savundu.
Falkland krizinin arkasındaki eski hesap
İsrail’in Falkland Adaları üzerinden İngiltere’ye yönelik meydan okumalarının arkasında, tarih boyunca genel olarak yakın müttefik olan iki ülke arasındaki gizli çatışmanın bulunduğu belirtiliyor.
Bugün büyük ölçüde unutulmuş olsa da İsrail, 1980’lerdeki Falkland Savaşı sırasında İngiltere’ye karşı Arjantin’i silahlandırdı ve onlarca İngiliz askerinin ölümüne yol açtı.
Falkland Adaları üzerindeki egemenlik konusunda Arjantin ve İngiltere hak iddiasını sürdürüyor. Ancak 3 bin 600 civarında nüfusa sahip adalarda yaşayanların ezici çoğunluğu İngiliz yönetimini destekliyor.
Arjantin güçleri 2 Nisan 1982’de Falkland Adaları’nı işgal etti ve bunun sonucunda 74 gün süren bir savaş başladı. Savaşı nihayetinde İngiltere kazandı.
Yaklaşık on yıl önce gizliliği kaldırılan İngiliz hükümeti belgeleri, savaş sırasında İsrail’in Arjantin’e Skyhawk savaş uçakları da dahil olmak üzere gizlice silah sattığını ortaya koydu.
Bu uçaklar İngiliz kuvvetlerini bombalamak için kullanıldı ve 48 asker ile denizcinin ölümüne, dört İngiliz savaş gemisinin batırılmasına yol açtı.
Arjantinli gazeteci Hernan Dobry’nin 2011 yılında yayımladığı bir kitapta, İsrail’in silahları Peru üzerinden gerçekleştirilen gizli kargo uçuşlarıyla Arjantin’e gönderdiği kaydedildi.
İsrail ayrıca Arjantin’e havadan havaya füzeler, tanksavar mayınları, havan topları, makineli tüfekler ve Skyhawk uçakları için yakıt tankları sattı.
Bunun yanı sıra İsrail, Arjantin’deki askeri diktatörlüğe yenilenmiş 20 Nesher savaş uçağı da sağladı. İsrail’in savaş sırasında Arjantin’e gerçekleştirdiği silah ihracatının değerinin yaklaşık 1 milyar dolar olduğu tahmin ediliyor.
Ancak İsrail Arjantin’i silahlandırdığını defalarca reddetti. Bunun üzerine İngiliz Dışişleri Bakanlığı, İsrail’in faaliyetlerine ilişkin elde ettiği bilgileri İngiliz basınına sızdırdı.
Bu bilgiler arasında Arjantin’in “Panamalı bir aracı üzerinden Zürih’teki Credit Suisse’e, Tel Aviv’de bulunan Israel Aircraft Industries Ltd lehine akreditif açtırma” girişimleri de yer aldı.
Dönemin İngiliz Dışişleri Bakanlığı yetkililerinden biri, “İşgal altındaki topraklardan çekilmek, kendi durumları açısından sonuçlarını hemen görecek İsrailliler için pek de ikna edici bir argüman değil” ifadelerini kullandı.
Dönemin İngiltere’nin Tel Aviv Büyükelçisi Patrick Moverly ise “İsraillilerin dünyanın geri kalanına bakmak konusunda her zaman kendilerine özgü bir yöntemi olmuştur” dedi. Moverly, İsrail’in “gözlerini boyamak için devasa bir çaba” yürüttüğünü belirtti.
Bir başka İngiliz yetkili de “İsrailliler görünüşe göre Arjantin’e uçak gönderirken aynı zamanda bizi tekrarlanan inkârlarla oyalıyor ve biz her iki açıdan da kaybediyoruz.” ifadelerini kullandı.
İsrail neden Arjantin’i silahlandırdı?
İsrail’in dönemin yakın müttefiki İngiltere’ye karşı Arjantin’i neden silahlandırdığı sorusunun yanıtında ekonomik ve siyasi hesapların öne çıktığı görülüyor.
Dönemin İsrailli diplomatlarından biri, savaşın İsrail’e “Arjantin ve Latin Amerika’daki silah pazarını geliştirmek için son derece cazip bir fırsat” sunduğunu ve bunun İsrail açısından uzun vadede büyük bir potansiyel taşıdığını ifade etmişti.
Ancak bunun başka bir nedeni daha vardı. İngiltere ile İsrail, silah ambargosu nedeniyle zaten karşı karşıya gelmişti.
Dönemin İsrail Başbakanı Menachem Begin’in İngiltere ile ilişkileri özellikle gergindi.
Begin daha önce, İngiliz Mandası döneminde Hayfa’daki İngiliz Subaylar Kulübü’ne yönelik bombalı saldırıyı gerçekleştiren Irgun Zvai Leumi adlı örgütün komutanlığını yapmıştı. Saldırıda çok sayıda kişi ölmüş ve yaralanmıştı.
Irgun, Temmuz 1946’da Kudüs’teki King David Oteli’nde bulunan İngiliz idari merkezini de bombalamış ve aralarında 28 İngiliz vatandaşının da bulunduğu 91 kişinin ölümüne neden olmuştu.
İsrail’in 1982’de Lübnan’ı işgal etmesi sırasında dönemin İngiltere Başbakanı Margaret Thatcher, ABD Başkanı Ronald Reagan’a “dengeli bir politikanın” en doğru yaklaşım olduğunu söylemiş ve “İsrail’e sınırsız destek verilmesinin Arap dünyasında yalnızca kutuplaşmayı ve umutsuzluğu artıracağını” belirtmişti.
İngiltere, İsrail’e yönelik silah ambargosunu 1994’e kadar sürdürdü. Thatcher ayrıca İsrail ordusunun desteğiyle Hristiyan Falanjistler tarafından Lübnan’da gerçekleştirilen 1982 katliamlarını “tam bir barbarlık” olarak nitelendirdi.
Begin hükümeti bu nedenle Arjantin’i silahlandırmayı, İngiltere’ye İsrail’e yönelik silah ambargosunu kaldırması ve İsrail’in Arap dünyasındaki düşmanlarına silah satışını durdurması yönünde baskı yapmanın bir yolu olarak gördü.
Ancak bu girişim sonuç vermedi. Thatcher döneminde İngiltere, dokuz Avrupa ülkesinin işgal altındaki Filistin topraklarındaki İsrail yerleşimlerine ilişkin kaygılarını resmileştirdiği Venedik Bildirisi’ni imzaladı.
Thatcher ayrıca 1980’de Dennis Walters’ın başkanlığında Conservative Middle East Council’ın (Muhafazakâr Orta Doğu Konseyi) kurulmasına öncülük etti.
İngiltere ve İsrail yeniden karşı karşıya
Aradan geçen onlarca yılın ardından İngiltere ve İsrail bir kez daha karşı karşıya geldi.
İngiltere 2024’te müttefiki İsrail’e kısmi silah ambargosu uygulamaya koydu. Şimdi ise İsrail yerleşimleriyle bağlantılı ciddi yaptırımlar getirmesi bekleniyor.
İngiltere Dışişleri Bakanı Ed Miliband salı günü İngiliz milletvekillerine yaptığı açıklamada, hükümetin önümüzdeki haftalarda “kapsamlı” bir yaptırım paketi uygulamayı planladığını söyledi.
Miliband, İsrail’in E1 bölgesine ilişkin yeni planının “Filistin devletinin kurulmasını imkânsız hale getirme riski taşıdığını” belirtti.
İsrail Dışişleri Bakanı Saar ise buna karşılık “İsrail bu politikanın pasif bir mağduru olmayacak” diyerek ülkesinin “haklarını, çıkarlarını ve halkını” savunacağını söyledi.
İsrail basınında yer alan haberlere göre Tel Aviv, İngiltere’ye nasıl karşılık vereceğini değerlendiriyor. ABD’nin ise İngiltere’ye yaptırım uygulamaması yönünde özel kanallardan baskı yaptığı belirtiliyor.
Nisan ayında sızdırılan bir Pentagon notunda da Washington’un İngiltere ile yürütülen müzakerelerde Falkland Adaları meselesini bir pazarlık unsuru olarak kullanabileceği öne sürülmüştü.
Önümüzdeki birkaç haftada yaşanacak gelişmelerin yalnızca İngiltere-İsrail ilişkilerinin değil, İngiltere-ABD ilişkilerinin de yıllar boyunca seyrini belirleyebileceği değerlendiriliyor.