Afrika'da İsrail'in stratejik ağı: "İsrail Kuşağı" Yazıya git

PDF olarak indirmek için yazdırma penceresinde hedef olarak “PDF olarak kaydet” seçeneğini işaretleyin.

Yakın Doğu Haber
İSRAİL
06 Eylul 2026 · 13:20

Afrika'da İsrail'in stratejik ağı: "İsrail Kuşağı"

Tel Aviv rejimi Afrika’daki siyasi, askerî ve ekonomik nüfuzunu birbirine bağlı bir hatta dönüştürerek Arap dünyasını çevrelemeyi hedefleyen yeni bir strateji izliyor.

YDH- El-Ahbar yazarı Muhammed Abdulkerim Ahmed, İsrail'in Kızıldeniz ve Afrika Boynuzu'ndan kıtanın merkezine ve batısına uzanan geniş bir coğrafyada askerî, güvenlik ve ekonomik ilişkilerini derinleştirerek Arap dünyasını çevreleyen bir "İsrail kuşağı" oluşturmaya çalıştığını yazdı.

Ahmed, ağustos ayı başında Uganda'nın Entebbe Havalimanı'ndaki eski terminal binasının girişinde İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu'nun kardeşi Yonatan Netanyahu'nun heykelinin yeniden açılmasının, İsrail'in Afrika'nın kalbindeki devam eden nüfuz genişlemesini yeniden gündeme taşıdığını belirtti.

Bundan 50 yıl önce Atina'dan kalktıktan sonra kaçırılarak Entebbe'ye yönlendirilen Air France uçağındaki rehineleri kurtarmak için düzenlenen operasyonda öldürülen İsrailli subayın Uganda'da anılması, Burundi ve Kamerun başta olmak üzere bazı Afrika ülkelerinin İsrail'le güvenlik, askerî ve ekonomik ilişkilerini derinleştirmeye yönelik girişimleriyle aynı döneme denk geldi.

Bu girişimler, Etiyopya ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin geniş kapsamlı desteğini de alıyor. Böylece Kızıldeniz, Afrika Boynuzu ve Orta Afrika'yı birbirine bağlayan ve söz konusu aktörleri kapsayan bir "ittifakın" şekillenmekte olduğu ihtimali güçleniyor.

Etiyopya'nın başkenti Addis Ababa, İsrail'in Burundi nezdinde akredite büyükelçiliğine ev sahipliği yaparken, Abu Dabi de Uganda Devlet Başkanı Yoweri Museveni yönetimine ve Kampala'nın Sudan, Güney Sudan ve Nil suları gibi bölgesel konulardaki girişimlerine destek veriyor.

Afrika'daki siyasi elitlerin Filistin meselesiyle ilişkisi ise tarihsel bir sorunla şekilleniyor. Kıtadaki elitlerin önemli bir bölümü, Filistin'i "halkı olmayan bir toprak" şeklinde sunan veya Siyonist ve Yahudi anlatılarının dışında gerçek bir tarihe sahip olmadığı izlenimini veren resmi sömürgeci anlatıyı benimsedi.

Bu yaklaşım, sömürgecilik karşıtı Pan-Afrikan hareketin önde gelen isimlerinden Trinidadlı George Padmore'un İngiliz Mandası döneminde Filistin'de bulunduğu yıllara ilişkin yazılarında dahi görüldü.

Gana'nın eski Devlet Başkanı Kwame Nkrumah döneminde de İsrail'le ilişkiler oldukça ileri bir düzeye ulaştı. Nkrumah, 1950'lerde Gana'nın Black Star filosunu Süveyş Kanalı üzerinden geçen İsrail ticaretinin hizmetine sundu ve Şubat 1966'daki darbeyle devrilmesine kadar Afrika meselelerinin Filistin meselesinden ayrı tutulması gerektiğini savundu.

Afrika ülkeleri Gazze için devreye sokuluyor

Afrika hükümetlerinin önemli bir bölümü gerçek bir halk desteğine, hatta resmi bir anayasal meşruiyete dayanmak yerine iktidarlarını korumak ve "kalkınma" politikalarını sürdürebilmek için dış desteğe ihtiyaç duyuyor.

Bu politikalar "yeni sömürgeciliğin" araçlarıyla giderek daha fazla bağlantılı hale gelirken, kıtanın kaynaklarının son derece düşük bedeller karşılığında yağmalanmasını sağlayan düzen de devam ediyor.

İsrail'in bazı Afrika ülkeleri üzerindeki etkisi artık Tel Aviv'e ideolojik ve siyasi destek sağlanmasının ötesine geçmiş durumda. Bu ülkeler doğrudan İsrail'in Filistin'deki, özellikle de Gazze Şeridi'ndeki politikalarının uygulanmasına dahil edilmeye başlanıyor.

Bu kapsamda Uganda ve Burundi, "Barış Kurulu"nun gözetiminde ve ABD ile İsrail'in desteğiyle Gazze'de konuşlandırılması planlanan "Uluslararası İstikrar Gücü"ne katılma niyetlerini açıkladı.

İki ülkenin askerî yetkilileri, ağustos ayı sonunda İsrail'de gerçekleştirilen ortak görüşmelerin ardından görev için gönderilmesi planlanan askerlerin seçildiğini bildirdi.

Uganda ve Burundi bu tür operasyonlarda önemli deneyime sahip. İki ülke, on yılı aşkın süre boyunca Somali'deki "barışı koruma" misyonlarına çok sayıda asker gönderdi.

Museveni hükümeti 24 Ağustos'ta "İstikrar Gücü"ne 1200 Ugandalı asker sağlama taahhüdünde bulundu. Çeşitli kaynaklara göre Kampala katılım için son hazırlıkları yapıyor.

Burundi'nin Gazze'ye göndereceği kuvvetin büyüklüğü ise henüz kesinleşmedi. Gönderilecek asker sayısının yaklaşık 20 bine ulaşabileceği ve Uganda birliğinden çok daha büyük olabileceği öne sürülüyor.

Gitega'nın nihai kararında, uluslararası güce katılım karşılığında elde edeceği kazanımların belirleyici olması bekleniyor.

Times of Israel, ağustos ortasında Uganda ve Burundi ordularından üst düzey subayların, konuşlanma öncesindeki saha incelemeleri kapsamında Gazze'nin güneyindeki Refah'ı ziyaret ettiğini bildirmişti.

Bu ziyaret, Burundi'nin İsrail'le yapılacak anlaşmanın şartlarının tamamlanmasına bağlı olarak nihai karar vermeye yaklaştığı ihtimalini güçlendiriyor.

Uganda ile Burundi arasındaki mevcut askerî görüşmeler ve koordinasyonun niteliği, Afrika birliklerine hem operasyonel hem de coğrafi olarak belirli görevler verileceğine işaret ediyor. Bu birliklerin ağırlıklı olarak Mısır sınırındaki Refah'ta konuşlandırılması bekleniyor.

Kahire ile bu konuda ne düzeyde koordinasyon yürütüldüğü henüz bilinmiyor. Bununla birlikte girişim Washington'un tam desteğine sahip ve ABD'nin Afrika ülkelerinin katılımını teşvik etmek amacıyla Körfez ülkelerinden ek finansman sağlanması için harekete geçebileceği değerlendiriliyor.

"Uganda Projesi"nden "Entebbe İttifakı"na

İsrail ile Doğu Afrika arasındaki ilişkilerin tarihsel kökleri İngiliz sömürgeciliği dönemine kadar uzanıyor.

İngiltere'nin Doğu Afrika'daki yayılmasının zirveye ulaştığı dönemde, Nisan 1903'te "Uganda Projesi" veya "Britanya Uganda Programı" olarak bilinen plan gündeme getirildi.

Plan, Theodor Herzl'in Ekim 1902'den itibaren Londra'da katıldığı uzun görüşmelerin ve dönemin İngiltere Sömürgeler Bakanı Joseph Chamberlain'in Mombasa'ya yaptığı kısa ziyaretin ardından ortaya atıldı.

Projeye göre Britanya Doğu Afrikası himayesi içerisinde, yaklaşık 13 bin kilometrekarelik bir alanda belirli ölçüde özerkliğe sahip bir Yahudi yerleşimi kurulacaktı. Söz konusu alan, 1948 öncesindeki Filistin topraklarının yaklaşık yarısına karşılık geliyordu.

Başta Rusya'daki Yahudi gruplar olmak üzere çeşitli çevrelerin projeye karşı çıkması nedeniyle plan hayata geçirilmedi. Buna rağmen yaklaşık 80 Yahudi aile bireysel olarak Mombasa'ya, oradan da kurulması düşünülen yerleşimin bulunduğu Uasin Gishu Platosu'na ulaştı. Balfour Deklarasyonu'nun ardından proje neredeyse tamamen rafa kaldırıldı.

Özünde "sahte" olan bu tarihsel arka plan, Uganda'nın 1962'de bağımsızlığını kazanmasının ardından İsrail ile yakın ilişkiler kurulmasının dayanaklarından biri haline getirildi.

İsrailli tarihçilere göre Uganda ve Kenya, David Ben-Gurion'un "Çevre İttifakı" stratejisinde temel bir konuma sahipti. Uganda özellikle 1967-1969 yılları arasında İsrail silahlarının Güney Sudan'a ulaştırılmasında başlıca güzergâhlardan biri oldu.

Daha sonra İdi Amin Dada döneminde İsrail-Uganda ilişkileri benzeri görülmemiş ölçüde gelişti. Amin, selefi Milton Obote döneminde savunma bakanıyken İsrail'e duyduğu hayranlığı açıkça ortaya koymuş, 1971'de Obote'yi devirerek iktidarı ele geçirdiği darbede de İsrail'in desteğini almıştı.

Museveni de selefi Amin gibi İsrail'le ilişkileri iktidarının devamının güvencelerinden biri olarak görüyor. Aynı zamanda iktidarı, Uganda Silahlı Kuvvetleri Komutanı olan oğlu General Muhoozi Kainerugaba'ya devretmeye hazırlanıyor.

Kainerugaba, Entebbe Havalimanı'ndaki Yonatan Netanyahu heykelinin açılışına katılmasından birkaç gün sonra, 25 Ağustos'ta 2031 yılında üst düzey bir görevi üstlenmeye hazır olduğunu açıkladı.

Uganda basınındaki haberlere göre Kainerugaba, babasının yerine geçmeye hazırlanırken yönettiği başlıca dosyalardan biri olarak İsrail'le ilişkileri derinleştirmekle görevlendirildi. Bunun bir parçasını da Tel Aviv ile Kampala arasında İran'la mücadele başlığı altında şekillendirilen "Entebbe İttifakı"nın güçlendirilmesi oluşturuyor.

Kainerugaba mart ayında yaptığı açıklamada, "Dünya Ortadoğu'daki savaşı sona erdirmek isterken, İsrail'in yok edilmesinden veya yenilgiye uğratılmasından söz edilmesi Uganda'yı onun yanında savaşmaya iter." demişti.

Ugandalı komutan ayrıca Yonatan Netanyahu'nun heykelini dikmek için çalıştıklarını belirterek, bunu "Uganda ile İsrail arasındaki kan bağlarını" güçlendirecek bir adım olarak tanımlamıştı. Heykel projesi daha sonra hayata geçirildi.

Museveni'nin "sömürgecilik karşıtlığı"

2024'te Kampala'da Bağlantısızlar Hareketi Zirvesi'ne, 2025 sonunda ise gözden geçirme zirvesine ev sahipliği yapan Museveni, bu toplantılarda sömürgeciliğe ve onun dünyadaki mirasına karşı güçlü söylemler kullandı.

Buna karşın Museveni bugün Uganda Halk Savunma Kuvvetleri'ni Filistinli direniş gruplarını silahsızlandırmayı ve Filistin'i bir "Amerikan sömürgesine" dönüştürmeyi amaçlayan bir projenin hizmetine sunarak ABD-İsrail emperyalizmine hizmet ediyor.

Bu politika Uganda'da, özellikle resmi devlet kurumlarıyla bağlantılı din adamları arasında belirgin bir dini destek de görüyor.

Ulusal Birlik Platformu Başkan Vekili John Nambeshe'nin ağustos ortasındaki tutumu buna örnek oluşturdu. Nambeshe, Uganda'nın uluslararası güce katılma kararına destek verirken parlamentodaki görüşmeler sırasında askerlerin hangi prosedürler, denetim mekanizmaları ve koşullar altında görev yapacağı konusunda bazı kaygılar dile getirdi.

Baba ve oğul Museveni'nin tutumları, İsrail'in Orta ve Doğu Afrika'daki çıkarlarına hizmet eden yeni bir döneme işaret ediyor.

Bu kapsamda Sudan'daki Hızlı Destek Kuvvetleri'ne siyasi ve lojistik destek sağlanmasından Mısır'ın Nil sularına güvenli ve sürdürülebilir erişiminin tehdit edilmesine, Birleşik Arap Emirlikleri'nin Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nin kaynaklarını yağmalamaya yönelik projesinin desteklenmesine kadar uzanan bir dizi politika öne çıkıyor.

Bütün bunların Museveni'nin 40 yılı aşkın süre önce iktidara gelirken kullandığı "iktidarın el değiştirmesi gerektiği" gibi denenmiş ideolojik sloganların eşliğinde yürütülmesi de dikkat çekiyor.

İsrail-Burundi hattı: Coğrafyayı kontrol etmek

Burundi askerlerinin Gazze'deki "Barış Kurulu"na bağlı güce katılma girişimi, Gitega ile Tel Aviv arasındaki ilişkilerin ulaştığı derinliği ortaya koyuyor.

İsrail, Burundi'ye özellikle Burundi Üniversitesi üzerinden eğitim alanında destek sağlarken, tarım, savunma, enerji üretimi ve sağlık alanlarında da faaliyet yürütüyor.

Bu çalışmaların önemli bir bölümünü İsrail Dışişleri Bakanlığı'na bağlı Uluslararası Kalkınma İşbirliği Ajansı MASHAV yönetiyor.

İsrail'in Burundi'deki faaliyetleri ve Gitega'nın bunlara verdiği olumlu karşılık, Tel Aviv ve bağlantılı yapıların Demokratik Kongo Cumhuriyeti'ndeki faaliyetlerinden bağımsız değil. İsrail buradaki çatışmanın iki tarafına da zaman zaman şartlı destek sağlıyor.

İsrailli uzmanlar 2026 baharında Blackwater şirketi üzerinden bölgedeki çatışmaya da dahil oldu.

Blackwater'ın kurucusu Erik Prince, özel bir güvenlik gücünün insansız hava araçlarını işletmek ve Kinşasa yönetimine, Burundi sınırında bulunan stratejik Uvira kentinin Ruanda destekli isyancılara karşı korunmasında yardımcı olmak üzere konuşlandırıldığını açıklamıştı.

Afrika'da "İsrail kuşağı"

İsrail'in Orta ve Batı Afrika'daki yoğun faaliyetleriyle Afrika Boynuzu'ndaki girişimleri birbirinden bağımsız değil.

Tel Aviv, Afrika'da coğrafi olarak birbirine bağlanan kesintisiz bir nüfuz hattı oluşturmaya çalışıyor.

Bu hat Afrika'da İsrail'in stratejik ağı: "İsrail Kuşağı"doğuda Somaliland'dan başlayarak Etiyopya, Güney Sudan, Uganda, Ruanda ve Burundi üzerinden Orta Afrika Cumhuriyeti ile Kamerun'a, oradan da Batı Afrika'daki bazı ülkelere kadar uzanıyor.

Söz konusu hat, Afrika'da bir "İsrail kuşağı" olarak tanımlanıyor.

Bu strateji, Ben-Gurion'un Arap dünyasının çevresindeki ülkeleri "dayanak noktaları" olarak kullanmaya dayanan eski "Çevre İttifakı" politikasının yeniden canlandırılmasının ötesine geçiyor.

İsrail artık Arap dünyasının çevresini coğrafi olarak birbirine bağlı ve bütünlüklü bir kuşakla sarmaya çalışıyor.

Bu kuşağın Arap dünyasını giderek daha fazla sıkıştırabileceği, ilerleyen dönemde bölgede kalan siyasi bütünlüğün ve ulusal güvenliğin aşınmasına, hatta bazı Arap devletlerinin varlığını sürdürmesini sağlayan temel unsurların zayıflamasına kapı aralayabileceği değerlendiriliyor.

Yakın Doğu Haber
ydh.com.tr
Bu belge 06.09.2026 15:26 tarihinde alınmıştır.
https://ydh.com.tr/d/44328/afrika-da-israil-in-stratejik-agi-israil-kusagi