Amerika, Çin'i cezalandırmaya cesaret edebilecek mi? Yazıya git

PDF olarak indirmek için yazdırma penceresinde hedef olarak “PDF olarak kaydet” seçeneğini işaretleyin.

Yakın Doğu Haber
İSRAİL EKSENİ
08 Eylul 2026 · 08:42

Amerika, Çin'i cezalandırmaya cesaret edebilecek mi?

"Washington deniz ablukası ve ufak çaplı kuruluşlara yönelik yaptırımlarla mı yetinecek, yoksa kırmızı çizgiyi çiğneyip Çin’in dev bankalarını vurmaya cüret edebilecek mi?"

YDH - Donald Trump yönetimi, İran’ın petrol gelirlerini kesmek amacıyla mali ve iktisadi ablukayı sıkılaştırırken, Tahran’ın ham petrol ihracatının yüzde 80’inden fazlasını alan Çin’in bu baskılara nasıl direneceği belirleyici unsur olarak öne çıkıyor. Amerikan tarafı yeni yaptırım paketini sarsıcı bir hamle olarak takdim etse de Pekin ile topyekûn bir finansal çatışmayı tetiklememek ve küresel piyasaları sarsmamak adına dev Çin bankalarını doğrudan hedef almaktan kaçınıyor. El-Ahbar gazetesi yazarı Lina Baalbeki; enerji fiyatlarındaki yükselişin Amerikan ekonomisine çıkaracağı fatura, uluslararası aktörlerin uyum düzeyi ve Pekin’in alternatif ticaret kanallarındaki tecrübesi karşısında, Washington’ın dev finans kurumlarına dokunmaya cüret edememesi durumunda tehditlerin sonuçsuz bir siyasi retorikten öteye geçemeyeceğini vurguluyor.

Donald Trump yönetimi, Tahran yönetimine "herhangi bir can damarı" sağlayan ülkeleri "ağır ekonomik sonuçlarla" tehdit ederek İran üzerindeki iktisadi ve mali ablukayı kararlılıkla daraltırken; bu bilek güreşindeki başarının anahtarı, doğrudan Pekin’in baskılara vereceği karşılıkta düğümleniyor.

Zira 2025 yılı verilerine bakıldığında, İran’ın Çin rafinerilerine yönelik ham petrol ihracatı, Tahran’ın toplam dış satımının yüzde 80’inden fazlasını oluşturuyor.

Petrol tankerlerini izleyen kuruluşların paylaştığı veriler, İran ham petrolünün Çin’e akmaya devam ettiğini, bu sevkiyatların bir kısmının ticaret kayıtlarına Malezya ve Endonezya gibi ülkelerden geliyormuş gibi geçirildiğini belgeliyor; nitekim Çin Gümrük İdaresi 2022 yılından bu yana İran’dan doğrudan yapılan ham petrol ithalatını kayıtlara geçirmeyi bıraktı.

Yine aynı verilere göre Çin’in ithalatı, savaşın patlak vermesinden hemen önce, bu yılın şubat ayında günlük yaklaşık 1,6 milyon varil seviyesindeyken geçen temmuzda 800 bin varile, İran’a yönelik deniz ablukasının yeniden tesis edilmesinin hemen ertesinde, ağustos ayında ise günlük yaklaşık 530 bin varile geriledi.

Bu tablo karşısında zihinleri meşgul eden temel soru şu: Acaba Birleşik Devletler bu ihracatı sahiden sıfırlayabilecek mi, yoksa Çin -geçmişte "hayalet filo" vasıtasıyla petrol alımını sürdürdüğü, ödemeleri yuan üzerinden denkleştirdiği ve kendi şirketlerine Amerikan yaptırımlarını hiçe sayma yetkisi veren "engelleme yasasını" devreye soktuğu dönemlerde olduğu gibi- bu kısıtlamaların etrafından dolanmayı yeniden başaracak mı?

Trump ile Hazine Bakanı Scott Bessent; havacılık, deniz taşımacılığı, bankacılık, altın, teknoloji ve kripto varlık sektörlerini hedef alan yeni yaptırım paketinin adeta "Normandiya Çıkarması" tesiri yaratacağını, İran’a yardıma yeltenen herhangi üçüncü bir ülkenin dolar eksenli küresel finansal sistemle bağının büsbütün koparılacağını iddia ediyor.

Ne var ki yalın gerçeklik, söz konusu tasarının, Tahran’ın direnme iradesini kırmakta yetersizliği tescillenmiş ve Washington karşıtı cephenin genişleyen imkânları karşısında etkisi sınırlı kalmış bayat politikaların tekrarından ibaret olduğunu fısıldıyor.

Böyle bir planın vurucu çekirdeği, aslında Birleşik Devletler’in "odadaki file", yani dev Çin bankaları ile mali kuruluşlarına dokunma kudretine -yahut cüretine- dayanıyor.

Nitekim eski yaptırım uzmanı ve İran’a yönelik abluka stratejisinin başlıca mimarlarından Richard Nephew da dâhil olmak üzere pek çok uzmanın altını çizdiği gerçek tam olarak bu noktada belirginleşiyor.

Nephew’a göre, "Asıl baskı noktası doğrudan İran ödemelerini gerçekleştiren küçük ölçekli bankalar değil; bu bankalarla iş tutan, aynı anda hem Amerikan hem de küresel finansal sistem içinde devasa menfaatleri bulunan Çinli finans kurumları."

Amerikan Hazine Bakanlığı, geçtiğimiz 24 Ağustos’ta, bünyesinde çok sayıda Çin ve Hong Kong menşeili işletmenin, aracı kurumun, lojistik ağın ve Tahran’a yardım etmekle itham edilen yapının yer aldığı yaklaşık 60 tüzel kişilikten oluşan bir ilk liste yayımladı.

Ancak Bessent, sonraki aşamada hangi ülkelerin yahut hangi devasa finans kuruluşlarının hedef tahtasına oturtulacağını açıklığa kavuşturmadığı gibi, yeni yaptırımlar için somut bir takvim de sunmadı.

Çin bankaları sorulduğunda ise "Bugün herkesin şunu idrak etmesini istiyoruz: Hiç kimse Amerikan yaptırımlarının erişim alanının ötesinde kalamaz," demekle yetindi.

Dikkat çekici olan şu ki, şimdiye dek hiçbir büyük Çin bankası yaptırım listesine dâhil edilmedi; bu durum, bilhassa Washington’ın ilan ettiği üzere Trump ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping arasında 24 Eylül’de gerçekleşmesi planlanan zirve öncesinde, Amerika’nın bu adımı atmaktaki tereddüdünü gözler önüne seriyor.

Kesin olan şu ki, her hafta merdiven altı onlarca paravan şirketi kara listeye almakla övünen Amerikan yönetimi, bu hassas eşiği aşmanın, yani Çin’in omurga bankacılık sektörünü vurmanın Pekin’le topyekûn bir finansal çatışmayı ateşleyeceğinin farkında.

Böylesi bir hamle, iki taraf arasındaki kapsamlı iktisadi ve ticari münasebetleri anında sarsmakla kalmayacak; teknolojik kısıtlamalardan gümrük tarifelerine, nadir toprak elementleri tedarikinden Tayvan meselesine kadar geniş bir alana sirayet edecek.

Kaldı ki Çin, kritik madenleri ve diğer iktisadi kaldıraçları Amerikan baskısına karşı bir savunma aracı olarak kullanabileceğini geçmişte kanıtlamıştı.

Hâl böyleyken Amerikan tehditleri, gerçek bir cezalandırma niyetinden ziyade, Çin’i caydırma ve tutumunu dönüştürme gayreti izlenimi veriyor.

Nitekim Amerikan Hazine Bakanlığı, 2012 yılında "yaptırım kapsamındaki İran bankalarına mali hizmet sağladığı" gerekçesiyle Kunlun Bank’a yaptırım uygulamış ve bankanın Amerikan finansal sistemine doğrudan erişimini fiilen kesmişti.

Bessent, geçtiğimiz hafta Kuzey Karolina’da toplanan G20 maliye bakanları buluşmasında, İran dosyasında Pekin ile mutabık kalınan hususların ihtilaflardan katbekat fazla olduğunu öne sürerek Washington ile Pekin arasında yapay bir uzlaşı havası estirmeye çalışsa da, sahadaki gerçekler bu pembe tabloyu tekzip etmekte gecikmedi.

Zira Çin’in tek taraflı Amerikan tedbirlerini reddetmesi, toplantı sonrasında ortak bir bildirinin yayımlanmasına set çekti. Bunun yerine Çin Dışişleri Bakanlığı, "uzun kollu yargı yetkisi" dayatmalarına karşı derhal uyarıda bulunarak "tüm tarafların makul endişelerine" saygı gösterilmesi gerektiğini vurguladı.

Çin resmi yayın organı Global Times ise kaleme aldığı sert başyazıda, sözde "iktisadi çıkarmanın", Birleşik Devletler’in Ortadoğu’daki savaş bataklığından sıyrılma yolundaki "umutsuz" çırpınışından ibaret olduğunu yazdı.

Yazıda, "Çin, yalnızca İran’ın en büyük ticari ortağı olduğu için değil; bu Amerikan mantığını kabul etmenin, uluslararası ticareti devletler arasındaki doğal bir alışveriş olmaktan çıkarıp bütünüyle Amerika’nın çizdiği kurallara mahkûm etmek anlamına geleceği gerekçesiyle tek taraflı zorbalığa ve uzun kollu yargı yetkisine her zaman karşı çıkıyor," değerlendirmesine yer verildi.

Gazete, "Eğer Amerika bugün Çin’i İran ile ilişkilerini koparmaya zorlayabiliyorsa, yarın başka herhangi bir ülkenin dünya ile bağını kesemez mi?" sorusunu yönelterek "Çin bu maskaralıkta Amerika’ya eşlik etmeyeceği gibi, uluslararası toplum da Amerika’nın safında durmayacak," hükmüne vardı.

Tablo gösteriyor ki Pekin, Amerikan gücünün sınırlarını son derece gerçekçi biçimde tahlil ediyor; dahası, ucuzlatılmış petrol varillerini ve bölge ülkeleriyle yürüttüğü iktisadi ortaklığı feda etmek bir yana, Trump’ı Ortadoğu’daki açmazından çekip çıkarmak gibi bir niyeti de yok.

Bu bağlamda Georgetown Üniversitesi’nden analist Peter Harrell, New York Times’a verdiği demeçte, Trump’ın geçmişte iki tercihle yüzleştiğini hatırlatarak "Ya Şi Cinping ile yürüttüğü ekonomik ajanda sebebiyle kaçındığı üzere Çin’e gerçekten baskı uygulayacaktı ya da İran tankerlerine deniz ablukası getirecekti ki bu da büyük şirketlerini cezalandırma tehdidi altında Çin’i İran ile ticareti durdurmaya çağırmaktan daha ehven görünmüştü" diyor; fakat her iki seçeneğin de şimdiye dek netice vermediğini kaydediyor.

Columbia Üniversitesi Küresel Enerji Politikaları Merkezi kıdemli araştırmacısı Erica Downs ise Voice of America’ya yaptığı değerlendirmede, "Birleşik Devletler’in Çin Sanayi ve Ticaret Bankası gibi devasa kamu bankalarına doğrudan yaptırım uygulama ihtimali son derece zayıf," ifadelerini kullanarak bu büyük kurumların Amerikan yaptırımlarının doğuracağı risklerden çekindikleri için İran petrolüyle irtibatlı doğrudan işlemlerden uzun süredir uzak durduklarına işaret ediyor.

Bununla birlikte, Amerikan Hazine Bakanlığı’nın finansal işlem zincirlerini takip ederek büyük bir Çin bankası ile söz konusu işlemler arasında bağ tespit etmesi durumunda dahi Downs’a göre "eyleme geçmekte iki gerekçeyle ayak direyecektir: Biri Çin-Amerikan ilişkilerine vuracağı darbe, diğeri ise küresel finansal sistemin istikrarı üzerindeki muhtemel tahribat."

Downs’ın bu yaklaşımı Nephew’un tespitleriyle de birebir örtüşüyor. Nephew, kimi hallerde Birleşik Devletler’in "Çin finans kurumlarına karşı harekete geçmek için gerekli yasal koşullara sahip olduğunu" fakat "siyaset düzeyinde takdir yetkisini elinde tuttuğunu ve şayet yaptırımlar bizzat Amerika’nın iktisadi menfaatlerine zarar verecek nitelikteyse adım atmama kararı alabileceğini" dile getiriyor.

Bütün bunlara ek olarak Washington, Pekin’in "ticari faaliyetlerinde dolar kullanmayı sürdürmesini" arzuluyor; dolayısıyla finansal silahın fütursuzca kullanımı, bizzat Birleşik Devletler’in kendi hanesine yazılacak tehlikeleri beraberinde getiriyor.

Fudan Üniversitesi Amerikan Çalışmaları Merkezi’nce yayımlanan bir analizde araştırmacı Sun Chenghao, yaptırımların müstakil şirketler ve aracılarla sınırlı kalması durumunda iki tarafın "ihtilafları belirli bir çerçevede tutmayı başarabileceğini" belirterek Amerika’nın Çin’e karşı kapsamlı yaptırımlar uygulama "kumarına girişeceğini" öngörmediğini ifade ediyor.

Kıdemli araştırmacı Liao Minghui ise Amerikan tehditlerinin önündeki asıl sınavın üç temel unsura bağlı olduğu görüşünü savunuyor: İlki, Washington’ın -özellikle Pekin’in İran petrolünü çekmeye devam etmesi halinde- ikincil yaptırımları büyük Çin finans kurumlarını kapsayacak biçimde genişletme "cüreti"; ikincisi, "Avrupa, Körfez ve Asya ülkelerinin sergileyeceği işbirliğinin derinliği"; üçüncüsü ise petrol fiyatlarının seyri. Liao’ya göre, "Abluka ne kadar başarılı olursa enerji fiyatlarındaki risk primi o denli sıçrayacak ve bu durum ara seçimler yaklaşırken bizzat Amerikan ekonomisini sarsacaktır."

Araştırmacı, Washington’ın bu üç eşikten herhangi birinde tökezlemesi durumunda tehditlerin "içi boş bir siyasi retoriğe dönüşeceği" tespitinde bulunuyor.

Hülasa, Çinli uzmanların ortak kanaati, Pekin’in yaptırımları reddeden duruşunu muhafaza edeceği, gayriresmi kanallar marifetiyle İran petrolünü tedarik etmeyi sürdüreceği ve büyük bankalarını Birleşik Devletler ile doğrudan bir çatışmanın menziline sokmaktan kaçınacağı yönünde birleşiyor.

Ancak bu stratejinin işlerliği, deniz ablukasının İran tankerlerinin hareket kabiliyetini bütünüyle felç etmese de hissedilir derecede sınırlandırması ve geleneksel baypas mekanizmalarını zayıflatması sebebiyle çetin bir imtihandan geçiyor.

Diğer taraftan, ablukanın "etkililiği" enerji fiyatlarındaki risk primini tırmandırarak Amerikan ekonomisine fatura çıkarıyor ve boğma siyasetinin sürdürülebilir bir yol haritası sunmadığını fısıldıyor.

Neticede meçhuliyetini koruyan can alıcı soru orta yerde duruyor: Washington deniz ablukası ve ufak çaplı kuruluşlara yönelik yaptırımlarla mı yetinecek, yoksa kırmızı çizgiyi çiğneyip Çin’in dev bankalarını vurmaya cüret edebilecek mi?

Velev ki bu adımı attı, göğüs göğüse bir mali çarpışmanın bedelini ödemeye hazır mı? 24 Eylül zirvesi bu sorulara ışık tutabilir; lakin tartışma götürmeyen hakikat şu ki, Amerika’nın İran dosyasında atacağı her geri adım, küresel nüfuzundan ödeyeceği ağır stratejik faturanın yalnızca ilk taksiti sayılacaktır.

Çeviri: YDH

Yakın Doğu Haber
ydh.com.tr
Bu belge 08.09.2026 10:42 tarihinde alınmıştır.
https://ydh.com.tr/d/44382/amerika-cin-i-cezalandirmaya-cesaret-edebilecek-mi