PDF olarak indirmek için yazdırma penceresinde hedef olarak “PDF olarak kaydet” seçeneğini işaretleyin.
Haaretz yazarları Shlomi Eldar ve Rut Yuval, üç üst düzey yabancı kaynağın yanı sıra İsrail ve yurtdışındaki onlarca kişiyle yapılan görüşmeler ile kayıt, belge ve kurum içi yazışmalara dayanan kapsamlı araştırmaları sonucunda, daha önce kamuoyuna açıklanmayan üst düzey bir görüşmenin içeriğini ortaya çıkardı.

YDH ― Haaretz'e göre, 7 Ekim'den bir buçuk hafta önce, Abu Dabi Emiri ve Birleşik Arap Emirlikleri Devlet Başkanı Muhammed bin Zayid (MBZ), Abu Dabi'deki başkanlık sarayından İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu'yu aradı ve onunla 45 dakika konuştu.
Görüşmede Bin Zayid'in yakın bir danışmanı, yıllar önce Gazze'den Abu Dabi'ye göç etmiş ve Gazze Şeridi'nde güçlü bağlarını sürdüren bir Filistinli de hazır bulunuyordu.
Bu görüşmede Bin Zayid, “Gazze'deki Hamas lideri Yahya Sinvar'ın İsrail'e karşı büyük bir hamle planladığını” söyledi.
Bin Zayid, söz konusu olayın sadece “kan dökülmesine yol açmakla kalmayıp tüm bölgeyi sarsacağı ve İbrahim Anlaşmaları'na zarar vereceği” yönündeki endişesini dile getirirken Netanyahu’ya İsrail’in hazırlıklı olması ve Gazze’de ekonomik çözüm ile Batı Şeria’da sükûnet için adım atılması tavsiyesinde bulundu.
Netanyahu ise bu tavsiye ve uyarıya “sakinlikle” karşılık vererek Hamas’ın Batı Şeria’da harekete geçme niyetinde olduğunu düşündüğünü ve İsrail’in her türlü senaryoya hazır olduğunu söyledi.
Daha sonra Bin Zayid, Netanyahu ile yaptığı görüşmeyi ve CIA Direktörü William Burns'e de verdiği uyarıyı anlatacaktı.
Bin Zayid, Netanyahu'ya aktarmaya çalıştığı “bir şeylerin patlamak üzere olduğu” hissini Burns ile de paylaştı ve ona Netanyahu'nun felakete yatkın bölgenin Batı Şeria olduğunu değerlendirdiğini anlattı.
Bin Zayid’in yakın danışmanı şöyle diyor:
“Emir, mesafeli tepkisine rağmen Netanyahu'nun mesajı ciddiye alıp harekete geçeceğini umuyordu,”
Haaretz’e göre, gerek Bin Zayid gerek de onun yakın danışmanı, Netanyahu’nun bunları duyup da güvenlik teşkilatının başkanlarını bilgilendirmeyeceğini aklının ucundan geçirmemişti.
Şin Bet başkanı, Mossad başkanı, Genelkurmay Başkanı — hiçbiri Emir'in uyarısından haberdar değildi. Netanyahu onları uyarmamıştı.
Haaretz Başbakanlık Ofisi’ne ulaştı. Şu açıklama yapıldı:
“Tamamen yalan! Başbakan Netanyahu söz konusu dönemde Birleşik Arap Emirlikleri Devlet Başkanı ile görüşmedi ve ondan hiçbir uyarı almadı.”
Eski Şin Bet Başkanı Ronen Bar ve eski Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi, BAE Devlet Başkanı'nın ilettiği uyarı hakkında bilgilendirilmediklerini belirttiler.
Haaretz, Birleşik Arap Emirlikleri Devlet Başkanı'na ulaştı, ancak kendisinden bir yanıt alınamadı.
Bu olağandışı uyarının nereden geldiğini ve neden özellikle Abu Dabi Emiri aracılığıyla iletildiğini anlamak için, ondan önceki aylarda perde arkasında yaşananlara dönmek gerekiyor.
O aylarda, Netanyahu'nun bilgisi ve onayı dahilinde, İsrail ile Hamas arasında Gazze Şeridi'nde uzun vadeli bir düzenlemeyi (Hudna - uzun süreli ateşkes planı) teşvik etmeyi amaçlayan görüşmeler yürütülüyordu.
Haaretz’e göre, temaslar, Netanyahu'nun aşırı sağcı hükümetinin iktidara gelmesiyle eş zamanlı olarak 2023'ün başlarında gizlice başladı.
Sinvar bu görev için, akıcı İbranice konuşan ve kaçırılan asker Gilad Şalit'in serbest bırakılması için yürütülen gizli görüşmelerde de yer almış olan Hamas Siyasi Büro üyesi Gazi Hamad'ı görevlendirdi.
Aynı zamanda, burada “Kömür Gözlü” (güvenlik nedeniyle takma ad değiştirilmiştir) olarak anılacak olan, yine akıcı İbranice konuşan üst düzey bir Fetih yetkilisi de sürece dahil edildi.
Hem Hamas hem de İsrail iç istihbaratı Şin Bet tarafından kabul gören, güvenilir biri olarak biliniyordu.
Kömür Gözlü'nün görevi, Hamas ile İsrail arasında doğrudan bir temas varmış gibi görünmemesi için taraflar arasında mesaj iletmekti. Gerçekte bunlar neredeyse doğrudan görüşmelerdi.
Gazi Hamad ve Kömür Gözlü, Filistin Yönetimi Sivil İşler Bakanlığı'nın eski müdür yardımcısı olan Nasır Serrac’ın Gazze'deki evinde bir araya geliyordu. Hattın İsrail tarafında ise bir Şin Bet yetkilisi vardı.
Gazze'deki huzursuzluğun Mısır'a da zarar verebileceği düşüncesiyle tartışmaların büyük bir kısmı İsrail ile Mısır arasında önceden varılan mutabakatlara dayanıyordu.
Yine de görüşmelerin hazırlık safhasında yer alan Şin Bet ekibinden bir yetkili, “Mısır'ın dışlanmış hissine kapılıp alınmasından korkulduğu için bu doğrudan kanal Mısırlılardan büyük ölçüde gizli tutuldu,” diyor ve ekliyor:
“Bu yüzden bu, Netanyahu'nun bizzat besleyip büyüttüğü kişisel bir kanala dönüştü.”
Görüşmeler ilk olarak Gazze'ye yönelik ablukanın kademeli olarak kaldırılması ve Şerit'e girecek gıda ve hammadde miktarının artırılması üzerineydi.
Ayrıca Gazze'nin İsrail ve Mısır sınırlarında, işsiz Gazzelilere binlerce istihdam sağlayacak ticaret bölgeleri kurulması gibi yeni bir fikir de ortaya atıldı.
Mısırlılar ayrıca Gazze sakinlerinin Şarm eş-Şeyh havalimanına giderken güvenli geçişine izin vermeye de hazırdı; bu onlara özgür dünyaya açılan bir kapı sağlayacaktı.
2000 yılında Gazze açıklarında keşfedilen Gaza Marine doğal gaz sahasından Şerit'e doğal gaz sağlama önerisi de gündeme geldi. Bu teklif "G 4 G" (Gas for Gaza / Gazze için Gaz) olarak adlandırılmıştı.
2023 yazında İsrail ile Hamas arasında Gazze’de tutulan dört İsraillinin iadesi karşılığında mahkum takası konusunda anlaşmaya çok yaklaşıldı. Sinvar, 500 mahkum talebini önce 250’ye, ardından 30 mahkuma kadar indirdi; Netanyahu ise Ağustos sonunda 20’si müebbet hapis cezası alan 30 mahkumun serbest bırakılmasını onayladı.
Ancak Netanyahu, aşırı sağcı ortaklarının tepkisinden ve anlaşmanın sızmasından çekinerek ilgili bakanlık komitesini toplamayı sürekli erteledi ve görüşmeler haftalarca çıkmaza girdi.
Sinvar ilerlemenin durmasından rahatsızlık belirtileri göstermeye başladığında, Gazi Hamad ve Kömür Gözlü onu sakinleştirmeye çalıştılar; ertelemenin nedeninin Netanyahu'nun tamamen o dönemde İsrail'de kopan büyük fırtınayla — "yargı reformu"nun teşvik edilmesi ve ardından patlak veren devasa halk protestolarıyla — meşgul olması olduğunu söylediler.
İsrail'de devam eden iç sarsıntı karşısında; İran, Hamas ve Hizbullah'ın oluşturduğu Direniş Ekseni'nde İsrail'in artık çok daha savunmasız hale geldiği ve cepheleri birleştirip onu dize getirecek koordineli bir harekat başlatabilecekleri fikri giderek güçleniyordu.
İç belgeler, üst düzey Hamas yetkililerinin o dönemde saldırıyı finanse etmesine yardımcı olması için İran'a yönelik çağrılarını hızlandırmaya başladığını gösteriyor.
Ve sonra, Eylül 2023'ün başlarında, Sinvar aniden müzakere ekibiyle tüm temasını kesti. Üst düzey bir Şin Bet yetkilisi, "Bir anda radarımızdan kayboldu, buharlaştı," diyor.
Hamas'tan bir kaynak, Sinvar'ın İsraillilerin hızına karşı sabrını yitirdiğini açıklıyor.
Eylül 23'te, ok yaydan çıkmadan hemen önce Sinvar, Fetih mensubu Kömür Gözlü ile baş başa bir görüşme ayarladı.
Ona kararlı bir şekilde, “İsraillilere söyle, eğer ilerlemezlerse onlara muazzam bir sürpriz hazırlıyorum,” dedi.
Burada ilk kez kırmızı ışıkları yakması gereken bir anahtar kelime ortaya attı:
“Onlara 'Zilzal' (deprem) beklemelerini söyle.”
Böylece, Netanyahu'nun onayıyla yönetilen, Şin Bet ile Hamas mensubu Gazi Hamad arasında kurulan doğrudan kanal kesilmiş oldu. (Kanal 7 Ekim’den bir yıl sonra, Eylül 2024'te, çıkmaza giren rehine anlaşmasını bataklıktan acilen kurtarmak gerektiğinde tam kapasiteyle yeniden faaliyete geçecekti.)
Kömür Gözlü görüşmeden sarsılmış bir halde ayrıldı. Yakın bir arkadaşına, Gazze'den Abu Dabi'ye göç eden ve Emir bin Zayid'in yakın danışmanı olarak görev yapan o Filistinliye danışmaya karar verdi.
Danışman, “Kömür Gözlü perişan durumdaydı,” diye anlatıyor:
“Sinvar'ın bahsettiği operasyonun tüm Ortadoğu'yu etkileyebileceği onun için açıktı, ancak bilgiyi doğrudan Şin Bet'e bildirmekten korkuyordu. Öte yandan, Şin Bet'i bilgilendirmezse İsraillilerin onu Sinvar'la işbirliği yapmakla suçlayabileceğinden daha da çok korkuyordu. Gerçekten hayatından endişe ediyordu. Bu nedenle mesajı Bin Zayid'e iletmeye karar verdi.”
Bin Zayid, kendisine Sinvar'dan gelen uyarı mesajını ileten danışmana, “Bu sözlerin anlamı ne?” diye sordu.
Danışman, “Eğer 'Zilzal' diyorsa, savaşı kastediyor,” diye yanıtladı.
Bin Zayid, “Emin misin?” diye sordu.
Danışman, “Hayır, bu benim yorumum. Kömür Gözlü de meseleyi aynen bu şekilde anladı.” dedi.
Bin Zayid düşündü, kararsız kaldı. Bölgedeki gerilimin gölgesinde, Hamas'ın savaş başlatma niyetine dair sırf bu uyarının bile, belki de İsrail'in önleyici bir saldırısıyla ateşi fitilleyebileceği ihtimalinden rahatsızdı.
Sonunda kararını verdi:
“Eğer emin değilsek, şimdilik İsraillilere hiçbir uyarı iletmeyeceğiz. Emin olana kadar konuyu derinlemesine araştıracağız.”
Sinvar'ın tehdidinin ne kadar ciddi olduğunu anlamak için Kömür Gözlü'den Gazze'de onunla bir görüşme daha yapması istendi. Görüşme Eylül 2023'ün ortalarında gerçekleşti.
Sinvar, “Eee,” diye sordu, “İsraillilere mesajı ilettin mi?”
Arabulucu, “Hayır,” diye cevap verdi.
Sinvar derin bir nefes aldı ve buz gibi bir sessizlikle ona şunları söyledi: “Onlara, sürprizler diyarından bir sürpriz hazırladığım mesajını ilet. Korkunç bir operasyon. Olağandışı bir şey.”
Zilzal kelimesini, yani depremi, yineleyip dilinde yuvarladı.
“Lütfen İsraillilere bu söylediklerimi kelimesi kelimesine ilet,” diye talep etti.
Bunun üzerine uyarı 15 Eylül’de Şin Bet’e iletildi; Şin Bet Başkanı Ronen Bar da Netanyahu’yu bilgilendirdi.
17 Eylül’de yapılan güvenlik toplantısında Savunma Bakanı Yoav Gallant ve AMAN temsilcileri yer aldı.
Toplantıda, Şin Bet yeni istihbarat bilgilerine dayanarak Sinvar’ın, Irak’ta kaçırılan İsrailli araştırmacı Elizabeth Tsurkov’u esir alarak olası bir anlaşmada daha fazla Filistinli mahkûmun serbest bırakılmasını sağlamayı planlıyor olabileceğini değerlendirdi.
Toplantının sonunda hiçbir karar alınmadı. Şin Bet'e iletilen açık uyarıya İsrail'in tepki vermediğini gören Bin Zayid, Netanyahu ile bizzat görüşmeye karar verdi. İşte eylül ayının sonundaki o 45 dakikalık görüşme böyle doğdu ve bu görüşmede Sinvar'ın niyetlerine dair uyarıyı Netanyahu'ya iletti.
O günlerde Başbakanlık ofisine benzer bir çağrı da Mısır İstihbarat Bakanı General Abbas Kamil'den geldi; o da Netanyahu'yu Hamas tarafından gerçekleşmek üzere olan “olağandışı bir şey, korkunç bir operasyon” konusunda uyardı.
Bu durumu Yedioth Ahronoth gazetesinde yayımlayan gazeteci Smadar Perry, Netanyahu'nun Kamil’e de şunları söylediğini anlatıyor:
“Gazze'de duruma hakimiz, kontrol bizde. Bizim sorunumuz Batı Şeria ile ve biz de oraya güç kaydırıyoruz.”
1 Ekim'de, Şin Bet Başkanı bir kez daha, üst düzey isimlere suikastlar düzenlenmesini tavsiye etti.
Toplantı boyunca Netanyahu, kendisine gelen uyarı görüşmelerinden hiç bahsetmedi.
Teklifin kendisine sunulduğu önceki seferlerde olduğu gibi Netanyahu şöyle cevap verdi:
“Bana planlar hazırlayın, değerlendireceğim.”
Güvenlik teşkilatından üst düzey bir yetkili, “Hiçbir zaman 'hayır' demedi. Bu her zaman onun sorunu çözmeyi erteleme yoluydu.” diye açıklıyor.
Şin Bet'ten üst düzey bir yetkili şöyle diyor:
“Uyarıları bilseydik, Sinvar'dan bize ulaşan o ilk mesaja çok daha fazla ağırlık vermemizi sağlama ihtimali vardı. Belki bu, eylül ayının başlarında anlaşma görüşmelerinden aniden çekilmesinin arkasında ne yattığını da açıklığa kavuştururdu. Belki ipuçlarını birleştirir ve ulaştığımız sonuçtan tamamen farklı, tüm değerlendirme tablomuzu değiştirecek bir sonuca varabilirdik.”
Netanyahu ile Sinvar arasındaki karmaşık ilişkinin kökleri, Sinvar'ın 2011'deki Gilad Şalit anlaşmasıyla İsrail hapishanesinden serbest bırakılmasıyla çok daha önceki yıllara dayanır.
Haaretz’e göre, Sinvar, Gazze'yi bataklıktan kurtarmak için tasarlanmış yeni, iki kanallı bir strateji formüle etmeye başladı.
O dönemden beri Sinvar'ı yakından tanıyan üst düzey istihbarat yetkililerinden biri, “Belki hapishanedeyken bile, erken bir aşamadan beri Sinvar kafasında iki alternatif tutuyordu,” diyor ve ekliyor:
“Bir yandan, Hamas'ın askeri yeteneklerinin gelişimini hızlandırdı ve onu İsrail'le defalarca çatışan güçlü bir terör ordusuna dönüştürdü. Öte yandan, her çatışma turunda Gazze'nin fena halde yenilgiye uğradığı anlayışı zihninde kök salmaya başladı. Bu nedenle, İsrail'e duyduğu tüm nefrete rağmen, Hamas ordusunu harekete geçirmeden önce, Gazze'de normal bir yaşama olanak tanıyacak bir düzenlemeye varma girişimine bir şans verilmesi gerektiğine inanıyordu.”
2017'de Sinvar, Muhammed Dahlan ile temasa geçti. Han Yunus'tan aynı yaş grubuna mensup olan ikili, Gazze'deki üniversite yıllarında tanışmışlardı ve o zaman bile aralarında şiddetli bir düşmanlık vardı.
Gerilim, Gazze Şeridi'ni yönettiği dönemde Filistin Yönetimi Önleyici Güvenlik Şefi olan Dahlan'ın Hamas liderlerine karşı amansız bir savaş yürütmesiyle artmıştı.
Hamas Gazze'de yönetimi zorla ele geçirdiğinde Dahlan suikast listesinin en başına konulmuştu.
Ancak şimdi Sinvar, Dahlan'dan ve onun hem Mısır rejimiyle hem de İsrail güvenlik servisleriyle kurduğu bağlantılardan faydalanabileceğine inanıyordu.
2017 yazında, yaklaşık 40 yıllık bir kopukluk ve düşmanlığın ardından Sinvar, aralarında askeri kanadın başı Muhammed Dayf ve Hamas Siyasi Büro üyesi Musa Ebu Merzuk'un da bulunduğu diğer birkaç üst düzey Hamas yetkilisiyle birlikte Kahire'deki evinde Dahlan ile görüşmeye geldi.
Sinvar, Dahlan'a Gazze'nin çektiği ağır acıları anlattı ve onun aracılığıyla Netanyahu'ya tatmin edici bir düzenleme arzusu hakkında mesajlar iletmek istediğini belirtti.
Temel amacı şuydu: Ablukanın hafifletilmesi ve başta yeni istihdam alanları yaratılarak Gazze ekonomisinin canlandırılması.
Dahlan, Sinvar ile Netanyahu arasında arabuluculuk yapmalarına yardımcı olmaları için Mısırlıları devreye soktu.
Bu girişim, İsrail ile Hamas arasında dolaylı bir çalışma ilişkileri ağı yarattı. Bu temasların bir kısmı, o dönemde Ulusal Güvenlik Konseyi (NSC) Başkanı olan Meir Ben-Shabbat'ın Yedioth Ahronoth gazetesine verdiği bir röportajda Sinvar ile yürütülen düzenleme müzakerelerini anlatmasıyla 2022'de geriye dönük olarak ortaya çıkacaktı.
Ben-Shabbat, Sinvar'ın 2018'de Netanyahu'ya gönderdiği ve üzerine İbranice “Hesaplanmış risk” yazdığı bir analizi gösterdi.
Ben-Shabbat, "Bu, sürecin en güzel anlarından biriydi," dedi ve ekledi:
“Bundan, Sinvar'ın İsrail tarafında olup bitenlere çok dikkat ettiğini, politikacıların ağzından çıkan her heceyi analiz ettiğini, ikilemleri anladığını ve bunlara kendi girdisini eklediğini anlıyorum.”
Ağustos 2018'de temaslar olgunlaşarak, Netanyahu’nun da katıldığı, İsrailli üst düzey yetkililerin bu konudaki bir toplantısına dönüştü.
Toplantı sırasında, karşılıklı ateşkes ve İsrail'in Gazze'ye yönelik ablukada önemli kolaylıklar sağlayacak bir düzenlemeyi kabul etmesi karşılığında dört esirin iade edileceği bir anlaşmanın formüle edilmesi için düzenli bir plan sunuldu.
Bir sonraki aşama ise takas anlaşmasının kendisiyle ilgiliydi. Hamas'ın dört İsrailliyi serbest bırakmasına karşılık İsrail, aralarında Koruyucu Hat Operasyonu'nda tutuklananların da bulunduğu Hamas mahkumlarını serbest bırakmayı kabul etti.
Toplantının özet belgesinde, “Esirler ve kayıplar anlaşmasının ertelenmesi ve düzenleme sürecinden ayrılması, esirleri ve kayıpları geri getirme çözümünün yıllarca ötelenmesine yol açabilir,” deniyordu.
Üst düzey güvenlik yetkilileri, mevcut koşulların İsrail için makul fiyatlarla bir esir takası anlaşmasına varmak adına en iyi koşullar olduğu sonucuna vardı.
Netanyahu tartışmayı özetledi ve bir karar verme taahhüdünde bulundu. Ne var ki zaman geçti ve Netanyahu tereddüt etmeye, düzenleme sürecini onaylamakta gecikmeye başladı.
Öte yandan, güvenlik sistemleri Hamas'ın operasyonel hiperaktivitesini tespit ettiğinde, Netanyahu onlara karşı yoğun bir eylem başlatmayı defalarca reddetti.
Üst düzey bir subay, “Bu zaten bir prosedür haline gelmişti,” diyor:
“Onlar roket atıyor, biz karşılık veriyoruz, bir çatışma turu yaşanıyor, sınır bölgesi sakinleri bitkin düşüyor ve bu çok paraya mal oluyor. Ordu defalarca Gazze'de geniş çaplı ve kapsamlı bir askeri operasyon başlatmak istedi ama seçimden önce 'Hamas'a karşı güçlü olma' sözü verenin ta kendisinin hükümeti, gerilimi tırmandırmamakta ve 'Hamas' adlı 'varlığı' sıkı bir şekilde korumakta ısrar etti. Bize, 'Sakin olun, odaklanmamıza izin verin, kuzeye ve İran'a odaklanalım,' derlerdi.”
Genelkurmay'dan eski bir tümgeneral, Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi'nin Netanyahu'nun kontrol (containment) politikasını eleştirdiğini “birden fazla kez” duyduğunu doğruluyor.
“Toplantılarda bunu çok resimsel bir şekilde anlatırdı: 'Sanki evinizde duvardan dışarı fırlamış bir çivi var ve onu sökmek yerine, çocuklar dahil tüm aile üyelerini toplayıp onlara: Her buradan geçtiğinizde o çiviye dikkat edin diyorsunuz. Çiviyle yaşamayı kabul ettiğimizde, sonunda olacak şeyin onu duvardan çıkarmak yerine üzerinde şişlenmek olacağını anlamadık'.”
Tüm bunların ardından koronavirüs patlak verdi ve Hamas ile İsrail arasındaki bağlantılar koptu. İsrail, pandeminin getirdiği yeni sorunlarla başa çıkmaya odaklandı ve aynı zamanda birbiri ardına beş seçim döngüsüne sürüklendi.
Direniş Ekseni’nde ise o dönemde yeni bir stratejik düşünce yerleşmeye başladı: İsrail'e zayıf anında belirleyici bir darbe indirilebilecek o gün yakındı.
Sinvar, kendi adına, Gazze'deki tünel projesini geliştirmeye ve Hamas ordusunu Kıyamet Günü için eğitmeye ve silahlandırmaya çok fazla çaba ve para harcamaya devam etti.
Neredeyse üç yıl daha geçecek ve Kıyamet Günü gelecekti. Sinvar ve yakın arkadaşları Muhammed Dayf ile Mervan İsa, 7 Ekim sabahı Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah'ı eyleme katılmaya ikna etmek için gönderdikleri bir mektupta, “Bu sözlerimizi okuduğunuzda, Kassam Tugayları'nın binlerce mücahidi, cani Siyonist işgalin hedeflerine saldırmak için yola çıkmış, işgal altındaki Filistin'in güney bölgesindeki düşman karakollarını, yerleşimlerini ve kavşaklarını bombalıyor olacak,” diye bildirecekti.
“İşgal güçleriyle yüzleşmek, onlarla savaşmak, bölgedeki askeri ve sivil mevzilerin kontrolünü ele geçirmek ve birçok işgal askerini esir almak için ayırıcı çiti aşacaklar.”
7 Ekim sabahı saat 06:29'da 'Zilzal' geldi. İsrail kabinesi belirli bir gecikmeyle öğleden sonra 14:45'te toplandığında, kaçırılanların sayısına dair henüz net bir fikir yoktu. Akşam 19:00'da Katar Başbakanı Muhammed Sani, Mossad Başkanı Dadi Barnea'yı aradı. İkili arasında dostane bir ilişki vardı. Katarlı yetkili, İsrailli istihbaratçıya şefkatle "Dadi boy" diye hitap ederdi. İkili daha bir hafta önce, Yom Kippur'un bitiminde görüşmüştü. Barnea o zaman Netanyahu'nun elçisi olarak, Katarlılardan Gazze Şeridi'ne yönelik mali yardımı artırmalarını istemek için gelmişti.
Sani, Barnea'ya, “Siyasi Büro Şefi İsmail Haniye ve Doha'ya henüz yeni gelmiş olan yardımcısı Halil el-Hayya ile görüşmeyi şimdi bitirdim,” diye bilgi verdi ve ekledi:
“Eğer kaçırılan tüm siviller derhal serbest bırakılmazsa, onları şahsen Katar'dan sınır dışı edeceğimi açıkça söyleyerek tehdit ettim. Hamas'ın şu an tüm sivilleri serbest bırakmaya hazır olduğunu ve bizim de arabuluculuk yapmaya hazır olduğumuzu bilmeni isterim.”
İsrail Mossad Başkanının yanıtı Sani'yi şaşkına çevirdi.
Barnea, “Sivilleri serbest bırakmak istiyorlarsa bıraksınlar,” diye yanıtladı.
“Biz Hamas ile konuşmaya hazır değiliz.” diye ekledi.
Katarlı yetkili yakın çevresine, “Bunlar benim tanıdığım İsrailliler değil. Bu benim tanıdığım Dadi Barnea değil.” dedi.
Sani hemen ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken'ı aradı ve şöyle dedi:
“Dinle. Gazze'de yüzlerce rehine var ve bana göre bunların onlarcası sivil. Şimdi serbest bırakılmaları gerekiyor. İsraillilere serbest bırakılmaları için hızlı bir anlaşmada arabuluculuk yapmayı teklif ettim ancak ilgilenmiyorlar.”
Blinken, “Üç gün bekleyeceğiz.” dedi.
Eski CIA Direktörü Bill Burns, rehineler meselesinin bundan sonra içine sürüklendiği labirenti şöyle özetliyor: “Temel sorun, Hamas'ın kendi deyimleriyle 'çatışmanın kalıcı olarak sona ermesini' istemesiydi. Netanyahu ise yalnızca bir 'ilk aşama' anlaşmasını değerlendirmeye hazırdı, ancak kendi ifadesiyle 'daha sonra Hamas'ı yok etmeye devam etme' seçeneğini her zaman elinde tutması gerektiğini savunuyordu. Ve bizim açımızdan başından beri asıl zorluk buydu: Çemberi nasıl kareye çeviririz [imkansızı nasıl başarırız] ve tüm insanları geri getirmeyi nasıl sağlarız?”
Haaretz'e göre, İsraillilerin baştan beri algısı şuydu: “Önce Hamas'ı yok edeceğiz, rehineleri ise zorla geri getireceğiz.”
Ancak gerçeklik farklı işledi.
Hamas hâlâ ayaktayken, Gazze'den son rehineleri -ölü ya da diri- geri getirecek olan anlaşmanın imzalanmasına kadar iki yıllık bir savaş daha geçecekti.