Tahran, Washington'ı bekliyor: 'Hürmüz de Babülmendep de elimizde' Yazıya git

PDF olarak indirmek için yazdırma penceresinde hedef olarak “PDF olarak kaydet” seçeneğini işaretleyin.

Yakın Doğu Haber
YEMEN DOSYASI
11 Eylul 2026 · 08:31

Tahran, Washington'ı bekliyor: 'Hürmüz de Babülmendep de elimizde'

"Fiili durum çoktan şekillendi: Babülmendep artık İran ve müttefiklerinin denetiminde; Ensarullah’ın yürüttüğü savaş ise ABD’yi ve birçok bölge ülkesini hesaplarını gözden geçirmeye zorlayacak daha geniş bir stratejinin yalnızca bir parçası."

YDH - El-Ahbar gazetesinin genel yayın yönetmeni İbrahim Emin, Netanyahu'nun iç kamuoyu baskısına rağmen İran ve Hizbullah'a yönelik ani bir askeri harekât hazırlığı içinde olduğunu söylüyor. Umman ve Pakistan gibi aktörlerin yürüttüğü arabuluculuk girişimleri küresel petrol fiyatlarının yükseldiği bir dönemde savaşı durdurmayı amaçlasa da İran, talepleri karşılanmadığı takdirde çatışmayı tüm Fars Körfezi'ne yayabileceğini hissettiriyor. Yemen sahasında ise Ensarullah güçlerinin sahil şeridinde kazandığı üstünlük Suudi Arabistan öncülüğündeki ittifakı zayıflatırken, örgütün Babülmendep Boğazı üzerindeki fiili denetimi Washington ve müttefiklerini bölgesel stratejilerini baştan aşağı gözden geçirmeye zorluyor.

İşgalci rejimdeki seçim takviminin, yarışan siyasi güçlerin söyleminde belirleyici bir payı olabilir. İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun muhalifleri de dahil olmak üzere pek çok çevre, onun son beyanatlarını seçim kampanyasının bir uzantısı olarak görüyor.

Hatta Tel Aviv’in çok uzağındaki başkentlerde bile İsrail’in bölgede yeni cepheler açmaya ne niyetinin ne de mecalinin kaldığı kanaati hakim.

Gelgelelim Netanyahu, siyasi propagandadaki köklü tecrübesinin yanı sıra, "Yahudilerin düşmanlarına karşı zafer kazanması" uğruna bizzat vazifelendirildiğine inandığı bir kavganın tam ortasında duruyor.

Nitekim Amerikalı diplomatik kaynakların, Netanyahu’nun Lübnan, Suriye ve İran’a dair son sözlerinin yalnızca seçim propagandası sayılamayacağı yönündeki uyarısı dikkat çekiciydi. Kaynaklara göre Netanyahu söylediklerinde son derece ciddi; üstelik güvenlik birimlerine ve ordu komutasındaki generallere, önce İran’a, ardından Hizbullah’a yönelik yıldırım bir harekât için hazırlık yapmaları yönünde ağır baskı uyguluyor.

Aynı kaynaklar, Netanyahu’nun Yemen’deki Ensarullah’a karşı topyekûn bir savaşa katılmaya hazır olduğunu bildirerek Arap Yarımadası ülkelerine de adeta hizmet sunduğunu aktarıyor.

Amerikan yönetiminin Netanyahu üzerindeki yoğun baskısının ise bu aşamada, işgal sahasını daha fazla genişletmesini önlemek amacıyla Suriye dosyasına odaklandığı belirtiliyor.

Öte yandan Washington kulislerinde, Tel Aviv hükümetinin Süveyda’daki Dürzi müttefiklerinin Suriye’den tamamen kopup bağımsızlık ilan etmelerine zemin hazırlayacak daha kapsamlı adımlar atmayı tasarladığı da sıklıkla dile getiriliyor.

Yine bu kaynaklara göre, İsrail’in İran’a yönelik girişimleri belirli bir istihbarat programında yoğunlaşıyor: İran içinde icra edilecek özel operasyonlarla siyasi, askeri ve güvenlik kadrolarını hedef alan suikastlar zincirine geri dönmek; ülkenin farklı bölgelerinde karışıklıklar çıkarmak amacıyla İranlı ayrılıkçı gruplarla yeniden temas kurup onlara olağanüstü destek sağlamak ve nihayetinde İran yönetimini askeri bir çatışmaya çekmek.

Böyle bir çatışma, İsrail’in başta enerji altyapısı, limanlar ve petrol üretimi olmak üzere İran devletinin stratejik tesislerini hedef alacak bir hava harekâtı başlatmasına imkân tanıyacak.

Kaynaklar, İran ile ABD arasındaki mutabakat zaptını yeniden işletme çabalarının tıkanmasıyla birlikte, Netanyahu’nun önündeki manevra alanının günbegün genişlediği varsayımıyla hareket etmesinden endişe duyuyor.

Bu bağlamda bilgisine başvurulan kaynaklar, Hürmüz Boğazı’ndaki deniz seyrüseferini düzenleyecek bir mekanizma geliştirmek üzere yürütülen İran-Umman müzakerelerinde son aşamaya gelindiğini aktardı.

Varılan mutabakata göre, iki ülke arasındaki ortak su sahasında gidiş ve dönüş için tek bir seyir hattı belirlendi. Bu hattın doğu çeyreği İran karasularında, batı çeyreği ise Umman karasularında yer alacak. Bu uzlaşma, boğazdaki deniz trafiğinin idaresine yönelik geçici bir düzenleme niteliği taşıyor.

Tahran ve Maskat’taki teknik ve hukuki heyetler, deniz mayınlarının temizlenmesine dair bir mekanizmayı da içeren metni ve haritaları tamamladı.

Taraflar ayrıca anlaşmanın Uluslararası Denizcilik Örgütü ve Lahey merkezli uluslararası hukuk kurumları nezdinde tescil edilip uluslararası geçerlilik kazanması amacıyla Hollanda ile de temasa geçti.

Kaynakların aktardığına göre Tahran, Umman Sultanlığı’nın bu müzakereleri ABD ve bölge ülkeleriyle istişare ve eşgüdüm halinde yürüttüğü, dolayısıyla Maskat’ın onayladığı bir metnin ilkesel olarak diğer taraflarca da kabul göreceği varsayımıyla hareket ediyor.

Ne var ki İran; Pakistanlı ve Ummanlı arabuluculara, imzalar atılsa dahi anlaşmanın uygulanmasının ABD’nin mutabakat zaptına dönmesine ve bu formülün mezkûr metnin beşinci maddesine bir çözüm olarak kabul edilmesine bağlı kalacağını bildirdi.

Bu şart, ABD’nin halihazırda İran’a uyguladığı deniz ablukasını kaldırması, petrol ihracatı üzerindeki kısıtlamalara son vermesi ve yürürlükteki yaptırımları iptal etmesi anlamına geliyor.

Ancak bu koşulların karşılanması halinde tarafların, Lübnan’a yönelik saldırılar da dahil olmak üzere savaşı bütünüyle sona erdirmeyi amaçlayan yeni bir evreye geçebileceği öngörülüyor.

Kaynaklar bu dosyada kimi "olumlu işaretler" belirdiğini söylese de son iki haftadır sahada yaşananların savaşın cephesini genişletme ihtimalini ciddi biçimde artırdığına dikkat çekiyor.

İran’ın Amerikan saldırılarına verdiği sert karşılıklar ile Körfez ve Ürdün’deki ABD üslerini hedef alan nokta atışı bombardımanların Washington’a tek bir mesaj iletmeyi amaçladığı vurgulanıyor: Tahran geri adım atmayacak ve olası bir çatışma yalnızca Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasıyla kalmayıp Fars Körfezi’ndeki tüm deniz trafiğinin felç edilmesine kadar varabilir.

İki başkent arasında mekik dokuyan arabulucular, özellikle küresel petrol fiyatlarının 100 doların üzerine fırlamasının dünya çapında tetikleyebileceği ekonomik sarsıntıyı öne sürerek çatışmanın durdurulması için taraflara baskı uyguluyor.

Amerikan yönetiminin gerçek tutumuna dair çelişkili değerlendirmeler sürerken, arabulucuların karşılaştığı zorluklar, Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir’in çok yakında Tahran’da yapacağı görüşmelerde de kendini hissettirecek.

Zira boğazın açılmasına dair uzlaşma, müzakerelerdeki tek pürüz değil. İran, mutabakat zaptına dönülmesine karşılık ablukanın kaldırılması, dondurulan varlıklarının serbest bırakılması ve savaş haline bütünüyle son verilmesi hususunda kesin garantiler talep ediyor. Bu koşullar ise başka aktörlerle de takip edilmeyi gerektiren ilave başlıkları beraberinde getiriyor.

Bu çerçevede kaynaklar, Suudi Arabistan’ın perde arkasındaki arabuluculuk girişimlerinde önemli bir ağırlık koyduğuna işaret ediyor.

Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Fransa ziyareti sırasında yaptığı görüşmelerde bu role değinerek hükümetinin İranlılarla günlük temas halinde olduğunu, bizzat kendisinin de Başkan Donald Trump ile sürekli iletişim kurduğunu ve bölgenin yeni çatışmaları kaldıramayacağını belirtmişti.

Nitekim Bin Selman’ın Tahran yönetimine resmi bir davet ilettiği, İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf ile Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin de aralarında bulunduğu bir heyetin önümüzdeki günlerde Riyad’ı ziyaret etmesinin beklendiği öğrenildi.

Elde edilen bilgilere göre Suudi tarafı, İran’la yaşanan savaş halini ve Hürmüz Boğazı’ndaki durumu ele almanın yanı sıra Yemen’de Ensarullah ile süren savaşı da görüşmek istiyor.

Tahran geçmişte Yemen konusundaki tekliflere mesafeli durmuştu; fakat sahadaki son gelişmeler durumu farklı bir noktaya taşıdı. Ensarullah güçleri tüm sahil şeridinde ilerleyip Taiz’in batısı ve Muha bölgesinde kontrolü sağlarken, Suudi müttefiki güçlerin saflarında ağır çözülmeler yaşanıyor.

Kaynaklara bakılırsa Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinin yürüttüğü siyasi ve medyatik seferberlik de yoğun hava bombardımanları da beklenen neticeyi vermedi.

Tarık Salih’e bağlı birlikler ile Islah Partisi güçleri yaşanan hezimetin faturasını birbirine keserken, gelişmeleri uzaktan izleyen Birleşik Arap Emirlikleri ise Suudi Arabistan’ın bu durumundan duyduğu memnuniyeti gizlemiyor ve Ensarullah karşıtı cephedeki dağılmanın faturasını doğrudan Riyad’a çıkarıyor.

Bilgiler, Yemen dosyasının bütünüyle Suudi Arabistan’ın kontrolünde olmadığını da gösteriyor. ABD’nin, Sana hükümetine yönelik saldırılara Suudi Arabistan’ın daha fazla dahil olması yönünde ısrarcı davrandığı, öte yandan Ensarullah ile çatışmayı tırmandırmak amacıyla Güney Yemen’deki bazı gruplar üzerinden BAE’nin rolünü yeniden güçlendirmeye çalıştığı anlaşılıyor.

Tüm bu gerilimin gerekçesi olarak Washington’ın, tıpkı Hürmüz Boğazı’nda olduğu gibi Ensarullah’ın ve arkasındaki İran’ın Babülmendep Boğazı’nı denetim altına almasını engelleme arzusu gösteriliyor.

Oysa fiili durum çoktan şekillendi: Babülmendep artık İran ve müttefiklerinin denetiminde; Ensarullah’ın yürüttüğü savaş ise ABD’yi ve birçok bölge ülkesini hesaplarını gözden geçirmeye zorlayacak daha geniş bir stratejinin yalnızca bir parçası.

Babülmendep’in tamamen trafiğe kapatılması artık kuramsal bir ihtimal değil; Yemen üzerindeki ablukanın kaldırılmasını birinci öncelik sayan, fakat bölgesel ölçekte Direniş Ekseni’nin stratejisinden bağımsız hareket etmeyen Ensarullah’ın elindeki fiili bir baskı aracı.

Çeviri: YDH

Yakın Doğu Haber
ydh.com.tr
Bu belge 11.09.2026 10:06 tarihinde alınmıştır.
https://ydh.com.tr/d/44522/tahran-washington-i-bekliyor-hurmuz-de-babulmendep-de-elimizde