Yemen’in batı kıyısı zaferi ve değişen Kızıldeniz denklemi Yazıya git

PDF olarak indirmek için yazdırma penceresinde hedef olarak “PDF olarak kaydet” seçeneğini işaretleyin.

Yakın Doğu Haber
YEMEN DOSYASI
12 Eylul 2026 · 09:26

Yemen’in batı kıyısı zaferi ve değişen Kızıldeniz denklemi

Yemen ordusunun Muha’dan Babülmendep’e uzanan hızlı ilerleyişi, Suudi-BAE koalisyonunun yıllardır kurduğu askerî hattı çökerterek Kızıldeniz’de yeni bir stratejik denge ortaya çıkardı.

YDH- Hala Ferhat, el-Meyadin’deki analizinde, Yemen ordusunun Muha, Babülmendep ve çevresindeki stratejik bölgeleri ele geçirmesinin, Suudi-BAE koalisyonunun yaklaşık üç yılda kurduğu askerî düzeni birkaç gün içinde çökerterek Kızıldeniz’deki dengeleri değiştirdiğini söylüyor. Yazara göre Sanaa’nın ilerleyişi, Yemen’e önemli deniz ticaret yolları üzerinde daha güçlü bir konum kazandırırken, Hürmüz’de İran’ın oluşturduğu baskıyla birlikte Washington ve bölgedeki müttefikleri açısından iki stratejik boğazda eş zamanlı bir baskı ortaya çıkardı.

Yemen Silahlı Kuvvetleri cuma günü yaptığı açıklamada, bu ayın başında başlatılan geniş çaplı operasyon sonucunda Suudi destekli güçlerin Taiz ve Hudeyde vilayetlerindeki altı ilçeden çıkarıldığını, operasyonun tarihi Kızıldeniz limanı Muha’nın ele geçirilmesi ve Zubab ile Babülmendep Boğazı’nın en dar noktasında bulunan Meyyun Adası’na ilerlenmesiyle sonuçlandığını duyurdu.

Yemen Silahlı Kuvvetleri Sözcüsü Tuğgeneral Yahya Seri, perşembe günü yayımlanan açıklamasında, “Allah’ın azabı daha çetin ve daha şiddetlidir” adı verilen operasyonun 3 Eylül’de başlatıldığını ve 5 bin 400 kilometrekarelik alanı kapsadığını söyledi.

Seri, operasyonda toplam 38 tugaydan oluşan yedi askerî tümenin hedef alındığını ve dokuz Suudi hava aracının düşürüldüğünü belirtti.

Suudi destekli hükümet, AFP’ye Yemen Silahlı Kuvvetleri’nin Babülmendep bölgesi ile Meyyun Adası’nın kontrolünü tamamen ele geçirdiğini doğrularken, yetkililer Reuters’a kendi güçlerinin adadan çekildiğini söyledi.

Bu hafta el değiştiren bölge, dünyanın en önemli deniz geçiş noktalarından birinin üzerinde bulunan kıyı şeridiydi. Suudi-BAE koalisyonunun ilk etapta yaklaşık üç yılda oluşturduğu bu hakimiyet, Sanaa tarafından birkaç gün içinde geri alındı.

Arapçada “Gözyaşı Kapısı” anlamına gelen Babülmendep, Kızıldeniz’i Aden Körfezi ve Hint Okyanusu’na bağlıyor ve dünyanın en kritik deniz geçiş noktalarından birini oluşturuyor.

Küresel deniz ticaretinin yaklaşık yüzde 10 ila 15’i ile her gün milyonlarca varil ham petrol ve yakıt, Süveyş Kanalı’na doğru ilerlerken bu dar geçitten taşınıyor. Babülmendep kıyılarını kontrol eden taraf, Asya, Arap dünyası ve Avrupa’yı birbirine bağlayan ticaret yolları üzerinde önemli bir baskı aracına sahip oluyor.

Muha neden stratejik öneme sahip?

Bu kıyılara hakim olmak, öncelikle onlara en yakın limanın kontrol edilmesini gerektiriyor. Yemen’in batı kıyısındaki diğer noktalardan ziyade Muha’yı uğruna mücadele edilen bir şehir haline getiren de bu konumu.

Muha, askerî açıdan stratejik bir hedef haline gelmesinden çok önce, İngilizcedeki “mocha” kelimesinin ortaya çıkmasına kaynaklık eden şehirdi. Liman, 16. yüzyıldan 18. yüzyılın başlarına kadar dünya kahve ticaretinin başlıca merkeziydi. Yemen’in daha serin yüksek kesimlerinde yetiştirilen kahve çekirdekleri kervanlarla kıyıya taşınıyor ve buradan ihraç ediliyordu.

Yemen’in güneybatı kıyısında bulunan Muha şehri ve limanı, Babülmendep’in en dar noktasının yaklaşık 75 kilometre kuzeyinde yer alıyor.

Muha ile çevresindeki kıyı ilçelerinin kontrolünün sağlamlaştırılması, Sanaa’ya batı kıyısında önemli bir bölgesel derinlik kazandırıyor, Hudeyde’den güneye doğru etki alanını genişletiyor ve Suudi destekli hükümete bağlı güçlerin bölgedeki başlıca üssünü ortadan kaldırıyor.

Ancak 10 Eylül’de değişen yalnızca bölgesel hakimiyet değildi. İkinci ve daha önemli boyut, bu hakimiyetin Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne sağladığı imkânlar oldu.

Muha ve çevresindeki kıyı bölgelerinin kontrolü, Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne Babülmendep’ten geçen deniz yolları üzerinde kıyı radarlarıyla doğrudan gözetleme, füze ve İHA sistemleri için fırlatma mevzileri ve deniz trafiğini takip edebilecek gözlem noktaları sağlıyor.

Bu durum, Yemen Silahlı Kuvvetleri’nin İsrail bağlantılı gemilere ve düşman olarak nitelendirdiği deniz araçlarına yönelik ilan ettiği kısıtlamaları uygulama kapasitesini güçlendirirken, güneydeki deniz erişimi zaten büyük ölçüde sekteye uğramış olan işgal altındaki Umm el-Raşraş Limanı üzerindeki baskıyı da artırıyor.

Yemen Silahlı Kuvvetleri’nin karada kontrolünü ele geçirdiği bölge boş bir kıyı şeridinden ibaret değildi.

Muha Limanı BAE tarafından yeniden faaliyete geçirilmiş, kentin havaalanındaki pist ile Halid Kampı Üssü ve batı kıyısında konuşlandırılan güçlerin komuta merkezi konumundaki Cebel Nar Kampı dahil askerî tesisler, Suudi-BAE destekli askerî varlığın yıllardır operasyonel omurgasını oluşturmuştu.

Babülmendep yalnızca petrol için önemli değil

Petrol tankerleri Babülmendep’ten geçen trafiğin en görünür unsuru olsa da boğazın stratejik önemini oluşturan yükler bunlarla sınırlı değil.

Deniz tabanında yaklaşık 15 ila 17 fiber optik kablo sistemi bulunuyor. Bu hatlar Avrupa, Doğu Afrika, Batı Asya ve Güney Asya’yı birbirine bağlayan veri trafiğinin önemli bir bölümünü taşıyor. Dolayısıyla Babülmendep, deniz taşımacılığının yanı sıra küresel dijital iletişim açısından da kritik bir merkez niteliğinde.

Ham petrol ve sıvılaştırılmış doğal gazın yanı sıra bu koridordan buğday, pirinç, şeker ve gübre de taşınıyor. ABD’li yetkililer, Babülmendep’te yaşanabilecek bir kesintinin risklerini değerlendirirken gıda güvenliği ve tarımsal ticaretin önemine defalarca dikkat çekmişti.

Yemen Silahlı Kuvvetleri’nin Babülmendep’e hakim kıyıların kontrolünü ele geçirdiği haberleri gelirken ABD’de dizel yakıtın ulusal ortalama fiyatı tarihte ilk kez galon başına 6 doları aşarak 11 Eylül’de yaklaşık 6,06 dolara ulaştı.

Fiyatlardaki yükseliş, ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü savaş ve ardından Fars Körfezi’ndeki enerji akışının kesintiye uğramasından düşük stoklara ve rafineri kısıtlamalarına kadar giderek artan baskıların piyasalar tarafından fiyatlandığı bir dönemde gerçekleşti.

Yemen’in ilerleyişi ise Washington’ın artık tek bir stratejik boğaz yerine iki ayrı geçiş noktasında giderek büyüyen risklerle karşı karşıya olduğu algısını güçlendirdi.

Babülmendep’in Sanaa’nın, Hürmüz Boğazı’nın ise Tahran’ın kontrolünde bulunmasıyla Direniş Ekseni, bölgedeki Batılı emperyalist gündemlere karşı mücadelesinde daha fazla baskı aracına sahip oldu.

Bu iki stratejik geçiş noktası İran ve Yemen’e Batı Asya enerji akışı üzerinde tek ve birleşik bir komuta sağlamıyor. Ancak aynı çizgideki güçlere, Arap Yarımadası’na hizmet eden iki deniz kapısı üzerinde birbirini tamamlayan baskı noktaları kazandırıyor.

Bu durum, Suudi yönetiminin Hürmüz’deki risklerden kaçınmak amacıyla kendi ham petrol ihracatını giderek daha fazla Kızıldeniz üzerinden yönlendirdiği bir dönemde gerçekleşiyor.

Koalisyonun üç yılda kurduğu hat birkaç günde çöktü

Sanaa’nın bugün kontrol ettiği kıyı şeridinin ilk kez ele geçirilmesi Suudi-BAE koalisyonunun yaklaşık üç yılını almış ve koalisyon buna rağmen kıyının tamamını kontrol edememişti.

Koalisyon destekli güçler, Suudi öncülüğündeki saldırıların başlamasından yedi ay sonra, Ekim 2015’te Babülmendep ile Meyyun Adası’nı ele geçirdi.

Muha ise yaklaşık 22 ay sonra, Ocak 2017’de “Altın Mızrak” adı verilen operasyon sonucunda düştü.

Koalisyon güçleri Haziran 2018’e, yani savaşın başlamasından üç yılı aşkın süre sonrasına kadar Hudeyde’nin dış mahallelerine ulaşamadı. Aralık 2018’de imzalanan Stockholm Anlaşması’nın cephe hattını dondurmasının ardından ilerleyiş burada durdu. Sanaa ise bu süre boyunca Hudeyde ile Kızıldeniz’in kuzey kıyılarındaki kontrolünü korudu.

BAE, Muha’yı Tarık Salih’in “Ulusal Direniş Güçleri”nin başlıca üssü haline getirdi. Başlangıçta yaklaşık 3 bin savaşçıdan oluşan gücün mevcudu yaklaşık 20 bine çıkarıldı.

BAE aynı zamanda bölgede kendi subaylarını konuşlandırdı, maaşları ödedi, silah ve araç sağladı ve Muha Limanı’nı yeniden faaliyete geçirdi.

Meyyun Adası’nda ise askerî pist inşaatına 2016’nın sonlarında başlandı. Çalışmalar bir süre durdurulduktan sonra yıllar sonra yeniden başladı.

2021 yılına gelindiğinde uydu görüntüleri, adada üç hangara sahip 1,85 kilometre uzunluğunda tamamlanmış bir pist bulunduğunu gösteriyordu. BAE ayrıca ada için 20 yıllık kiralama anlaşması yapmaya çalıştı.

BAE’nin bölgedeki varlığını azaltmasının ardından finansmanın önemli bir bölümünü Suudi rejimi üstlendi. Suudi yönetimi “Ulusal Direniş Güçleri”nin maaşlarını ödemeyi ve bölgedeki yeniden inşa projelerini finanse etmeyi sürdürdü.

Muha’nın düşmesinden kısa süre öncesine kadar batı kıyısından gelen haberler Suudi destekli hükümet güçlerinin geri çekilmesine değil, ilerlemesine işaret ediyordu.

Bir hafta süren çatışmalar sırasında Suudi destekli güçler kaybettikleri bazı bölgeleri kısa süreliğine yeniden ele geçirmişti. Ancak 10 Eylül’de savunma hatları birkaç saat içinde çöktü.

Yemen ordusu neden bu kadar hızlı ilerledi?

Yemen ordusu, söz konusu çöküşün temel nedeninin komuta yapısı olduğunu belirtiyor.

Ensarullah Siyasi Büro Üyesi Hizam Esed, el-Meyadin’e yaptığı açıklamada, Yemen Silahlı Kuvvetleri’nin batı kıyısındaki bölgelere girişinin yerel halk tarafından geniş ölçüde memnuniyetle karşılandığını söyledi.

Esed, operasyonun Yemen toprakları üzerinde Yemen egemenliğini yeniden tesis etmeyi amaçlayan bir iç operasyon olduğunu belirtti.

Emekli Tuğgeneral ve askerî strateji uzmanı Ali Ebi Raad da el-Meyadin’e yaptığı açıklamada koalisyonun yenilgisinin, temelde parçalı bir güç yapısına sahip olmasından kaynaklandığını savundu.

Raad, Suudi destekli Başkanlık Konseyi üyesi Tarık Salih’e bağlı yaklaşık 30 bin savaşçı ile “Devler Tugayları”nı, aralarında Arap ve Batılı unsurların da bulunduğu Selefi, cihatçı ve paralı savaşçılardan oluşan, tek bir birleşik komuta yapısına sahip olmayan parçalı bir güç olarak tanımladı.

Buna karşılık Yemen Silahlı Kuvvetleri’nin, Gazze’ye destek operasyonlarının başlamasından bu yana geçen iki yıl boyunca harekâtını tek bir komuta yapısı altında hazırladığı ve kendisine belirleyici üstünlük sağlayan yerli üretim füze ve insansız hava araçları geliştirdiği ifade edildi.

“Ulusal Direniş Güçleri” ile “Devler Tugayları” yıllardır Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne karşı özel olarak eğitilmiş seçkin birlikler olarak tanıtılıyor ve Suudi yönetimi tarafından donatılıp finanse ediliyordu.

Bu güçlerin ani geri çekilmesinin ardındaki etkenlerin kesin dağılımı ne olursa olsun ortaya çıkan sonuç, koalisyonun ilk etapta yaklaşık üç yılda oluşturabildiği askerî ve bölgesel düzenin birkaç gün içinde çökmesi oldu.

Çeviri: YDH

Yakın Doğu Haber
ydh.com.tr
Bu belge 12.09.2026 11:02 tarihinde alınmıştır.
https://ydh.com.tr/d/44563/yemen-in-bati-kiyisi-zaferi-ve-degisen-kizildeniz-denklemi