PDF olarak indirmek için yazdırma penceresinde hedef olarak “PDF olarak kaydet” seçeneğini işaretleyin.
Israel Hayom yazarı Amit Segal, İsrail’de seçim sonrası hükümet senaryoları, İran yönetiminin geleceği, Trump’ın seçenekleri ve Ortadoğu’daki değişen dengelerle birlikte yapay zekâ ve kuantum bilgisayar risklerini değerlendirdi.

YDH ― Israel Hayom yazarı Amit Segal, İsrail’de yaklaşan seçimlere ilişkin analizinde, seçimlerin kamuoyunda “ülke tarihinin en kader belirleyici seçimi” olarak sunulmasını sorguladı.
Segal, mevcut anketlerin değişim bloğunun 61 sandalyelik çoğunluğa ulaşamayacağını göstermesi halinde seçimlerin Netanyahu hükümetini devirmekten çok, farklı partilerin geçici bir hükümet formülü etrafında bir araya gelmesine yol açabileceğini savundu.
Segal, 1992’de Yitzhak Rabin’in Yitzhak Şamir’i yalnızca bir milletvekili farkıyla geride bıraktığı ve 1996’da Netanyahu’nun Şimon Peres’i yüzde 1’den daha az farkla geçtiği seçimleri örnek gösterdi.
Segal’e göre bu seçimlerde ortaya çıkan sonuçlar İsrail siyasetinin yönünü gerçekten değiştirdi.
Ancak Segal, mevcut anketlerin değişim bloğunun 61 sandalyelik çoğunluğun altında kalacağını göstermesi halinde aynı durumun yaşanmayacağını belirtiyor.
Böyle bir tabloda Netanyahu karşıtı partilerin iktidarı değiştirebilmek için seçim kampanyalarında verdikleri bazı sözlerden geri adım atarak kırılgan bir hükümet kurmak zorunda kalacağını savunuyor.
Segal’e göre farklı partilerin Knesset’te yalnızca tek bir oylama için bir araya gelmesi kalıcı bir siyasi değişim anlamına gelmiyor.
İsrailli gazeteci, bu tür bir yapılanmanın daha önceki “değişim hükümeti” deneyiminde olduğu gibi geçici bir koalisyona dönüşebileceğini hatırlatıyor.
Segal, seçimden sonra ortaya çıkabilecek tablo açısından Chili Tropper’ın partisinin Gadi Eisenkot’un listesine katılmasını önemli bir gelişme olarak değerlendiriyor. Yazara göre bu birleşme, Eisenkot’un seçim sonrasında hükümet kurma hesabını doğrudan etkileyebilir.
Segal’in aktardığına göre Eisenkot cephesindeki plan, Arap partilerinden hükümete katılmalarını istemek yerine onların olası bir azınlık hükümeti sırasında çekimser kalmasını sağlamak üzerine kurulu.
Bu formülde Eisenkot’un Arap partilerinin liderleri Mansur Abbas ve Ahmed Tibi ile doğrudan koalisyon pazarlığı yapmaktan kaçınması, bunun yerine Netanyahu’nun iktidarda kalmasından onları sorumlu tutan bir siyasi baskı oluşturması öngörülüyor.
Segal, planın kamuoyuna açık biçimde dile getirilmesinin seçimden sonra doğru veya yanlış olduğunun anlaşılacağını belirtiyor. Yazara göre bu stratejinin temel amacı, değişim bloğunun zorlandığı bir dönemde seçmenlere seçim sonrasında sürpriz bir hükümet kurulabileceği umudunu vermek.
Segal, Eisenkot ile Chili Tropper arasındaki siyasi yaklaşım farkının birleşme görüşmelerinde önemli rol oynadığını belirtiyor. Tropper’ın 2020’de Benny Gantz liderliğinde benzer bir hükümet formülünün kurulmasını engelleyen isimlerden biri olduğunu hatırlatan Segal, bu geçmişin bugünkü hükümet senaryosu açısından da önem taşıdığını savunuyor.
Yazara göre Eisenkot cephesindeki hesap, hükümetin tabanını mümkün olduğunca genişletmek üzerine kuruluyor. Öncelik Netanyahu’nun yerine başka bir ismin getirilmesi olurken, Likud dışındaki sağ partilerden bazı isimlerin de hükümete katılması ihtimali değerlendiriliyor.
Bu seçeneklerin gerçekleşmemesi halinde ise kısa süreli bir azınlık hükümeti kurulması gündeme gelecek. Segal’e göre böyle bir hükümet kalıcı bir koalisyon projesinden ziyade, yeni ortaklar bulunana veya yeniden seçime gidilene kadar görev yapacak geçici bir yapı olarak tasarlanıyor.
Bu durumda tartışmanın temel sorusu, yeniden seçime Netanyahu liderliğindeki bir hükümetle mi yoksa Eisenkot liderliğindeki bir hükümetle mi gidileceği olacak.
Segal’e göre Eisenkot’un planının en büyük sorunu ise hükümeti oluşturması beklenen siyasi ortakların tutumu.
Avigdor Lieberman ve Naftali Bennett’in böyle bir girişime katılmayacaklarını daha önce açıkça ortaya koyduğunu belirten Segal, özellikle Lieberman’ın Eisenkot’u başbakanlığa taşımak için neden siyasi bedel ödemeyi göze alacağını sorguluyor.
Segal, aynı sorunun Bennett için de geçerli olduğunu belirtiyor. Yazara göre kurulacak hükümetin yalnızca Netanyahu’yu görevden uzaklaştırmak ve ardından yeniden seçime gitmek amacı taşıdığı anlaşılırsa, Bennett ve Lieberman’ın bu formüle destek vermesi daha da zorlaşacak.
Böyle bir hükümete katılmanın Netanyahu’nun bir sonraki seçimde kazanma ihtimalini artırabileceğini savunan Segal, Eisenkot’un başbakanlık makamının sağladığı avantajla seçim kampanyası yürütmesinin de mevcut siyasi ortaklar açısından ciddi bir risk oluşturacağını belirtiyor.
Segal, 2021’deki hükümet deneyiminin bugünkü tablo açısından önemli bir ders içerdiğini savunuyor.
Yazara göre Bennett’in başbakan olmasını sağlayan yalnızca altı sandalyeye sahip olması veya siyasi pazarlık becerisi değildi. Asıl belirleyici unsur, Netanyahu’yu değiştirme konusunda diğer koalisyon ortaklarıyla aynı kararlılığa sahip olmasıydı.
Segal, bugün ise Lieberman’ın Eisenkot’un azınlık hükümeti planına katılmayacağını açıkça ilan ettiğine dikkat çekiyor. Bu nedenle 61 sandalyelik çoğunluk sağlanamazsa Eisenkot’un planının, ironik biçimde, Lieberman’ın hükümet kurmasının önünü açabileceğini öne sürüyor.
Segal analizinin ikinci bölümünde İran’a yönelik İsrail ve ABD politikalarındaki değişime de değindi.
Israel Hayom yazarının aktardığına göre, sivil hayata geçmiş üst düzey bir İsrailli yetkili bu hafta Washington’daki MEAD Konferansı’nda İran yönetiminin üst düzey isimlerine yönelik operasyonun nasıl gerçekleştirildiğine ilişkin ayrıntılar anlattı.
Segal’in aktardığı anlatıma göre İsrail tarafında cumartesi günü saat 09.30’da bir subay toplantısı yapılması planlandı. Daha sonra istihbarat bakanlığının saat 08.30’da toplantı yapacağı öğrenildi. Sürpriz unsurunun korunması için her iki toplantının da aynı saldırı kapsamında hedef alınması gerekiyordu.
Bakanlık toplantısının bir saat sürmesinin planlanması üzerine operasyon saatinin buna göre ayarlanması önerildi. Segal’in aktardığına göre saldırının 09.40’ta gerçekleştirilmesi kararlaştırıldı; toplantının uzaması sayesinde İsrail operasyonu sırasında üst düzey yetkililer hâlâ toplantıdaydı.
Segal, bu olayın ardından İsrailli yetkililerin toplantıların planlanan süreden uzun sürmesi ihtimalini de operasyon hesaplarına dahil ettiğini aktardı.
Segal, son üç yılda Washington’daki MEAD Konferansı’nda İran’a ilişkin yaklaşımın önemli ölçüde değiştiğini belirtiyor.
Yazara göre 2024’teki konferansta ağırlıklı olarak İsrail’in İran eksenindeki silahlı gruplarla mücadelede yaşadığı sorunlar konuşuluyordu. O dönemde Hamas lideri Yahya Sinvar rehineleri elinde tutuyor, Hizbullah lideri Hasan Nasrallah ise İsrail’in kendisine yönelik operasyon hazırlığında olduğundan habersizdi.
2025’te ise konferans devam ederken İsrail’in Hamas liderliğini Doha’da hedef almaya çalışması gündeme gelmiş ve tartışmalar İsrail’in durdurulması gerektiği yönünde yoğunlaşmıştı.
Segal’e göre bu yılki konferansın temel gündemini ise İran’a karşı oluşturulan koalisyon belirledi. İran’ın bölgesel etkisinin ve İslam Cumhuriyeti yönetiminin geleceğinin Ortadoğu’daki en önemli meselelerden biri olduğu konusunda artık daha geniş bir mutabakat oluştuğunu belirten Segal, İran’ın ciddi biçimde zayıflamasına rağmen krizin henüz sona ermediğini savunuyor.
Segal, eski Mossad Başkanı David Barnea’nın geçen yıl etkili yaptırımların İran yönetimini bir yıl içinde çöküş noktasına getirebileceği yönündeki değerlendirmesini hatırlatıyor.
Yazara göre Mossad içindeki mevcut değerlendirme ise ABD’nin İran üzerindeki baskıyı sürdürmesi halinde İslam Cumhuriyeti’nin 2027’nin ilk çeyreğinde çökebileceği yönünde.
Segal ayrıca üst düzey bir Amerikalı yetkilinin konferansta “Yeni bir Ortadoğu olacak” değerlendirmesini aktarıyor.
Yazara göre birkaç ay öncesine kadar İran’ın savaştan üstün çıktığı yönündeki değerlendirmeler daha yaygındı. Ancak İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik baskısının sonuçları ortaya çıktıkça bu görüş zayıfladı.
Segal, üst düzey bir Beyaz Saray yetkilisinin İran liderliğiyle ilgili değerlendirmesine de yer veriyor. Yetkili, İran’ın dini liderinin babasının cenazesine katılamamasını ve kardeşinin maske takmak zorunda kalmasını örnek göstererek, “Kazanan böyle mi görünür?” sorusunu yöneltti.
Segal’e göre İran üzerindeki baskının yakın zamanda sona ermesi beklenmiyor; aksine İsrail ve ABD’deki seçimlerin ardından baskının artması ihtimali bulunuyor.
Yazar, Cumhuriyetçilerin ABD seçimlerinde başarılı olması halinde Donald Trump’ın dış politikada daha serbest hareket edebileceğini savunuyor. Cumhuriyetçilerin başarısız olması halinde ise ABD tarihindeki bazı örneklere dayanarak, Kongre ve iç siyasette güç kaybeden başkanların dış politikaya daha fazla ağırlık verme eğiliminde olduğunu belirtiyor.
Segal, Trump’ın önünde başka bir başkanlık seçimi kalmayacak olması nedeniyle İran konusunda daha sert bir politika izleme ihtimalini de gündeme getiriyor. Netanyahu’nun seçim sonrasında normal bir hükümetin değil geçiş hükümetinin başında olması halinde nasıl hareket edeceğinin ise daha belirsiz olduğunu ifade ediyor.
Segal’in aktardığı konferans değerlendirmeleri arasında yapay zekâ ve kuantum bilgisayarların oluşturabileceği riskler de yer aldı.
Siyaset ve teknoloji dünyasından üst düzey bir isim, yapay zekânın yanlış anlaşılması nedeniyle insanlığın kendi sonunu hazırlayabileceği uyarısında bulundu. Segal’in aktardığına göre söz konusu isim, yaklaşık 20 yıl içinde kuantum bilgisayarların gelişimiyle insanlığın tamamen ortadan kalkabileceği ihtimalinden söz etti.
Bu senaryoda insanlığın hayatta kalmasının tek koşulunun, kuantum bilgisayarların elektrik üretimi için insanlara ihtiyaç duyduğu sonucuna varması olabileceği ileri sürüldü.
Segal, bu karamsar tabloyu İran ve Gazze başta olmak üzere Ortadoğu’daki gelişmelerle ironik biçimde karşılaştırarak analizini tamamlıyor.